33 Yagmur Yağıyordu33 Yagmur YağıyorduCem; ”-Merak etme sana bir şey olursa biz hemen kaçarız.”-Bu konuda hiç endişem yok, kaçacağından eminim. Nur; “-Karşına haydutlar çıkarsa ne yapacaksın?” Malkoçoğlu-Karamurat karışımı bir bakış fırlattım; -Bırak onu da haydutlar düşünsün. Yolda kalmış kadıncağızın korkmuş hali hemen dikkatimi çekti. Çocuklarına daha da yaklaşmıştı. Bir güven vermek İstedim, yanına yaklaşmadan arabaya döndüm. Camdan içeri seslendim -Kızlar, camınızı açıp kendinizi gösterin. Kadıncağız biraz korkmuş gibi. Kızlar camda görününce kadın biraz rahatladı. Seslenerek yaklaştım; -Geçmiş olsun, ne oldu. Kadın biraz rahatlamış bir görüntüyle gülümsedi; -Sağ olun, teker patladı. -Çocuklar iyi görünüyor. -Evet, Allah’tan önce bir sarsıntı oldu, ben hemen yavaşladım, daha tam duramadan patladı. Çocuklar korktu. Gülümsedim; -Allah’tan siz sakindiniz. Az önceki korkmuş halinden bahsettiğimi anlamıştı. -Ben de korktum tabii. Yakında bir benzinlik bile yok, telefonun da şarjı bitmişti. İki küçük çocukla böylece kalınca ister istemez korktum. Bu sırada diğerleri de arabadan çıkıp geldi. “Geçmiş olsun” dileklerinden sonra Cem’in de yardımıyla yedek tekeri değiştirmeye başladık. Cem bana takıldı yine; -Nasıl gidiyor kahraman, haydutları kovmuş gibisin. -Hepsini değil, Cem adında biri kaldı. Mehtap; -Konuşmayı bırakın da çabuk olun. Cem bak vidaları iyi sıkamıyorsun. -Haklısın abla, gel sen yap bakalım. -Yok yok, biraz uğraşırsan sen de iyi sıkılarsın. Canım her zaman ben yanında olamam ki… Mehtap işin üstüne kalacağını düşünerek, Cem’i eleştirmeyi bırakıp uzaklaştı. -Ağız tadıyla eleştiremiyoruz bile, hemen “-Beğenmiyorsan gel sen yap” diyor. Yoook hata bunlarda değil ki, bende. Aslında, küçükken iyice dövmeliydi. Şimdi gücüm de yetmez bunlara. Nur yine sarıldı ablasına; -Merak etme, bana gücün yeter abla. -Sen bir iyileş de, bir kenara yazıyorum, topluca döveceğim seni. Diğer bayan sordu; -Hayırdır hasta mı? Mehtap’ın üzülmesine fırsat vermemek için Nur atıldı, üstelik dertlenmeden gülümseyerek konuştu; -Evet, bu ablam var ya hasta etti beni, sürekli dır dır, sürekli her şeyime karışma. Kadın gülümserken devam etti; -Biraz üşütmüşüm işte. Kadın; -Benim adım Hümeyra Zileli. Çankırı’da göğüs hastalıkları uzman doktoruyum. Çankırı’da muayene haneme uğrarsanız bakabilirim. -Sağ olun o kadar kötü sayılmam. -Ben yine de kartımı bırakayım. Çarşının içinde, heykelin bir üstündeki sokaktayım. Onların bakışlarını görünce durakladı. -Çankırı’yı biliyorsunuz değil mi? Ben cevapladım; -Yok, bilmiyorlar, ben biliyorum. Cem atıldı; -Onlar lastik değiştirenleri uzaktan seyretmeyi bilirler. Hele Nur, “Tekvandoya gittim” diye övünür. Marifet adam dövmek değil, lastik değiştirmek. Hümeyra hanım gülerek; -Bu lafı asıl bana söylüyorsunuz değil mi? Cem şakanın yanlış anlaşıldığını fark etti; -Yok canım, ben kardeşlerime takılmadan duramam. Siz kusura bakmayın. Hümeyra hanım bana da bir kart uzattı. -O zaman siz bulursunuz. Zaten muayene hanemin üstünde ismim yazılı bir