Açılır doğum sancıları, açılır hazan kapıları; ben çocukluğumu çocukluğumda bıraktım. Bir cebimde bilyeler, bir cebimde şiirle yaşadım. Hiçbir zaman bahara açılmamış sokak kapılarına, gizli bir “tık” bıraktım. Güz yaprakları dökülmemiş eşiklerine, manadan beden almış bir varlık bıraktım. -----
Ankara’da, çoook eski ve nemli bir rüzgârın ayakuçlarıma savurduğu mısraları toplayarak büyüdüm. Kilosu başına üç kuruş almak için tomar edilip satılmış eski gazetelerde, hazin olayları yeniymiş gibi okuyarak, asıl yaşayan insanın bile çoktan soğuttuğu yaralarına içerlenip, ağladım. -----
Kimsesiz sokaklar ödediler bana olan borçlarını. Karşılıksız bir aşkla onore ettiler başımı. Hem kendime hem ona, yiğit bir veda bıraktım. Şimdi bir kaşı havada, burnu büyük, kibrinden daha dik yürüyor. Bilmez ki ben “o”nu kendimden eksilttiklerimle çoğalttım.
Artık;
siz kucaklarken ferah bir sabahın ince belini, ben sabaha karşı bir şimal yıldızının son parıltısında kalacağım.
Vahi bir şairin ruhu şimdi, ellerimde rehin duruyor; onu ne zaman anlarsanız, salacağım…
Tolga / 2008