““BASEL II” SEMPOZYUMU”NUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ VE ATATÜRKÜN DEVLETÇİLİĞE YÖNELMESİ – IAyten DİRİERİzmir Ekonomi Üniversitesi’nde 2-4 Mayıs 2008 tarihleri arasında,İşletme Bölümü girişimiyle, Türkiye İŞ Bankası sponsorluğunda “BASEL II’ye GEÇİŞ ÖNCESİ KOBİLERDE GENEL DURUM DEĞERLENDİRMESİ: Sorunlar ...”
"basel İı" Sempozyumu`nun Düşündürdükleri ve Atatürk`ün Devletçiliğe Yönelmesi 1
“BASEL II” SEMPOZYUMU”NUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ VE ATATÜRKÜN DEVLETÇİLİĞE YÖNELMESİ – I
Ayten DİRİER
İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde 2-4 Mayıs 2008 tarihleri arasında,İşletme Bölümü girişimiyle, Türkiye İŞ Bankası sponsorluğunda “BASEL II’ye GEÇİŞ ÖNCESİ KOBİLERDE GENEL DURUM DEĞERLENDİRMESİ: Sorunlar ve Çözüm Önerileri” Uluslararası Sempozyumu yapıldı. Sempozyum Adnan Menderes,Akdeniz,Anadolu,Başkent,Bilecik, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Ege, Gazi,Gaziantep, Giresun,Harran,Hitit,İzmir Ekonomi,Kadir Has, Kocatepe,Marmara, Muğla,Nevşehir, ODTÜ,Sakarya, Selçuk,Uludağ,Uşak, Yakın Doğu,Yaşar,Yeditepe Üniversiteleri temsilcileri, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı, Sermaye Piyasası Kurulu ile T.İŞ Bankası üst düzey yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Son günü Efes – Şirince - Meryem Ana gezisine ayrılan sempozyumun açılış konuşması, Rektör Attila Sezgin ve Mütevelli Heyet Başkanı Ekrem Demirtaş`ın özlü konuşmalarının ardından, Türkiye İŞ Bankası Genel Müdürü ve Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince tarafından yapıldı. Ardından T. İŞ Bankası Risk yönetimi Müdürü Hasan Candan, Basel II’nin tarihçesi, Risk Oranları ve Türkiye’nin bu alandaki konumuyla ilgili bir sunum gerçekleştirdi.
Ersin Özince, finansal sistemin gelişmesini ve istikrar içerisinde ilerlemesini amaçlayan Basel II düzenlemelerinin, Türkiye`nin ekonomik gelişimini de olumlu yönde etkileyeceğini söyledii. Türkiye gibi gelişen bazı ülkelerin para sermaye piyasalarını Basel II`ye uydurmaya çalışırken, bu standartlarla yakından uzaktan ilgisi olmayan ülkelerin rekabetine maruz kaldığını belirtti. ABD`den kaynaklanan ve bütün dünyayı etkileyen krizlerin de para sermaye ilişkilerindeki kuralların zaaflarından ortaya çıktığını vurgulayan T.İş Bankası Genel Müdürü, "Biz şu anda Basel 1.5 durumuna gelmişken aslında A.B.D.`den pek farkımız yok. Yani Türkiye gibi sermayesi kısıtlı bir ülkede Basel II düşünülürken A.B.D. dahi bu standartlar yakalanmış değil. Çin gibi dünyanın gelişen ülkesi ise Basel`in daha kenarından geçmiş değil. 