Eteğimizdeki Taşlar…Eteğimizdeki Taşlar…Adetimizdir, bayılırız eteğimize taş toplamaya. Ömrü billah taş toplarız. Vakti saati gelince dökmek için niyetlenmişizdir bu işe.Taşların güzelliğinden mi, özelliğinden mi, bilinmez dökemeyiz eteğimizdeki taşları… Biz dökersek, başkaları da döker, ortalık karmakarışık olur diye mi, düşünürüz bilmem. Taş diye emek emek toplanılan şey, sırdır, kindir, garezdir, çekememezliktir, hasetliktir, kıskançlıktır, erişemediğimiz şeylere çamur atma üzerine kurulu tezgahlardır, büyük bir çoğunluğu da dedikodudur. Biz taş toplarken, diğer insanların eli de, armut toplamaz elbet… Onlarda senin, benim, onun, ötekinin, berikinin aleyhinde bir şeyleri taş niyetine toplar hep. Ummadığın taş, baş yarar demişler ya… Çocukluktan beri taşlara meraklıyızdır. Üç taş, beş taş, dokuz taş oynayarak büyümüşüz hepimiz. Dağlara, taşlara diye temennilerde bulunmuşuz. Az biraz taş toplamışız çok mu? Eteklere saklanan taşlar, günü geldiğinde, dökülmezse de, birer, ikişer ortaya yuvarlanıverir arada bir!... İşte o “arada birlere” dikkat etmek lazım… Ya seçim zamanlarında, ya adaylık sıralarında köstek olsun diye, ayağı taşlara değsin de düşsün diye yuvarlanıverir ortaya… Bu kötü huyumuz, bu karnımızdaki hıncımızı almadan inmeyen şişler, yaşama sebebimizdir adeta… Herkesin elinde bir koz… Herkes birbirinin açığını arar vaziyette… İyi niyeti uzun, upuzun bir tatile göndermişiz. Her gelmek isteyişinde, tatilini uzatıp dururuz. Hoşgörü, dostlar alışverişte görsün mukabilinden bir kavram… Sıkılan dişlerin ardına özenle sakladığımız gülümseme, aşağılayıcı bir sırıtma şekline dönüşmüş. Ukala bir tavırla eleştiriler yağdırmaya başlamışız, bize kim engelse… Meyveli ağacı taşlarlar sözünü, hiç meyve vermediğimiz halde kendimize yontmaktan ayrı bir huzur bulmuşuz!... Bizi alkışlayan bin yaşasın demişiz. Dost doğruyu söyler, ama dostun doğru sözü, acı olur demişlerdi ya atalar… Dost beni övendir, dost beni yanlış yapsam da, senden daha iyisi yoktur diye göklere çıkarandır, değilse dostum değildir diyen bir anlayış geliştirmişiz. Herkesin topladığı taşlarda, karakterine göre oluşmuş zaten… Herkes eteğindeki taşları döksün diyorlar ya… Önce bu sözü söyleyenler bir döksün… Döksünler de görelim yiğitliklerini… Dökemezler… Çünkü, karşı tarafında dökemeyeceğini iyi bilirler. Taşlar döküldüğünde, ne tabular yıkılacak tahmin bile edemezsiniz. Kendimiz eteğimizdeki taşları dökmeye yanaşmasak da, herkes eteğindeki taşları döksün yaygaralarında en önde koşmaktan kendimizi alamayız. Bu yaygaralar aslında dök diyorsam da sakın dökme ha! anlamındadır. Parola anlaşılmıştır. İstenilen zaman kazanılmış, etekteki taşlar, ölüm döşeğinde söylenip söylenemeyeceği kadere kalmış son sözlere kalmıştır!... Aslında, taşlar dökülmeye başladığı an, muazzam bir seyir anıdır. Bu an, bütün bir ömürde birkaç kez ya yaşanır, ya yaşanmaz!... Onun için, bu seyir anını kimse kaçırmak istemez. Bildiklerinin yanına hiç bilmediklerini, hiç duymadıklarını eklemek tarifi imkansız bir duygudur çünkü!... İnsanlar eteğindeki taşları bundan dökemiyor olabilirler mi?. Bilemiyoruz amma, taşların en sırlıları ellerinde olanlar, o taşları koz taşı gibi ellerinde tutmaya devam ediyor gibi. İşte onun içindir ki, ne kendileri ne de bir başkası için ileriye doğru yeni bir adım atılamıyor. Birlik olunamıyor… Dirlik olunamıyor… Toplanıp, toplanıp dağılmanın adına da, bir yemek yedik diyorlar!... Dökün şu eteğinizdeki taşları da, zararı yok biz görmeyelim. Hatta kimse görmesin… Ancak geriye doğru geldiğinizde kol kola gelin. Gelemiyorlar… Gelmelerine gururlar, kibirler ve çevreler mani… O zaman, şu şunu neden bu kadar geçti, şu şunun gerisinde neden bu kadar kaldı gibi sözlere ve gerçeklere neden bu kadar şaşırıyorsunuz? Yoksa şaşırma denen davranış biçimi de, oyunun bir parçası mı?
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Eteğimizdeki Taşlar… isimli yazı, Erol Sunat tarafından 19.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
28
Aralık
25
Aralık
21
Yine Krizli Günlerle Karşı Karşıyayız!
• Erol Sunat • Güncel Makaleler • 177 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Aralık
18
Aralık
15
Aralık
28
Aralık
21
Yine Krizli Günlerle Karşı Karşıyayız!
• Erol Sunat • Güncel Makaleler • 177 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Aralık
15
Aralık
5
Ekmek Aslanın Ağzında Hikayesi!
• Erol Sunat • Güncel Makaleler • 254 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Kasım
30
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!
• Erol Sunat • Güncel Makaleler • 247 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
20
Şubat
14
Mayıs
21
Şubat
14
Nisan
25 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
Copyrights © 2000 - 2009 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır

Rss |
İletişim