Semerat Teberrük Köprüsü (stk)

Semerat Teberrük Köprüsü (stk)
Fert olarak cebimiz delik olduğu gibi, aile bütçesinden belediye bütçesine, daha geniş ölçekte devlet bütçesine, hatta global dünya ekonomisine varıncaya kadar hep açık vermektedir. Bu açığın tek sebebi ‘bereket’ nimetinin rafa kaldırılması, nebevî ifadeyle ‘göğe çekilmesi’nden başka bir şey değildir. Bereket mefhumunun hayatta kalmasının sebebi ise sadaka, hayır, hasenat, sosyal yardımlaşma kültürümüzün yaşatılmasıdır.


Devletin çatısı altında toplum işbölümü yapar. İş bölümü ile kurum anlayışı yanında sosyal teşkilatlanma yapıları hizmet ederler. Gönüllülük, ihtiyaç, amaç ve fedakârlık yapma şartları taşıyan insanlar yaşadıkları çevreye, topluma ve kâinat çatısı altında bulunan tüm canlılara karşı duydukları sorumlulukları yerine getirme adına Sivil Toplum Kuruluşları’nı (STK) oluştururlar. STK`lar sosyal devletin güvencesidir.
Vefa, sadakat ve mesuliyet hisleri taşıyan ecdad; kuşlar, bitkiler,kimsesizler ve yoksullar için dernekler, vakıflar kurarak bizlere misal teşkil etmişlerdir. Tarihimizi ve kültürümüzü koruma, kollama ve yaşatma adına kurulan dernek ve vakıflarda görev almalıyız. İnsanlığa hizmet etme adına bir şeyler yapmak isteyenler, bunu dert edinenler, mutlaka bir yol bulurlar. Derdi olmayanların ise; bahaneleri olur. Burada aranacak tek şart; yer alacağınız kuruluşun devletin resmi makamlarınca tanınmış ve yasal olmasıdır.
Nasıl ki, kan vererek bir hastayı hayata döndürmeye vesile oluyorsanız; toplumun her yapı taşında var olmakla da aynı lezzet ve hazzı yaşayacaksınız. Hep şikâyet ederek yönetilmeyi değil, demokrasi kültüründe var olarak, yönetime ortak olmayı seçmiş olacaksınız. Siyasi tercihinizden, yaşama şeklinize kadar düşüncelerinizi yasal haklar çerçevesinde belirtmek gelecek nesillere bir `Lider Güçlü Türkiye` bırakma sevdası, yurttaşlık borcunuz olmalı. Hepimiz Hz. Mevlâna`nın şu sözlerine kulak vermeliyiz:
“ Her birimiz tek kanatlı melekleriz ve bizler ancak birbirimizi kucaklayarak uçabiliriz.”





NEMELAZIMCILIK ve KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder, günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye derin derin düşünmeye başlar… Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlim Yahya Efendi `ye sorduğu için bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahya Efendiye gönderir…
“Sen İlahi sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları`nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olurda izmihlale uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir.
Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendinin cevabı, bir bakıma çok kısa, bir bakıma içinden çıkılmaz bir haldedir:
“Nemelazım be Sultanım!”
Topkapı Sarayında bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez. Söylenmeye başlar:“Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?”
Nihayet kalkar, Yahya Efendinin Beşiktaş`taki dergâhına gelir. Sitemle sorusunu tekrar sorar:
“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, sorumuzu ciddiye al!”
Yahya Efendi duraklar:
“Sultanım, sizin sorunuzu ciddiye almamak hiç kâbil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.
“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece ‘nemelazım be sultanım’ demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.”
Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu akıllara durgunuk veren tarihi açıklamasını yapar:
“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de nemelazım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir…”
Bunları dinlerken ağlamaya başlayan Koca Sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah`a şükreder, bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır…
Yaşadığımız toplum ile hemhal olmak için; pilot projeler üretmemeli, bu projelere kaynak bulmalı ve bu projeleri uygulamaya geçirmek yoluyla eğitim, sosyal refah ve istihdam konularında yönetime paralel ya da alternatif sorumluluklar alabilmeliyiz.
Kendi içlerinde oluşturacakları katılımcı ve çoğulcu bir kültürle beslenmiş ve aynı zamanda yönetim tecrübesi de kazanan öğretmen,avukat,doktor,işçi gibi topluma doğrudan tesir eden şahısların yetişmesini sağlamalıyız.
Üç kıtada at süren, 600 yıldan fazla insan haklarını yaşatan; tebaaya hürmet eden, din ve vicdan özgürlüğünü tesis eden, emaneti ehline vermeyi başaran, kuşlar için bile su içme yerleri yapan ve ülkelerindeki yönetim şeklini kötüye kullanan idarecilerinden şikâyet ederek “Osmanlı bizi yönetsin” davetini alan bir yüce devletin varisçileri olan bizler sosyalleşmeden kaçamayız.





