(roman) Denklik Arayışları1 Kayıp Kuşak(38)(roman) Denklik Arayışları1 Kayıp Kuşak(38)21.06.2006İlk kez Asena gibi düşünmeye çalışıyorum. Neden çocuk yapmıyoruz? Neden doğanın bu buyruğuna karşı geliyorum? Aslında, çocuk yapınca doğaya uygun yaşayacağımızdan da pek emin değilim. -Çocuk kapitalizme taze kan olmayacak mı? -Yetişmeyle ilgili de olsa, belli de olmaz… -Yapmamak doğa dışılık olmuyor mu; hatta insan dışılık? -Aykırılık demek daha uygun. -Senteze varabilir misin? -Mümkün olduğunca kendine benzeteceğin çocuğun koşullarını hazırlayacaksın. -Bunların hazır yetişmişi olmaz mı? Üstelik hangi Boğaçhan’nın kişiliğine göre yetiştirilecek bu yavrucak. Senin kobayın mı olacak? -Asena’ya danışmalı. -Biraz acele edersen moment kuşağın peşine takabilirsin yavrunu. -Heyecana gerek yok.8 yıl sonra 44 yaşında olacağım, çocuğum da 6… -Hâlâ çalışıyor olduğunu ve düzenli gelirini olacağını varsayıyorsun! -Yapıver bir çocuk; Asena ve sen mutlu “aile” olursunuz belki… -Ya ben mutlu olmazsam. Ne olacak benim halim? -Denenmiş varsayım kurmak gerekir, hayatta tutunabilmek için… -Evlendik ya … Bu denemeden mutlu olduğumu söyleyemem. -Bir de bunu dene ilacın belki budur, bilmek için içinde olmak gerekir! -Yani şu boşanma dilekçesini burnuna sokmaktan vaz mı geçeyim? -Sen hâlâ orada mısın? -Ben bu konuyu hallolmuş sayamıyorum… -Önce o dilekçeyi yırt at… -…. -Bir ay içki içme sperm sayını arttıracak yiyecekler ye…Sonra salla içeri, korkma…Herkes bunu yapar. Bu işin prosedürü bu… 9ay stresten uzak tut eşini. Sonraki ayrıntıları sen kendiliğinden eklersin nasıl olsa. Kadınlar mutlu olduklarında her şeyi kabullenirler. -Sonra… -Sonra eşek sıpası olacaktır o, sana benzeyecektir; merak etme(!) 20.08.2006 Günler sıcak geçiyor, siyaset kızışmaya başladı. -Suriye yönetiminin devrilmesi -İran’a çıkarma yapılıp yapılmayacağı -Türkiye’nin bu planın parçası olup-olmayacağı ve -Cumhurbaşkanının kim olacağı Senaryolar çok, ama , aması da çok(!) Yeni hükümeti belirleyecek olanlar gün geçtikçe gençleşiyor! Dolar-faiz ve borsa ile bizim kuşağı uyuttular, iyi para kazandık, iyi yaşıyor görüntüsünü çizebildiğimiz için şikayetçi olanlar, sadece, olsa da olur olmasa da diyenlerle, Kürt gruplarının eylemcileri hepsi bu… Hiçbir şey umurumda değil benim de… Tatile gidip güneşlenmek varken bana ne elalemin derdinden; aynı yerde geçirmemek gerekli tatili Asena’yla, benim aciliyet bekleyen asıl sorunum bu kadar basit(!) Netekim böyle de yaptım: Yediburunlar doğanın kendini yenileme üssüymüş; burayı da her yeri olduğu gibi turistler keşfetmiş bile, ama üzülmeyeceğim, ben de görmüş oldum. Bireyin varoluşunu güvence altına alacak kadar huzur doluydu. İnsana yaşama gücü veriyor. Bir nevi gözlemevi sayılır bu topraklarda doğaya dair saf tutanların. Sisteme çözülmede toplumsal geç kalmışlığın bende uyandırdığı ender coşkulardan birini yaşadım. Ne de olsa ben de Barbar sayılırım. Göçerlik genimi “aktive” ediyor sayılırım(!) son zamanlardaki hareketliliğimle. İnsanoğlunun alet çantasında önce çakmak taşları vardı, sopayı kullanabiliyordu ve sonradan bu çantaya işlenebilir kemik eklendi ve doğum sancıları bitip de ayin yapmaya yarayan tüm aletler birden artan nüfus için yetmez olunca alet patlaması yaşandı ve o gün bu gündür nüfusa paralel olarak alet teknolojisi de değişmekte. Şimdiki alet çantamda ne var: Kameralı cep telefonu, İsveç çakısı, çadır, diz üstü bilgisayar. Dilimde de bunlara uygun kavramlar. Ne Türkçe kalır yakında ne de coğrafyası… Bilgi,emek ve paranın sınırı yoksa gümrüklerin de anlamı pek kalmıyor. İnsanlar birbirleriyle tanışmak istiyor savaşmak değil! Burası doğanın geleceğinin düşünüleceği harika bir merkez. Henüz bozulamayan insanların varlığını da içten duyumsuyorsunuz. Üretimden fedakârlık yapılsaydı, kent kuruluşları yeniden yapılsaydı, ücretler ve insan ilişkilerinin dinamikleri tekrar ele geçseydi… Sanki