2012 yılı itibariyle en büyük 2 bankasının Basel II`ye uyumlu hale gelebileceğini lütfen ilan etti" diyen Ersin Özince, dünyada ticaret gibi sermayenin de kurallarının konulması gerektiğine dikkat çekti. Basel II standartlarının bütün dünyada uygulanmasının bir anlam kazanacağına dikkat çekerek, aksi durumda haksız rekabetin oluşacağını vurguladı. "Basel II Gümrük Birliği gibi olmasın." diyen Özince, bu sözlerinin karşıymış gibi algılanmaması gerektiğini özellikle belirtti. Çin`in çevreden sosyal güvenliğe kadar hiç bir standarda uymadan üretim yaptığına dikkat çeken Özince, "Sonrada gelir bütün kurallara uymaya çalışan benim ülkemin üretimini istihdamını baltalarsanız o zaman Basel`in dünyaya yararı bir tek Türkiye`ye olmuş ise bir işe yaramaz. Sermaye Basel II gibi taktiklerin olmadığı Çin, Hindistan gibi ülkeleri tercih ederler. Kural olmadığı için gider, o ülkeleri tercih eder" dedi. Özince, dünyayı etkileyen Mortgage krizinin kötü yönetim, yetersiz düzenleme ve kötü denetim nedeniyle oluştuğunu vurguladı. IMF`nin bulunduğu başkentte IMF ve Dünya Bankası`nın hazırlayıp bütün dünyaya uygulattığı kuralların kendi başkentlerinde de uygulanması gerektiğine dikkat çekti. Mortgage krizinde batan paranın 1 trilyon dolara yaklaştığına belirten Özince, "Türkiye`de 2001 krizinde BDDK ve TMSF üçlü denetim yapmıştı. Herkes `aman bu iş çok güçlü yapıldı` diye kanaat getirdi. Trajik durumlar yaşadık. Canlı canlı bankalarımızı morga koyduk. Canlı canlı bankalarımızı," çok büyük zaaflar içinde kurtarılamaz bunlar kapatın" dedik. BDDK, TMSF gibi kuruluşlar, bu ülkelerde olsa ve Türkiye`deki pratiği uygulasalar, birçok uluslararası bankalar bankacılığa veda etmelidir." dedi. Özince, dünyanın yeni şoklar yaşamaması için yalnız bankacılık sistemini düzenlemenin yeterli olmayacağını belirtti. Bundan sonra yapılacak düzenlemelerin bankacılığın yanısıra bütün mali sektörü, iş hayatının oyuncularını kapsaması gerektiğini söyledi. İstanbul finans projesinin mutlaka hayata geçmesi gerektiğini belirten Ersin Özince, "Bu proje Türkiye`deki şehirlere rakip değildir. Olsa olsa Türkiye dışındaki şehirlere Dubai`ye, Moskova`ya, Varşova`ya rakiptir." dedi.
Ersin Özince’yi dinlerken zihnimdeki Zaman Tüneli’den 1929 Krizine gittim. Genç Türkiye Cumhuriyeti, devrim hareketleri ile dünyaya parmak ısırtıp, siyasî alanda önemli bir güç olmaya başlarken; A.B.D. başlayan Ekonomik Kriz, dalga dalga yayılıp, dünyayı kasıp kavurmaya başlar. Atatürk bu fırtınadan kurtulmak için iyi yetişmiş ekonomistleri ünlü sofrasına davet eder. O tarihte tutuklanıp, yargılanan komünistler arasında Şevket Süreyya Aydemir ve arkadaşları gibi önemli aydınlar da var. Atatürk bu fırtınayı atlatmak ve zayıf ekonomiyi bir raya oturtmak için, ideolojileri bir kenara iterek, Aydemir’i İstanbul’a getirtir.(1) Farklı görüşte olan aydınları bir masaya oturtarak; “Herkes dağarcığında ne varsa ortaya dökecek!..” diyerek krizi f ı r s a t a dönüştürmeye çalışır.
