Vatanı Can ve Canan Bildi MaraşlıVatanı Can ve Canan Bildi MaraşlıKekliklerin ötüştüğü yaylaları, ardıç oluklardan akan soğuk suları, çam kokulu rüzgârı, türküleri, masallarıyla Anadolu’muzun şirin, güzel bir şehriydi Maraş.İnsanları, mutluydu, huzurluydu, herkes işinde gücündeydi. Çeşitli kültürleri, Ermeni’si, Yahudi’siyle birlikte barış içinde yaşardı Maraşlı. Mert, yağız delikanlıları, sırma saçlı güzel kızlarıyla hep dillerdeydi Maraş. Çıtır çıtır tarhanası, kabarcığı, samsası, bastığı, sucuğu, kırmızı biberi, şeftali yemenisi, bakır işlemesi, salep kokulu dondurmasıyla şen, şakraktı Maraşlı. Güzelim camileri, ince zarif minareleri, kendine has yemekleri, rengârenk işlemeleri, hoş sohbet insanları, hanları, hamamlarıyla, huzur dolu güzel ahşap evleriyle el ele, omuz omuza, gönül gönüleydi Maraşlı. Maraş’ta herkes işinde, aşındaydı. Maraşlı kavga nedir bilmez, kini nefreti tanımazdı. Düğünleri bir başka, yiğitleri bambaşkaydı Maraş’ın. Ökkeş’le Agop yan yanaydı, omuz omuzaydı. Sohbetler koyulaşır aile ziyaretleri sıklaşırdı. Tarhanalar yenilir, ekşili çorbalar, demli çaylar içilir, muhabbet demlenirdi. Evleri aynı sokaktaydı, karşı karşıyaydı. Agop’larda pişen yemek paylaşılır, Ökkeş’lerin kurbanı dağıtılırdı, aşureler birlikte içilirdi. İnanışlar farklı, kültürler farklıydı ama bayramlar neşe içinde birlikte kutlanırdı dostça ve kardeşçe. Saygı duyardı herkes birbirinin inancına, kültürüne, kimliğine. Sevgi, dostluk ve barış tüllenirdi Maraş’ta. Farklı kültürlerle kız alınır, kız verilirdi, ayrısı gayrısı yoktu, buluşmuşlardı insanlık paydasında, sevgiyle, samimiyetle, hoşgörüyle. Cami de kutsaldı kilise de. “Ramazan”da Agop’un çocukları bile sokakta yiyip içmezdi. Sevgi vardı, saygı vardı, hoşgörü vardı dillerde, gönüllerde. Güzel Maraş’ta buram buram sevgi, dostluk ve kardeşlik tütmekteydi. Buz gibi sular çağlamakta, ahır dağında kınalı keklikler ötüşmekte, semasında güvercinler uçuşmaktaydı. *** O da ne, güneş bir başka doğuyordu Maraş’a. Artık sevgiye dostluğa barışa değil, kine nefrete doğuyordu güneş. Sevgi tütmüyordu artık maraşın ufuklarında, endişe ve korku kol geziyordu Maraş’ın sokaklarında. Ne olmuştu barışa, nerdeydi kardeşlik? Kim ekmişti bu düşmanlık tohumunu? Maraş ta “ekşili çorba”nın, “paça”nın “tarhana”nın eski tadı kalmamıştı. Ahır dağının çam kokulu rüzgârı kekik kokmuyordu artık. Yüzler eskisi gibi gülmüyordu. Kaledeki bayrak solgundu, ulu caminin minaresi sessiz ve yorgundu. Ceyhan bulanık ve durgundu. Ne olmuştu Maraş ta, bu huzurlu şehrin huzuruyla kim oynuyordu. Sevginin yerini düşmanlık, hoşgörünün yerini kin alınca kim kazanacaktı? Dünya kıskanmıştı adeta bu huzuru, bu barış içinde birlikte yaşamayı. Kan ağlıyordu artık yediden yetmişe Maraşlı. *** Elbet Maraş sahipsiz olamazdı, yiğit Maraşlı, kutsal vatan bildiği bu topraklar için canını, malını her şeyini feda etmeye hazırdı. Bu ata, dede yadigarı şirin diyarlar, asla ırz, namus ve din düşmanlarının olamazdı. Bayrak inemez, ezan susamazdı. Maraşlı, ölümden çok daha ağır bilirdi vatansızlığı. Ölmek bu yiğitler için belki de en kolayıydı. Zor olansa huzuru kaçıranları, zorbaları geldikleri yere göndermekti. Zorbalar güçlüydü, topları tüfekleri, cephaneleri alabildiğineydi. Zorbalar