Sadaka, hayır ve hasenat ekonomik hayata bereket getirdiği gibi en önemli bir fonksiyonu dâfi-i beliyyat olmasıdır. Yani bela ve musibetleri defeden, önüne geçen, engelleyen bir özellik taşımasıdır. Çünkü zekat başlı başına manevî bir sigortadır, servetin ilâhî muhafaza altına alınmasıdır. Diğer yandan “Zekâtı vermeyenin, herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.”

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ FAYDALARI
Sivil toplum kuruluşları toplumsal farklılaşma temeline dayanarak, bir ortak amacı gerçekleştirmek üzere meydana getirilen bu kuruluşlar toplumumuz açımızdan faydalıklar arz eder:
 Toplumun o kesimi hakkında birinci elden bilgi sahibi oluruz.
 Topluma hizmet eden kişilere `Halka Hizmet HAKK`A hizmet `gözüyle bakarız.
 Kendilerini yaşadıkları toplumda diğer bireyler gibi `Vatandaşlık Numarası` ile değil varlıkları ve yararlılıkları ile tanıtırlar.
 Toplumu var eden değerleri yaşatırlar; demokrasi, insan temel hak ve hürriyetleri, dayanışma, paylaşma vb.
 Kendinizi yönetmek için aklınızı kullanmayı, başkaları içinse yüreğinizi kullanmayı öğretirler.
 Başkalarının hatalarından ders almayı, hayatın her şeyi kendimiz yapacak kadar uzun olmadığını kavramamaıza yardımcı olurlar.
 Nezaket kurallarını uymanın güzelliğini gösterirler.Nezaket taşınması zor bir lükstür. Taşıyana zarar vermez. Ama taşıyamayanı kızdırır. Geleceği en iyi tahmin etme onu yaşayarak olmalıdır düşüncesine varmaz mıyız?
Kısaca kişi; balıklar gibi yaşadığı denizin varlığını, güzelliğini onun yokluğunu yaşarken mi anlayacak yoksa şikâyet etme yerine o da bir şeyler yapma sevdasında mı olacak? Sosyal hayatta varlığını gösterme medeniyetine sahip kişilerin çocukları duyarlı, merhametli, sorumluluk sahibi, hayvan ve doğa sevgisiyle bezenmiş bir mekanizmaya dönecektir.
Eskiden İstanbul`da hanların girişine insanlar, Ramazan ayında fitresini asarmış ve ihtiyacı olanlarda gelip alırlarmış. Hayır sahipleri, buralara para bırakır ihtiyaç sahipleri de gecenin bir vakti ihtiyacı kadarını alıp gerisini tekrar yerine bırakırmış. Maddi imkânı olmayanımızın, çay ocağından çayını içebilmesi için, mendil satan çocuğumuzun ayakkabısını alabilmesi için, delik çorapları yerine yeni çoraplarıyla sadece okuluna severek gidip derslerini düşünebilmesi için askıya bir iki not da biz yerleştirmeliyiz. Utanarak istemeden biz topluma borcumuzu ödeme hazzı yaşarken o kimseler de toplumla özdeşleşerek ihtiyaçlarını tebessüm ederek giderebilmelidir.
Çanakkale`de bir çaycının uyguladığı `askı` yöntemiyle parası olan müşteriler fazla çay parası ödüyor. Panoya asılan fişlerle de parası olmayanlar bedava çay içebiliyor
Neticede ister öğretmen, ister veli, ister öğrenci, esnaf, işçi kimliği taşıyalım gelecek için bir şeyler yapmalıyız. Merhum Milli şairimiz M. Âkif`in :`Toplu vurdukça sineler onu top sindiremez` dediği gibi her duruma toplum açısından bakıp koşmalıyız. Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek! İşte yardımlaşmanın esası. Dedelerimiz de köşe başlarına hayır oyukları yapmışlar.
Sılah-i rahim ziyaretlerimiz sırasında; Adapazarı, Eskişehir; Sivas,Zonguldak, Mardin ve Konya`da bulunduk. Sünnet ve düğün merasimlerine katıldık. Farklı kültürel toplumların bu özel günlerinde bir şey dikkatimizi çekti. Bu merasimlere canlı yerel çalgıcı ve orkestralar çağrılıyor oyunlar oynanıyordu. Davetliler istek şarkı ve türkülerde bulunuyordu. Türkmen, Arap, Yörük. Kürt, Çeçen,Göçmen unsuru taşıyan topluluklarda en çok istenen Mustafa Yıldızdoğan`ın `Baş Koymuşum Türkiye`min Yoluna` isimli türküsüydü. Hele halaylarda omuz omuza, Bektaşi,Zeybek,Dadaş,Gakkoş olnmasının mahzuru yoktu.Toplumumuz ırk, dil, din, kültür ayırt etmeden tek bir yürekti. Acılar paylaşınca azalıyor, sevinçler paylaşıldıkça artıyordu.
Küçük bir köy haline gelen dünyamızda Kenya ile Konya’nın kardeş olması,ellerinde poşetlerle ismini bile bilmedikleri kardeşlerinden gelen hediyeleri almak için bekleyenler, hayırseverler ihtiyaç sahibi arasında köprü olanları; hayır medeniyetinin yaygınlaşmasına ve tüm dünyada yerleşmesine katkıda bulunma adına maddi ve manevi hayırla yad etmeliyiz.Bazen bu hayırların hidayete ermelerine vesile olması bizi daha çok gayret ettirmelidir.