“Hangi memleket çocuklarına, bizim kadar muhtaçtı?..”(2) diyen Aydemir, krizden kurtuluşun çaresini şöyle belirtir: “Dünya küçülürken aktif olarak büyümek, iyi fırsattır. Kısacası Batı tekniğinden ayrılmamak, ondan yararlanarak onun seviyesine ulaşmak için, liberal bir gelişme ümidinin uyuşturucu etkisinden çıkmak, kurtulmak lazımdı. Bu sistemin bizde bir gelişme şansı yoktu, çünkü bu sisteme katılmak için geç kalmıştık. Şimdi öyle bir noktaya varmıştık ki, önümüzde ancak iki yol vardı: 1-Manevî bakımdan Türk İnkılâbının heyecanını harekete getirmek. 2-Maddî bakımdan, hem millî gücü seferber etmek, hem dünya krizinin sudan ucuz hale düşürdüğü teknik araçları ve personeli vadeli olarak çekerek, kendi teknik gelişmemizi sağlamak.”(3)
Böylece Devletçilik dediğimiz, Türkiye’nin Plânlı Kalkınma Dönemi başlar. Avrupa’ya gönderilen ekonomistler, batık şirketleri gezerek -devlet hazinesinden- birçok fabrika ve makineyi satın aldılar. Bunlar Türk Sanayii’nin öncüsü oldular.
Devletçiliğe yönelen Atatürk, dünyayı sarsan krizden ideolojik, siyasî farklılıkları bir kenara iterek, önceliği ekonomiye verdi. Böylece genç devlet fazla sarsılmadan, ard arda ekonominin her alanında önemli atılımlar gerçekleştirdi. Bugün de Atatürk gibi düşünen kafalara ihtiyacımız var.
DİP NOTLAR: 1-Şevket Süreyya Aydemir, Afyonkarahisar Kale Cezaevinde yazdığı “Muasır Türkiye’nin İktisadî İnkişaf İstikameti”(Çağdaş Türkiye’nin Ekonomik Gelişme Yönleri) adlı eserinde, ülkenin içinde bulunduğu devrenin ekonomik karakteristiği tasvir edildikten sonra, Millî İktisat Faaliyetlerinin başlıca cephelerinin işleyiş şekli ayrı ayrı ele alınıyor ve sonunda “Devletçilik esasına dayanan bir millî ekonomi” sisteminde duruluyordu. (Ş.S.Aydemir: Suyu Arayan Adam, s.400 ve devamı, 6.baskı, İstanbul-1976) 2-Aydemir, a.e, s.409 3-Aydemir, a.e, s.424-425
Cemal Çelik / 05.05.2008Ekonominin düzelmesi için...yabancılara el avuç açan değil...Güçsüz ve boynu bükük duran değil, Köylüsüyle, kentlisiyle her alanda rekabet gücü yüksek, tüketen değil Ulu Önder Atatürk gibi; üreten Türkiye’yi kurmak gerekir. Saygılarımla.
Cemal Çelik / 05.05.2008Bir ülkede yabancıların bin dolar bozdurup, borsaya yatırıp bir yıl sonra borsadan kazandığı 900 doları da ekleyip ülkemizden 1900 dolar alıp gidince; biz kazandık diyenler değil...Matematiği zor diyerek öğrenmeyen insanlarımızı kandırarak biz kazandık diyenler değil...Ülkenen en iyi ekonomistlerini toplayarak ortak akılı üretip; 1000 dolar koyup, borsadan kendimiz 900 dolar kazanıp, bir yıl sonra 1900 dolar yapmayı başardığımız zaman ekonomiyi düzetmeyi öğrendik demektir. Saygılarımla.
Cemal Çelik / 05.05.2008 Herkesin görüşüne saygılarımla : "İLİM ÇİNDE DAHİ OLSA GİDİN ALIN" Hz.MUHAMMED Efendimizin sözü boşuna söylenmiş bir söz değildir. Benim görüşümse; herkesin metodunu öğreneceksin, onlardan daha iyi olacak kendi metodunu geliştireceksin...Saygılarımla...Ayten Hanım benim de bilmediğim çok güzel bir araştırma yapmışsınız. Çok çok teşekkürler bilgilendirdiğiniz için emeğinize kaleminize sağlık.