tadını kaçırmıştı işin, ne yazık ki Agop’lar da artık kandırılmış, işgalcilerle birlik olmuştu. Ama olsun, Maraşlının da yüreği vardı. Sevgi, barış ve iman dolu yüreği. *** Yıl 1920 soğuk bir ocak ayı, Maraş fırtına öncesi sessizliği yaşıyordu. İşgalciler gün geçtikçe çılgınlıklarını artırıyor, tahammül edilemez bir hal alıyordu. Kaledeki şanlı bayrağın indirilmesi, Maraşlının kanını dondurmuştu. Tahammül edebilir miydi Maraşlı, hamamdan çıkan bacısının başörtüsüne uzanan ele, tahammül edebilir miydi namusuna göz diken namussuza, edepsize, soysuza! Ve sonunda Sütçü İmamın tabancasında mermi olup patladı Maraşlı. Patladı, bir yanardağ gibi püskürdü lavlarını. Yeniden huzura ermek, eski günlere dönmek için kazma oldu, kürek oldu, kılıç oldu, tüfek oldu, barut oldu, mermi oldu yağdı düşmanın üstüne. Düşman beklemiyordu böyle bir direnişi. Bu şahlanış karsısında şaşırdı, bocaladı yardım istedi yandaşlarından. Ama nafile, kimse direnemezdi bu iman coşkusuna, bu vatanı için ölme arzusuna! Rıdvan Hoca ulu camide söylemişti son sözünü. Ali Sezai Efendi’nin o içten duaları, dalga dalga yayılıyordu gönüllerde. Arslan Bey’in ince zekâsı, plan ve programı, hep kurtuluş üzerineydi. Dua, samimiyet, yiğitlik ve dayanışma disiplinle birleşmişti. Maraşlı artık tek yürek ve tek bilekti. Bir destan yazılıyordu Maraş’ta. Yürekler bu destan için çarpıyor, diller bu destan için dua ediyor, kalpler bu destan için atıyordu. Eli silah tutan her Maraşlı soluk soluğa koşuyordu bu er meydanına. Evdekileri hiç düşünmeden, ölümü ise asla akla getirmeden. Kutsal bildiği, en sevdiği vatanı için helallik dileyip ayrılmıştı, yaşlı annesinden, yatalak babasından, kundaktaki bebeğinden ve gözü yaşlı eşinden. Dönmemek üzere ayrılmıştı sevdiklerinden. Zaman, canı cananı düşünecek zaman değildi. Çünkü can da canan da vatandı. Böyle düşünen, böyle inanan, inancının gereğini yapan bu yiğitleri hangi güç durdurabilirdi. Davulcu Abdal Halil bile “Bu din bahsidir!”dememiş miydi? Her evden, her sokaktan dalga dalga dua yükseliyordu Maraş semalarına. *** Bu amansız mücadele 22 gün ve gece sürer. Ve 12 Şubat 1920 Maraş yakılmış, yıkılmıştır, dağ gibi yiğitleri şehit vermiştir ama düşmanı da söküp atmıştır bağrından. Yetim çocukların, dul kadınların, gözü yaşlı anaların sayısı çok artmıştır. Ama Maraş kurtulmuştur. Maraş, dünya durdukça, insanlık var oldukça anlatılacak destanını yazmıştır. Maraş, düşmana gülzar olmamış, zorbalara mezar olmuştur. Bu, birlikteliğin destanıdır. Bu, inancın destanıdır. Bu, planlamanın, dayanışmanın, inancın ve duanın destanıdır. Bu Maraşlının destanıdır. Milli mücadelenin ilk kurşunu burada atılmış, ilk meşalesi burada yakılmıştır. Maraş, TBMM tarafından “Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyasına” layık görülmüş, ardından da “kahramanlık” unvanıyla ödüllendirilmiştir. *** Artık Maraş, Kahramanmaraş’tır. Tarihten gerekli dersi almış, geçmişteki bu yiğitliğini kültürel, ekonomik ve sosyal alanlarda da gösterme gayreti içinde modern bir şehirdir Kahramanmaraş. Kahramanmaraş gün geçtikçe sosyalleşen, güzelleşen, büyüyen, gelişen, eğitim ve ekonomideki atılımlarıyla göz dolduran güzel bir şehirdir. Artık buz gibi suları daha güzel çağlıyor, kekik