insan denildiğinde doğadan ayrı varlık cinsi üzerine konuşuluyormuş gibi sesleniliyor… Oysa doğaya ve insana yaslanarak kurgular yapılmaktadır aslında. Sanayi insanı yutunca bu hale geldik; Tam zamanımızı alıyor kapitalist ilişki ağı; topu topu ne kadar kazanıyoruz kentlerde? Ev ve yol giderlerini düşünce ne kalıyorsa o kadar denilebilir. Yani verdiğinin çoğunu zaten çaktırmadan büyük harcama kalemi olarak alan kentlerde yaşıyoruz. Zamanımız yok oluyor, kendimize vakit ayıramıyoruz. Hep yapılması gereken işler var. Oysa insan bu ritimde varlık koşullarını yitireceği gibi, kendisi olma zenginliğini de hiçbir vakit tadamayacak ve özgürlük hayalleri masal olarak kalmaya devam edecek yarınlara… Aslında bilinç gelişiyor bu konularda, genç kesim teknoloji ve cinsellik girdabına girip hemen çıkma yollarını arıyorlar, bu coğrafyanın genleri sağlam! Teknolojiyi yapacakları işler amacına hizmet eden madde konumuna getiriyorlar, mesela her evde bilgisayarın olması aynı zamanda matbaanın bittiğine işaret eden gelişmedir! Yeme içme konusunda da, insanlar bilgilenmek zorunda kalıyorlar: 6-8-10 yaşlarındaki çocuklarını kalp krizinden kaybeden anneler daha da dikkat ederek sistemin tuzaklarının ayırtına varıyorlar. Tecrübe kazanmanın maliyeti bir kuşağa da malolabilir, bir halka da… En çok da Asena üzgün bu duruma; her yediği şeyin faturasını gazeteler her gün önüne koyuyor. Anlıyorum ki teknolojinin gelişmiş olması insanın da gelişeceği anlamına geliyor. En uçtaki dağlı Selim dayı da Berlin’deki Hans da mecburen gelişmek zorunda. Zihin seviyeleri hızla azalmakta insanoğlunun. Bunun için geri kafalılar henüz anlayamıyor yeni kuşağın atılımlarını. * * * Ben de yaşam biçimimde değişiklik yapıyorum ne zamandır. Asena’ya takılalı beri daha insani özellikler mi kazandım, kim bilir? Belki o da farklılık kazanıyordur. Bugünlerde çocuğu için yapıyor kendisi için yapmadıklarını: -Ben yıllarca yeme içmesini endüstri ürünlerine bağlamasını tembihlerdim; şimdi kendiliğinden bıraktı cipsi, kızartmayı, kaşarı… -Yıllarca cep telefonu kullanma dedim (zaten ya taşımıyordu ya da kapalı tutuyordu(!)) şimdi hep evde bıraktığını söylüyor. -Kola, kahve, çay ve alkol gibi içecekleri içmemeye başladı. Koca bir demlik çaya ortak aramaya başladım. -İlaç kullanmıyor. Nerdeyse Çin tıbbını bana övecek. -Stressiz yaşam daha mutlu yaptı ailemizi. Asena da daha mı güzelleşti sanki? * * * Her babanın sorunlarını yaşamaya başladım: Karının sorunları senin sorunların oluverir. Ah şu insanlık! Dışlanıverirsin, sanki o çocukta hiç payım olmuyor. Ama şunu anladım: Aile insan birlikteliğinin temeli, evlilik ise kafes usulünün akdi. Bu çocuk meselesi başıma sarıldığından beri annesiyle ve kardeşiyle daha çok birlikteler. Bir de tele konferans usulüne geçtik ki sorma kaptan, işimiz iş. Kadın dayanışmasının ne kadar köklü olduğunun farkına varıyor insan. Erkek dayanışması ne ki? Rekabet etmekten, başkasının kuyusunu kazmaktan başka dayanışma değildir erkek dayanışması. Saatlerce telefonda bilgi alışverişi yapıyorlar. Bazen aklıma hastanede doğurmayacak herhalde diye bir kurt da düşmüyor değil(!) Asena not tutuyor, okuyor! Hatta doğa ve toplumla ilgili ilginç fikirler bile yumurtlamaya başladı; geçen gün şöyle bir konuşma geçti aramızda: - Kadınlar aslında bu gereksiz, saçma sapan kentin düzensizliğinden kurtulup, doğanın içine çekilseler ne iyi olurdu. -Müthiş bir fikir! -Kadın ve çocukla ilgili binaların bulunduğu huzurlu bir koruluk da olabilir pekâla… -Sonra… -Çocuğun doğumundan önce bir yıl doğumundan sonra da iki yıl yeterli orada kalmak için! -Vay be! Ben ne olacağım. -Sen de kalabilirisin; amaç çocuğun doğunun öncesi ve sonraki iki yılı çocuk için en sağlıklı şekilde kullanmak. -Genetik bozuklukları ne yapacağız? -Baştan uyarmalı çiftleri ama bunun da çözümü vardır elbet. -Yaşam biçimi canım. -Kentlerde doğum yapacağız diye