“bi Hiii Yap Bakayım?”
İçimi yakıp kavurup, tutup minicik ellerimden, alıp götürür beni annemin kucağına babamın ocağına… Kimi zaman neşelendirip, kimi zaman ağlatır hüzünle, kimi zaman sevgilimi hatırlatır bana… Efkârımı siler, perçinler özlemimi… Dünyanın başka hiçbir sesine değişmem hiç birinin sesini, sözünü, bestesini…
Ne mi onlar? Türkülerimiz elbette. Dolanırken gazeteleri, haberleri, izleme şansı buldum. “mutlu ol bu bir emirdir!” diyordu. Saza söze geçer mi bu emir düşündürdü. Hangisiydi tanıdık gelen, anasını özlemek mi, sevgili hasreti mi? Melodileri bile elindeki silahı yerle bir etmeye yetmedi mi? Yetti elbet. Emirler kime şimdi soruyorum sizlere. Gözleriniz kapatıp hiç dinlemediniz mi ömrünüzde bir türküyü. Sözlerinde kendinizi görmediniz mi, hastane önünde beklerken ölümü bile hissetmediniz ensenizde.
Bizler şarklıyız. Güneşin doğup, her yeni güne merhaba dediği yerin kavruk, içli çocuklarıyız. Eleme elem katar, mutluluğa yelken açarız. Sevinir mutlu oluruz, açlığı paylaşırız kuru soğanla. Yokluğa talimliyiz. Yeter ki bir olsun gönüller.
Bizler şarklıyız. Dilimiz evrensel, güneşle yansıyan ışıklar gibi süzülür gireriz medeniyetin içerisine. Derler ya ışık doğudan yükselir, aynen öyle işte. Sindirile sindirile geldiğimiz yerden bir de bakalım kendimize.
Bizler şarklıyız. Yerde oturup yemeğe ekmeğimizi banarız. El elele verip harman kaldırıp, her baharla yarınlara umutlar ekeriz. Birileri hep karışsa da, yok etmeye çalışsa da, öyle elmastan, pırlantadan kol düğmeleri yerine, taşı oyar takarız kolumuza, kalkarız yeniden ayağa.
Bizler şarklıyız. Al üstüne mor çiçekli fistanlı, teri ensesinde, sabanı elinde, medeniyet denilen şeyin beşiğinde sallanır dururuz. Kötülüğü, kini bilmez kalbimiz. Kırlarda at koşturur zamana karşı yarışırız.
Siz şimdi nerde, küreselleşen dünyada bunların ne önemi kaldı ki diyeceksiz. Bizler şarklıyız. Bir ayağı deniz de, bir gözü yeşilde… Siz varın küreselleşe durun. Haydi, durmayın kazın birbirinizin kuyusunu. Haydi, uçurun birbirinizin kafasını, çocukları babasız, kadınları yavrusuz bırakın. Haydi, bir gün nasıl olsa biteceğinizi bildiğiniz halde, saldırın sizin olmayan petrollere, madenlere… Petroller, madenler üzerine kurun medeniyetlerinizi. Siz de jean giyip, siz de coca cola içip, hamburgerle beslenin. Haydi, kızlarınıza elizabeth, oğullarınıza joon deyin. Bayramlarda yolunuzu gözleyen babalarınız, anneleriniz yerine, tatil köylerine gidin.
Bu bir emirdir. Bu dünyayı birbirinize zehredin!!!
Fondip: Tebrikler ve çokça teşekkürler, Sinan ÇETİN…
Bu yazıya sadece yazarın arkadaşları yorum yapabilir
Tavsiye Et :
|
|
Bekir Cevizci / 10.03.2008
Mutlu olmak gerekir hayatta; her türlü olumsuzluk ve hiç güneşin doğmadığı günlerde bile.Tebrikler...
|