Figüranlar KahvehanesiFigüranlar KahvehanesiFigüranlar kahvehanesi en hareketli günlerinden birini yaşıyordu. Birkaç kişi masalar siliyor, yaşlı bir adam yerleri temizliyordu.Tüm bu hazırlıkların sebebi kahvehaneye gelecek olan misafirlerdi. Ünlü oyuncular Kerim Ün ve Necla Sevgi, figüranlar kahvehanesini ziyaret edeceklerdi. Doğal olarak çalışanlar ve figüranlar çok heyecanlıydı.- Ben bir keresinde Kerim Ün ile aynı film de oynadım. O, masada oturuyordu, be de ona yemek getirmiştim. Garson rolündeydim anlayacağınız. - O da bir şey mi aslanım! ‘Gurbet’ filminde onu hapishaneye götüren askerlerden biri bendim. Rol icabı benden sigara istedi ben de ‘ sus lan! 2 dedim. -Vay bee! İyi rol kapmışsın desene… Kahvehanedeki masaların çoğunda buna benzer konuşmalar geçiyordu. Herkes gelecek olan oyuncularla oynadıkları filmlerden bahsediyordu. Kimileri nasıl dayak yediğini, kimileri aralarında geçen konuşmaları… Maslardan birinde oturan bir genç ise çayını içip bu konuşmalar dinliyordu. Bu genç, kahvehanenin sahibinin yeğeni ‘Erdal’dı. O da kahvehanedeki diğer insanlar gibi figürandı. Köyünden İstanbul’a geleli fazla olmamıştı. İstanbul’ a geldiği ilk zamanlar da iyi bir iş bulmayı hayal ediyordu ama dayısının kahvehanesine gide gele Yeşilçam’ın havasına kendini kaptırdı. İyi bir aktör olma hevesindeydi. Boylu poslu, yakışıklı bir gençti, ‘ne eksiğim var?’ diye söylenirdi. Bu işlerin kolay olmadığını bildiği için karşılaştığı zorluklardan yılmıyordu. Dayısı bugün gelecek olan oyuncularla onu tanıştıracağına söz vermişti. Bu tanışma sayesinde belki de daha uzun süreli roller alabilirdi. Erdal, çayını içmeye devam ederken kahvehanede başlayan gülüşmeleri fark etti. Masalarda oturanlar kahvehanenin kapısından içeri girmekte olan başı sargılı birine gülüyorlardı. Bu adam yavaş yavaş Erdal’ın masasına gelip oturdu. - Bu ne hal Dursun Abi? - Sorma Erdal, senin olanlardan haberin yok belli ki. - Anlatta olsun işte. - Geçen gün çekimdeydim, ikinci katın camından atlamam gerekiyordu. - Eee! - Atladım ama adamlar aşağıya bir şey koymamış kafa üstü çakıldım. - Büyük geçmiş olsun abi. - Sağol! Bura bu gün niye böyle kalabalık? - Meşhur artistler Necla Sevgi ile Kerim Ün gelecekmiş. - Deme yaa! - Dayım beni onlarla tanıştıracak. İnşallah filmlerinden birinde iyi bir rol verirler. - İnşallah aslanım… Dursun da gençliğinde Erdal gibi, iyi bir oyuncu olmanın hayalini kuruyordu fakat figüranlıktan ileri gidememişti. Şimdi gündüzleri filmlerde rol alıyor, geceleri ise bir fabrikada bekçilik yapıyordu. Kendisi ünlü bir oyuncu olamamıştı ama oğlunun ileride büyük bir oyuncu olması için çabalıyordu. Oğlunun, dönemin çocuk yıldızlarından hiçbir farkı olmadığını düşünüyordu. - Bizim oğlanın adını değiştirmek lazım. - Neyi var senin oğlanın isminin? - Piyasadaki çocuk yıldızların ismine bak; Ömercik, Sezercik, Ayşecik… bir de bizim oğlanın ismine bak ‘ Selami’. Hiç, Selami diye çocuk yıldız olur mu? Uyuyor mu hiç ‘ Selamicik’ ? Bu sözlere Erdal bir hayli güldü. Onun gülmesi ile keyiflenen Dursun da Yeşilçam anılarını anlatmaya başladı. Bazı erkeklerin askerlik anıları gibi onun da Yeşilçam anıları bitmezdi. Vakit geçtikçe kahvehane daha da kalabalıklaşıyordu. Erdal ‘ ya dayım beni tanıştıramazsa’ diye düşünmeye başlamıştı. Bunun olabileceğini düşünmek bile canını sıkmaya yetmişti. Onlarla tanıştıktan sonra talihinin döneceğine inanıyordu. Artık oda ünlü olacak, insanlar yolda yürürken onu tanıyacaklardı. Belki ilerde film afişlerinde ismi bile olurdu. Kendi kendine ‘ben kötü adam karakterlerine