o kadar zahmete giriyoruz ki çekilecek gibi değil! Sanırım bunlar da birçok kadın hastalığının nedeni oluyor. -Ne o feminist damarın tutup da “erkekler hasta ediyor bizi” demedin? -Bu kentlerin mimarı da sizin gibiler değil mi? Birileri para kazansın diye kentlerde dokuz doğuruyoruz. Kooperatiflere yer ayrılacağına kadın ve çocuk için köy kurulsun. Belediyeler yapamaz mı bunu? -Özel işletmeler veya Aşırı sosyal(!) devlet yapar belki. -Doğum yapmaya niyetli kadınlar buraya para yatırsın, tüm bu gereksiz insanları görmeyelim. -Sen neye kızdın? Yerim ben senin o fikirlerini; aman da aman… Bunlar da olur diyelim canımın sosyal varlığı seni… - Dalga geçme, bu fikrimi not et. -Olur, tabi, hay hay… Bu projeyi kime çizdirelim(!) -Fatih’e söyleyelim belki ilgilenir. -Önce böyle bir yapılanmanın olup olmadığını bilseydik… -Olsa duyulurdu. -Biliyorsun ki sosyologlar filozoflar gibi sadece düşünen canlılardır, tek farkı iyi düşünmektir, yani, eylemci değiliz. Bu fikir de güme gider canım. -Giderse gider zaten geç kalınmış bir fikir. -Fikirlerin geçi erkeni olmaz, adamını bulan her fikir yıllar sonra da canlılık kazanır merak etme sen. * * * Asena’nın içindeki cevher çocukta mıydı? Tarihsel bir çıkış mıydı? Nedir bunun sırrı? Binlerce kitap oku ama yanındaki cevheri fark etmeden yaşa, ne dersin kaptan? Pabucun dama mı atılıyor? Bu kadar basit miydi hayatın resmedilişi, hayatın yeniden organize edilişi? Bu kadar özet nerede bulunur? Belki çocuk köyü de kadınların doğum organizasyonuna eklenir? Belki yaşam biçimi haline getirilip kent organizasyonu halinde yeniden örgütlenilir. Ne de olsa bunca deneyim geçirdi tarih, halkın yönetimi üzerine, kim bilir? Şu kesin ki ben ne desem boş ve hatta erkekler ne derse de boş. Tarih, insanlık tarihi yeniden kadın örgütlenmesiyle ilerleyecek!Ne de olsa kadının ayrı bir özü var! Tarihin cilvesine bakın ki Türkiye tarihinin çehresini değiştirecek olan kuşak politik olmaktan uzak ve tamamen hayata dönükler. Aman politik olmasınlar, olsalar ne olacak sanki; her şeyi sınaya-deneye elde edecekler. Henüz çocuk bunlar.
Telif Hakkı Uyarısı (roman) Denklik Arayışları1 Kayıp Kuşak(38) isimli yazı, Gürkan Adam tarafından 11/17/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Sudenaz’dan Mektuplar (ııı)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Aralık
1
Ekim
29
Türk’ün Felsefeyle İmtihanı (kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • İronik Hikayeler • 173 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ekim
21
Toplam Kalite Yönetimi ve Genel Eleştirisi
• Gürkan Adam • Eleştiri Makaleleri • 180 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ekim
4
Bir İstifa Dilekçesi Örneği
• Gürkan Adam • Eleştiri Makaleleri • 2151 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
4
Organik Ağa (kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • İronik Hikayeler • 246 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
31
Kansız Oldu! Birinci Cumhuriyeti Gömdük Netekim!
• Gürkan Adam • Siyasi Makaleler • 342 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ekim
10
Yaşlı Adam ve Deniz(kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • Yaşamdan Hikayeler • 2553 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ekim
4
Bir İstifa Dilekçesi Örneği
• Gürkan Adam • Eleştiri Makaleleri • 2151 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
10
Momentten Önce(kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • Başkaldırı Hikayeleri • 1903 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
23
Sıralara Kazınmış Hayatlar(kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • Dostluk Hikayeleri • 1889 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
14
Duyuyor Musun?(kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • Dostluk Hikayeleri • 1805 kez okundu. • 3 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||