levha var. -Merak etmeyin, gerekirse kolayca bulurum. -Hasta olmanız şart değil canım, bir çay içmeye de beklerim. -Teşekkürler, Çankırı’ya uğradığımızda yeterince vakit olursa mutlaka size de uğrarız. -Şimdi yolunuz Çankırı değil mi? -Çankırı’nın içinden geçip Ilgaz’a devam edeceğiz. Biz konuşurken Cem yedek tekeri takmıştı. Ben çıkan tekeri bagaja götürdüm. -Off...of.. teker takması, sıkılaması neyse de, bu yedeği bagaja taşımak çok yorucuydu. Cem,”-Alacağın olsun..” gibilerden salladı başını. İkimizin de elleri batmıştı.Bayanlar ise en ufak çamur bile olmadan, tertemiz duruyordu. Cem Karaca’nın “Tamirci Çırağı” şarkısı geldi aklıma. Cem ellerini göstererek gülümsedi ve aklımdan geçen şarkıyı mırıldanmaya başladı; “Ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları, Arkası puslu aynamda taradım saclarımı..” Ben de katıldım ona; “Öylece bakakaldım gözümü ayırmadan, Arabanın kapısını açtım, açtım girsin içeri ,Kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri, Çekti gitti arabayla eksozunda boğuldum, Gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum, Ustam geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları, İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları”. Hümeyra, hepimize teşekkür etti, çocuklarını alıp yola çıktı. Biz de Cem’le şarkı söyleye söyleye arabaya geçtik. Kızlar da binince yola koyulduk tekrar. Cem’in dikkati takdire değer gelmişti bana; -Cem senin bu dikkatin bana bir hikayeyi hatırlattı. -Hayırdır umarım aleyhime bir şeyler gelmedi yine aklına. -Yok bu sefer değişiklik olsun diye iyi bir örnek. Sen yolunda giderken, dikkatini yola verdiğin gibi, sağda solda duran arabalara da dikkat ettiğini göstermiş oldun hatta yardıma ihtiyacı olduğunu da fark ettin ya onunla ilgili. -Evet dinliyoruz. -Sultanın biri “Yoldan en güzel geçme” yarışması düzenlediğini açıklamış. Adaylar gelmiş, belirtilen yolda kimi sağa-sola selam vererek, kimi şık kıyafetler içinde salınarak, kimi en güzel atlara binerek geçmiş. Hepsi de yolun ortasındaki taş yığınına dokunmadan geçip gitmiş. Bir aday ise bu taş yığınına gelince, “Benden sonra geçenlere zorluk olmasın” düşüncesiyle kenara atmaya başlamış. Fakat bir de bakmış ki, taşların en altında bir kese altın duruyor. Sultana çıkıp durumu anlatmış. Sultan da; “-O kadar kişi senin geçtiğin yoldan geçti ama sadece sen o yoldan güzel geçtin. Başkalarını düşünerek taşları kenara attın. Tabiî ki o taşların altından çıkan bir kese altın da senin ödülün. Ayrıca ödülü kendin bulup aldığın halde, gizlemeyip bir de anlattığın için de ayrıca bir dürüstlük gösterdin, bu ikinci kese altını da hak ettin” diyerek ödüllendirmiş. -Yani ben yolda kalan o bayanı gördüğüm için mi yoldan güzel geçmiş oldum. -Gördüğün için değil, gördüğün ve yardım etmeyi düşündüğün için. Mehtap; -Yolda gördüğüne yardım etmeyle ilgi ben de bir hikaye okumuştum. Benim ki biraz farklı ama maalesef günümüz için daha geçerli. -Aman abla, tam biri beni övdü ya illa konuyu değiştirecen. Neyse anlat bakalım. -Sen nasıl olsa