Adapazarı`nda 17 Ağustos depremini yaşayanlardan dört çocuklu, yaşlı annelerine bakan bir aile var. Bu aile evleri yeni kurulan Adapazarı`na yakın olduğundan mıdır bilinmez maddi bir kayıp yaşamadı. Lakin onlar da tüm orada yaşayanlar gibi tanıdıklarını, dostlarını, öğretmenlerini kaybetmenin elemini derinden yaşadılar. Kendilerini ihtiyaç sahiplerine yardım toplama ve dağıtma ile ilgili bir arkadaş grubunun içinde buldular. Şehir dışından gelen yardımları dağıtmada görev aldılar. Daha sonra bu çalışmalara iş bulma, ev bulma vb. eklediler. Hâlâ kitap, defter, kalem vb. ihtiyaçlarını karşılayamayan aileler varmış.
Bu güzel insanlar kendilerini sosyal hayatı tamir etme, yaraları sarma ve dostluğu pekiştirme için adamışlar. Niçin mi bunları yazıyoruz? Bir şey yapmak için hâlâ vaktimizin olduğunu söylemek, aslımıza dönmemiz için. Haydi, ne duruyoruz? Hepimizin hepimize ihtiyacı var. Birimiz olmazsa bir eksik olmaktayken birlikte dirlik olduğunu görmek için sıra dağlar gibi omuz omuza olup gönülden gönüle akmalıyız.
Bayramlarımızın bayram olması, kalp kırarak, muhtâcı hor görerek, mihnet vererek ve başa kakarak yapılan bir hayrın Allah katında hiçbir değeri kalmayacağından bizim yerimize ülkemizin ve dünyanın en uç noktalarına Kimse yok mu diyenlere ,insani yardım ederek, cansuyu vererek,hayır köprüsü kuran,gece gündüz demeden koşan, hizmet eden gönül erleri adanmışların varlığı bizimiçin büyük bir fırsat kapısıdır. Tüm yapılan hayır ve hasenata ortak olmak ne güzel!
Yıldızları tesbih tanesi görüp tefekkür eden, namazda arka saf hizasında duran, “Seni fakir bulup zengin etmedi mi? Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın azarlama. Ve Rabbinin nîmetini minnet ve şükranla an.” (ed-Duhâ, 8-11) ilahi ikazını rehber edinen, muhtâca nezâketle muâmele eden, başa kakmayan, ezâ vermeyen ve kibirlenmeyen, bir hayrı yaptıktan sonra onu hemen unutuveren bu erler ki, Âlemlerin Sultanı Peygamber Efendimiz (SAV)’i misal almışlardır:
Bir Kurban Bayramı’nda kurban etini nasıl dağıttığını sorar Aişe validemize. Aldığı cevap şöyle olur:
– Kurban etinin tümünü de dağıttık bir buttan başka bize kalmadı!
Efendimiz’in tarihî cevabı:
– Desene ey Aişe, bir buttan başkası tümüyle bize kaldı!
Hz. Fâtıma Medine`ye bir savaş esirinin geldiğini duyunca babasına giderek ondan kendisine ev işlerinde yardım edecek bir hizmetçi talep etti. Resûlullah da esiri, mescidde yatıp kalkan fakir müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere satacağını, bu sebeple kendisine bir hizmetçi veremeyeceğini, buna karşılık yatağa girdiği vakit otuz üçer defa sübhânallah, elhamdülillah, Allahüekber demesinin istediği hizmetçiden kendisi için daha hayırlı olacağını söyledi.
Refik-ı alâ`ya diyerek mübarek şahadet parmağını kaldırarak Yüce Rabbimize kavuşma arzusuyla tutuşan İftihar Tablomuz (SAV), bu sekerat anında dahi kalan yedi dirhemini ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasını buyuran rehberimiz önümüzdedir.
Her insanın azmettiği ve gayretini yönelttiği bir hedefi mevcuttur. İnsanların kimi sadece karnına, kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kıymeti de yöneldiği şeye göre ölçülüyor. "Bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir." Buradan hareketle, derdi yalnızca dünya olanın Allah katında hiçbir kıymeti olmaz. Hedefi Allah rızası olanın ise, kıymeti kelimelerle ölçülemez. İnsanın değer ve kıymeti, hedef ve gayesine göre bilinir ve ölçülür. İnsan kendisi için değil cemiyet ve toplum için yaşamalıdır. İslamiyet; İnsanların kendileri için değil, başkaları için yaşamalarını emreder. Kimin hedef ve maksadı bütün insanlık ve onların kurtuluşu ise onlar en yüce ve âli hedef sahipleridir.
Şeyh Sâdî, Bostan adlı eserinde der ki:
“Birisine iyilik ettiğin zaman;
–Ben efendiyim, beyim; o bana muhtaçtır! diye büyüklenme! Zaman, o muhtaç kimseyi vurmuş deme! Zîrâ vuran kılıç henüz kınına girmemiştir; mümkündür ki o kılıç birgün seni de biçer.
*Kapına bir garip gelirse, eli boş gönderme. Allah göstermesin belki bir gün sen de garip olur, kapıları dolaşırsın.
*Gönlü yaralı olanların hatırlarını sor, onlara bak. Belki bir gün sen de o vaziyete düşersin.
*Sen ki bir şey istemek için kimsenin kapısına gitmiyorsun, buna şükrâne olarak, kapına gelen yoksulu kovma, ona surat asma, onu tebessümle karşıla…”
Bizler gönül eri olma sevdasıyla, Himmetü`r-rical, taklau`l-cibal – “Yiğitlerin himmeti dağları yerinden söker." anlayışıyla hareket etmeli ve bütün samimiyetleriyle Cenâb-ı Hakk`ın inâyetine sığınıp sorumlulukları istikametinde dönüp arkalarına bakmadan yürümeliyiz.
Anadolu insanına ve dünya insanına nemelazımcılık etmeden, kılıç yerine kalem götüren leventlerimize, malımızla, ilmimizle, elimizle, yüreğimizle ulaşmaya gayret edenlerle olmalıyız.