oynamam’ diyordu. Dayısının anlattığına göre Yeşilçam filmlerinde oynayanların çoğu bu kahvehanede keşfedilmişti bu da onu fazlasıyla ümitlendiriyordu. - Erdal, dalma aslanım! - Kusura bakma abi, aklım şu gelecek olan artistlerde. - Her şeyin hayırlısı aslanım. - Öyle ama iyi bir rol kapsak kötü mü olur? - İyi olur olmasına da yine de ‘hayırlısı’ de. Neredeyse ikindi vakti gelmişti ama ortalıkta kimseler yoktu. Dursan da dâhil birkaç figüran bir film çekimine gitmişlerdi. Dursun ‘kafamdaki sargıyı çıkarır yine de oynarım’ diyordu. Erdal’ın düşünceli bir halde olduğunu gören dayısı yanına geldi. - Kaç tane gemin battı Karadeniz’ de? - Dalga geçme dayı. - Oğlum bu ne hal, niye canını sıkıyorsun? - Yok bir şey. Şu artistler gelmedi ya biraz ona canım sıkıldı. - Gelirler merak etme.Bu gün olmazsa başka gün gelirler. - Yeni bir iş buldum dayı. Onlar gelse de gelmese de ben gelemem; ona canım sıkılıyor. Erdal, beklediği oyuncular gelmezse ne yapacağını bilemiyordu. İşe başlarsa izin günü hariç kolay kolay kahvehaneye gelemezdi. Oyunculuk sevdası bütün vücudunu sarmış gibiydi. Dayısının bardakları yıkamasına yardım ederken, Dursun içeri girdi. Yüzüne bakar bakmaz canının sıkkın olduğu anlaşılıyordu. - Niye çabuk döndün abi? - Onca film çekiliyor ben bula bula kafamın kırıldığı filmi buldum. Erdal ve dayısı ne kadar kendilerini tutmak isteseler de gülmelerine mani olamamışlardı. Dursun ise iyice sinirleniyordu. - Gülün bakalım gülün! - Kusura bakma Dursun oğlum, sonra ne oldu? - Ne olsun, yönetmen bu kafayla oynayamazsın dedi. - Halt etmiş sana boş yere mi ‘Beton Dursun’ diyorlar! - Doğru söylüyorsun ama gel de anlat bunlara. - Takma kafana - Senden bir ricam var. Senin tanıdığın çok, şu bizim oğlana bir baksalar. Belki de ona da bir film çevirirler. - Bakarız Dursun bakarız… Artık Dursun’ da Erdal ile birlikte, gelecek olan oyuncuları bekliyordu. O da ‘belki oğluma bir rol bulurum’ beklentisi içindeydi. Geçen zamana karşı, kimsenin gelmemesi kahvehanenin yavaş yavaş boşalmasına sebep oluyordu. Kahvehanedekiler ‘ne de olsa artist milleti’ diyerek söyleniyordu. Kahvehanede altı yedi kişi kalmıştı ki beklenen misafirler içeri girdi. Erdal, onları görünce gözlerine inanamadı. Yanlarında bir de yönetmen vardı. Erdal, onların sohbetini dinlerken Dursun hemen eve gidip oğlunu getirmeye karar verdi… Figüranlar kahvehanesi sıradan günlerinden birini yaşarken, içeri kolu alçılı biri girdi. Kahvedekilerin gülüşmeleri arasında boş bir masaya oturdu. - Koluna ne oldu Dursun? - Sorma kahveciler kralı. Bir dövüş sahnesi vardı. Baş rol oyuncusu eline sahte odun yerine gerçek odun almış. - Eee - O da odunu koluma vurunca ‘çat!’ diye odun da kolum da kırıldı. Oturanlar Dursun’ un anlattıklarına gülerken genç biri içeri girdi. Elinde birkaç film afişi vardı. İçlerinden birini kahvehanenin camına astı. Dursun, yerinden kalkıp afişlerdeki yazıları okumaya başladı. - Akıncı Beyi, yönetmen: Mümtaz Yiğit. Oyuncular: Kerim Ün, Selma Soydan, Erdal…
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Lutuf Veli yazıyı tebrik etti...
Ufuk Aykas yazıyı tebrik etti...
Erturan Elmas yazıyı tebrik etti...
Ocak
7
Ocak
7
Bir Çift Güvercin Gördünüz Mü?
• Kadriye Arslan • Yaşamdan Hikayeler • 57 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ocak
7
Ocak
7
Ocak
7
Mart
27
Mart
13
Şubat
26
Şubat
26
Şubat
20
Şubat
26
Şubat
13
Şubat
5
Şubat
13
Şubat
26 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||
Copyrights © 2000 - 2009 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır

Rss |
İletişim