Ayten Dirier / 05.05.2008Teşekkürler Ersin Bey. Zihnimdeki Zaman Tünelinde gezinmeyi çok severim.Öğrencilerim bazen "Hocam yavaş, başımız döndü" derlerdi.Benzer olaylar arasında bağlantı kurup, ders çıkartırım. Güzel yorumunuz için teşekkürler.
Ayten Dirier / 04.05.2008Sevgili Çiğdem, Atatürk Devrimlerinin en önemli özelliği; dinamikliği ve ithal değil, Türk halkının öz kişiliğne uygun hale getirilmesidir. Ahilik ve Lonca ruhu büyükşehirler dışında halâ kartelleşmeye direnmektedir. Ne yazık ki suni krizler yüzünden, Sayın Özince`nin uyarıcı görüşleri yeterince yankı yapmamaktadır. Atatürk`ün gerçek liderliğini belirtmek için,ülkenin çıkarı uğruna her görüşe önem verdiğini anlatmaya çalıştım.Güzel katkı sağlayan yorumun için teşekkürler. Esen kal.
Ersin Başeğmez / 04.05.2008Ayten hanım siz ne yaptınız böyle, adaşımın yaptığı konuşmayı anlatırken birden AZILI KÖMİNİST yazara getirdiniz sözü ki bilenler bilir Atatürk`ü anlatan en iyi kitabın yazarıdır kendisi "Tek Adam" ki aynı zamanda ikinci adam, suyu arayan adam daha ne adam... Bu arada ne güzel de çaktırmadan ifade etmişiniz Türkiyenin önce liberalizmi denediğini ancak bozulan dünya ekonomisi ve yerli özel sermayesinin olmaması sebebiyle devletçiliğe geçtiğini, cumhuriyet, laiklik, milliyetçilik ilkelerinin dışındaki ilkelerin yeni anlamlandırmalara açık olduğunu ama ne olursa olsun yapılacak anlamdırmaların sosyal devletin tanımını değiştiremeyeceğini. saygılarımla
Çiğdem Bekar Abilov / 04.05.2008Yine aynı hataları yapıyoruz işte.Herkesin gözden kaçırdığı ve bizim için çok önemli bir konu var.Madem tarihimize değindiniz,ben de oradan çıkayım yola.Bizim Ahilik ve Lonca teşkilatlarımız vardı.Esnaflık diyoruz bugün adına.O günlerden bugünlere ekonomimizde değişmeyen değerimizdir bu ve hâlâ kim bilir kaç baca tütmektedir esnaf ekmeğiyle.Esnaflarımız büyüdüler,Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler(KOBİ) haline geldiler.Öyle ki bugün ekonomimizin yüzde doksanlık kısmını oluşturmaktadırlar.Peki sorarım,KOBİ’lerimizin kaçı bir milyon euro ya da elli milyon euro gibi, ülkemiz açısından bakıldığında, gerçekten yüksek sermayelere ulaşabilir.Ulaşamadığı sürece büyük ölçekli işletmelerin halkası olmaya mahkum edileceklerdir.Bu ise ülkemizde önüne geçilemez bir kartelleşme sürecini yaşatacaktır.BASEL2 gelişmiş olduğumuz,paramızın diğer ülkelerde değerli olduğu ve işletmelerimiz söz konusu standartlara ulaştığı vakit bizim için faydalı olacaktır. Aksi takdirde olacakları zaten Sayın Özince konuşmasında ve siz yorumlarınızla belirtmişsiniz.Lütfen,ithal kurmaları olduğu gibi almaktan vazgeçelim artık.Alalım ve bize uydurup kullanalım.Yok,eğer yanlış anlıyorsam doğrusunun açık bir şekilde gösterilmesini isterim.Tespitleriniz ve emeğiniz için kutlarım Ayten Hanım