Yazı Sahibi
NedimTaktak
Nedim Taktak
Yazı Sayısı 20 Yazısı var.
Yaptığı Yorum 2 Yorum Yapmış
Aldığı Yorum 49 Yorum Almış
Bilgiler
Eklenme Tarihi 13.01.2009 tarihinde eklendi.
Okunma Sayısı 273 kez okundu.
Beğeni Düzeyi
Begeni Sayısı 0 kişi yazıyı beğenmiş.
Eleştiri Sayısı 0 kişi yazıyı eleştirmiş.
Paylaşım
Facebook da Paylaş Facebook' da Paylaş
Yazıyı Profilinizde Paylaşır.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir. Yorum yapabilmek için üye olunuz ya da üye girişi yapınız.
Telif Hakkı Uyarısı
Semerat Teberrük Köprüsü (stk) isimli yazı, Nedim Taktak tarafından 13.01.2009 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Etiket ve Anahtar Kelimeler
semerat+teberruk+koprusu+stk+ , semerat , teberrük , köprüsü , stk , nedim , taktak , toplumsal , makaleler , , Semerat Teberrük Köprüsü (stk), Semerat Teberrük Köprüsü (stk) makalesi, Semerat Teberrük Köprüsü (stk) makale, Semerat Teberrük Köprüsü (stk) nedir?, Semerat Teberrük Köprüsü (stk) hakkında bilgi, Semerat Teberrük Köprüsü (stk) makaleleri, makaleleri, Semerat nedir, Semerat makalesi, Semerat makaleleri, Teberrük nedir, Teberrük makalesi, Teberrük makaleleri, Köprüsü nedir, Köprüsü makalesi, Köprüsü makaleleri, (stk) nedir, (stk) makalesi, (stk) makaleleri,







Giriş Paneli
E-Posta Adresi :

Şifre :




Kayıt Üye Ol       Şifremi Hatırlat Şifremi Unuttum
Haftanın Konusu : Kadın

Bu hafta, haftanın konusu Kadın seçilmiştir. Bu konuda yazılan yazıları okumak için aşağıdaki butonu kullanabilirsiniz...

Yazıları Oku
Okudunuz mu ?
ErsinBaşeğmez Senli Zamanlar
Ersin Başeğmez
ADnet Reklamları
Köşe Yazıları
Ertuğrul ErdoğanŞu Yargı Olmasa!
Ertuğrul Erdoğan

Erol SunatBugün Sekiz Mart Mart''ın Sekizi!
Erol Sunat