yıllarca bu olayı anlatıp övünürsün. Şimdi sus da dinle bakalım; Çok eskiden bir adamın çok iyi bir atı varmış. At öyle iyiymiş ki namı yürümüş ve o diyarda çok zengin bir paşa bu ata göz koymuş. Defalarca ve yüklü oranda altın teklif ettiği halde atın sahibi bir türlü razı olmuyormuş. Atın sahibi bazen atını gezdirir, antrenman yaptırır, alışsın diye bazen çöllere de sürermiş. Atın sahibinin nerden ne zaman geçtiğini iyice öğrenen zengin adam, bir gün kıyafet değiştirip, çölde onun geçtiği yola gitmiş, perişan,yolda kalmış biri görüntüsüyle beklemeye başlamış. Güzel atıla adam gelmiş, bakmış yol kenarında biri kıvrılmış yatıyor. Yaralı mı, aç mı, susuz mu diyerek atından inip yanına gitmiş. O koşunca, halsiz, bitkin görünen adam birden ayağa kalkıp ata doğru koşmuş. Bir anda üstüne binip atı sürmüş. Biraz uzaklaşınca dönüp bakmış, atını çaldığı adam ağlıyor. Seslenmiş, “-Eğer bu atı zamanında satsaydın, kazançlı çıkardın. Şimdi sana hiç para vermeyeceğim. Sen de böyle ağlarsın işte !.” diye seslenmiş. Adam ağlayarak cevap vermiş; “-Doğru at benim için çok kıymetliydi ama onun için ağlamıyorum. Sana yalvarıyorum, at senin olsun ama nolur, atı benden nasıl aldığını kimseye anlatma” demiş. Adam bir an şaşırmış, “-Ne demek istiyorsun” demiş. “-Eğer beni yaralı numarasıyla kandırdığını anlatırsan, bundan sonra kimse yolsa kalmış hastalara, yaralılara, muhtaçlara yardım etmeye cesaret etmeyecektir. Onların hali nice olur” diye ağlamış. Cem; -Adam, “-Bana ne yahu!” mu demiş. -Hayır Cem, Allah’tan adam senden düşünceli, duyguluymuş, bir an düşünmüş yaptığı hatayı anlamış, özür dileyip, atı geri vermiş. -Aman abla, bu devirde zor böyle şeyler. -Bana bak, duyan da seni ciddi zanneder. Böyle konularda şaka bile yapma . -Bir şartla? -Bunun şartı mı olurmuş? Ne istiyorsun çabuk söyle! Cem, arabayı yavaşlattı uzaktan fark ettiği çeşmenin yakınına, ağaçların altına doğru yanaşarak; -Evde hazırladığınız o böreklerden biraz verirsen. Arabadan indik. Nur’un yavaş yavaş inişi içimi eritti. Annesinden ayrılığın üzdüğünü düşünerek fazla üzerinde durmuyordum ama bitkin halini görünce, yüzünün sarardığını görünce tükendim. Acaba benim zannettiğimden de kötü müydü durumu. Yıkılacak gibi halini görünce koşup tutmak isteği geçti içimden. Bakışlarımda gittikçe artan yılgınlığı görecekler korkusuyla başka tarafa baktım. Koşar adım çeşmeye varıp yüzümü yıkadım. Mehtap’la Cem arabanın bagajından bir şeyler indirirken, Nur’un da çeşmeye doğru geldiğini gördüm. Bu haldeyken konuşmamak için kaçsam...nereye kaçacaktım ki. Seslendi;
Telif Hakkı Uyarısı 33 Yagmur Yağıyordu isimli yazı, Ahmet Ünal ÇAM tarafından 7/23/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Sudenaz’dan Mektuplar (ııı)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Kasım
25
Kasım
13
A R K A D A Ş_10( S O N )
• Ahmet Ünal ÇAM • Yaşamdan Hikayeler • 54 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
12
Nisan
21
Mayıs
15
Nisan
21
Temmuz
27
Temmuz
19 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||