kokulu rüzgârı daha tatlı esiyor, firiği, dondurması ve kırmızı biberi bir başka tat veriyor. Güzel Anadolu’muzun bir huzur kenti artık Kahramanmaraş. Ulu camideki ezanın, kaledeki bayrağın çok farklı anlamı var Kahramanmaraş’ta. Ayrıca her Kahramanmaraşlı, güzel ülkemizin “kurtuluş mücadelesinin meşalesi olma” nın haklı gururunu yaşamakta. *** Milletler tarihleriyle, kültürleriyle yaşar. Unutulmasın ki, geçmişini bilmeyenler geleceğe güvenle bakamazlar. Kahramanmaraş, günümüzde tarih bilinci, kültürel çeşitliliği, sanayideki atılımıyla kabuğunu çatlatmış bir şehir. Kahramanmaraş; binlerce yıllık tarihi, doğal zenginliği, kültürel mozaiği ve son yıllardaki atılımlarıyla hep gündemde olan bir ilimiz. Bir lise öğrencisi olarak Kahramanmaraş’ta doğmaktan, buram buram tarih kokan, asalet zarafet ve yiğitlik dolu bu şehirde yaşamaktan, Kahramanmaraş sevdalısı bir ailenin çocuğu olmaktan gurur duyuyorum. Biz gençler bu bilinçle, kanıyla, canıyla, bütün varlığıyla bu şehrin savunmasını yapan, bu savunmada şehit düşen yüce ruhlara layık olabilme gayreti içinde olmalıyız. Bu vatanın değerini layıkıyla bilmeliyiz. Vatan savunması için maddi, manevi varlığını hiç düşünmeden harcayan bu güzel yiğit insanları, her yönüyle tanımak, onlara laik olmaya çalışmak, bir Kahramanmaraşlı olarak en önemli görevimiz olsa gerek! Sevgi sözde kalmamalı. 12 Şubat’larla sınırlanmamalı. 12 Şubat’ı bayram yapan değerler çok iyi anlaşılmalı, vefanın gereği mutlaka yapılmalı Biliyorum ki dünyada madalyalı tek şehir Kahramanmaraş’tır. Gönülden inanıyorum ki bu şerefli madalya biz gençlere emanettir. Gençler olarak biz, barış diyoruz, huzur diyoruz, diyalog diyoruz. Dünyanın çok küçüldüğüne inanıyoruz. Değil birbirimizle, komşu ülkelerle, büyük kıtalarla, barış ve hoşgörü içinde yaşayalım diyoruz. Biz savaşlar olmasın, daima barış kazansın istiyoruz. Renk ayrımı, dil ve din ayrımı yapmadan insanlık paydasında buluşalım diyoruz. Maraş sevdası, yüreklerde oldukça, bu sevdanın gereği yapıldıkça, tarihten gerekli ders alındıkça, aziz şehitlerimiz rahat uyuyacak, minaredeki ezanlar daha bir güzel duyulacak, burçtaki bayrak, kahramanlık madalyasıyla daha nazlı dalgalanacaktır. Yeter ki eller tutuşsun, yeter ki gönüller birleşsin. Tarih seninle övünsün Kahramanmaraş!
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ocak
6
Ocak
5
Masum Yüreklere Olan!(lanet Olsun İsrail Sana)
• Saniye Kaçar • Toplumsal Makaleler • 51 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
5
Ocak
5
Ocak
2
Mart
1
Şubat
23
Vatanı Can ve Canan Bildi Maraşlı
• Osman Arıkan • Toplumsal Makaleler • 467 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
1
13 Yüzyılın İki Edebiyat Zirvesi
• Osman Arıkan • Yaşamdan Hikayeler • 366 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
12
Aralık
12
Şubat
23
Vatanı Can ve Canan Bildi Maraşlı
• Osman Arıkan • Toplumsal Makaleler • 467 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
1
13 Yüzyılın İki Edebiyat Zirvesi
• Osman Arıkan • Yaşamdan Hikayeler • 366 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
1 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||
Copyrights © 2000 - 2009 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır

Rss |
İletişim