SilisSilisGüneşin en parlak olduğu saatler, iliklerime kadar ısınmışım. Deniz pürüssüz ve masmavi, rüzgarın yanmış bedenimi denize savurmasını diliyorum. Etraf kalabalık kumsalda uzanıp güneşlenenler, denize girenler, kumda oynayan çocuklar,bir o yana bir bu yana koşturup salyalarını üzerime savurtan bir köpek. Yaz aylarını çok severim, kışları yağmur altında yıkanıp yıkanıp kurumak hiç hoş değil. Güneşin doğuşunu ve batışını izlemek, renklerin büyülü dansını, zamanın nasıl değiştiğini görmek, yıldızları,bulutları karanlığı hissetmek; sadece insanlara özgü değildir. Doğanın içinden bir parçanın doğayı izlemesi ve büyülenmesi çok ama çok farklıdır. Minik bir kum taneciğiyim havlunuzu sererken uçuşturduğunuz. Çocuklarınızın kovalarına doldurup kumdan kaleler yaptığı, yazılar yazdığınız, top oynadığınız, koşturduğunuz. Kayalıkların arasında geceleri, üzerimizde uzanıp yıldızları izlerken, arada bir de kaçamak öpücüklerinizi kondurduğunuz sevgilinizin yanı başında, bu romantik anıya şahit olan kum taneciğiyim. Yalnızlığı sevmem, bir arada bir bütünüz. Hiç yalnız bir kum taneciği gördünüz mü koskoca kumsalda. Sıradandır zaman bizim için günler, aylar,yıllar fark etmez. Kumsalda uzanıp gelip geçenleri izleriz. Rüzgarı bekleriz. Bizi uçurup yeni yaşamlara sürüklemesini, birileri için bir şeyler yapmayı isteriz. Kum taneciklerinin başka ne hayali olur ki dedim ve her şeyin normal olduğunu düşündüğüm bir anda değişti zaman, görmez oldum güneşi karanlıklara gömüldüm. Gece oldu benim için aniden, dünya hala aynıydı. Tek değişen bendim. Bir anda aydınlandı hayat yeniden ve yanıma bir havlu serildi. Tam yanıma, büyülü bir an . İnsanların dediği gibi aşık oldum. Bir kum tanesinin aşkı bu, okunmaya değer bir hikaye belki de; belki de deymez. Bu cümlelerden sonra devam etmeye bilirsin. Ama ben olsam bir şans verirdim kendime. Yanıma uzanıp güneşlenmeye başladı, arkadaşları güneş yağını sürdüler. Saatler geçti belki bilemem. Onu izledim, güneş bedenine ulaştıkça renklendi, kızardı. Rüzgara yalvardım esmesi için, ama olmadı. En ufak bir kıpırtı bile yok. Aniden küçük bir çocuk koşturarak geçti yanımdan ve rüzgarla savruldum; neredeydim? Etrafta bir sürü kum taneciğinin arasındaydım ama o yoktu. Küçük bir çocuk için ne büyük bir başarı ve benim için ne denli bir hüzün. Etrafa bakınıp durdum ama yoktu. Sonra biri üzerime bastı ve onunla beraber daha da uzaklara gönderildim. Gözyaşım olsaydı eğer ağlamayı öğrenirdim. Hislerim vardı belli belirsiz ama ifadelerim eksikti. Minik bir kum tanesinin ifadeleri kimin umurunda olurdu ki zaten. Kocaman kumsal uçsuz bucaksız dünyam. Kim bilir aşk nerede kalmıştı. Bedenimin ıslandığını farkettim, denizdeyim. Uzun zamandır buraya kadar ulaşamamıştım. Bir an iyiyim dedim. Islak ama iyi. Bu sıcakta kavrulan bedenim nefes aldı. Dalgalarla biraz oynadıktan sonra yeniden kumsaldaydım. Koşarak geçenlerin altında kalıp, taşların arasına girsem de dalgalar imdadıma yetişti. İşte o an; aşkı gördüm, denize girmek üzereydi çok uzaktaydı, neredeyse kumsalın öte yanında . Ve bir anda yine karanlığa gömüldüm, çocuğuna kale yapmak isteyen birinin kovasındayım. Kalabalık ve sıkışık bir yer. Şimdi de kumdan bir kaleyim. Etrafımda dönen bir çocuk ve gülüşen sesi. Mutluluk dedikleri bu olsa gerek küçük çocuğun yüzündeki ifade.... Aşkı bir daha göremem biliyorum ona nasıl ulaşabilirim ki acaba. Güneş kavurucu etkisini azalttı. Karanlıklara gömülmemize az kaldı sanırım. Ve ben hala aşkı bulamadım. Hayıııır yine o iğrenç salyalı köpek koşturarak geliyor. Çok güzel aptal bir köpeğin tüylerinin içinde geziniyorum. Hiç durmaz mısın sen? Biri bana yardım etsin. İşte işte orada inanamıyorum. Eşyalarını topluyor,gidiyor,beni terk ediyor. Aptal köpek dur artık,lütfen duuur. Hey nereye , neden geri döndün köpek sana söylüyoruum.. Düştüüm, en azından kumsala geri döndüm. Köpeklerden nefret ediyorum. Artık benim için nereye gittiğimin önemi yok rüzgar es istersen, çocuklar kale yapsınlar, insanlar koşsunlar,dalgalar alıp götürsün,yağmurlar yağsın, mevsimler geçsin ne fark eder. Zamanın hiç önemi yoktu zaten. Aşk yoksa ne fark eder. Karanlık bir gece daha. Kumsalın sakinliğini bozan tek şey birkaç adamın koşarak gelmesi. Sanırım içkili tipler, denizi ve mehtabı izlemeye geldiler. Güzel olur geceleri kumsal. İyi de ellerindeki o şeyler de ne. Çocukların kum almak için kullandıkları şey değil mi o? Tamam da koskoca adamlar kumdan kaleler mi yapacaklar. İlginç. Kumsala yanaşan kamyon da ne? Neler oluyor. Hey kumları neden o kamyona yüklüyorsunuz. Heey size söylüyorum. Bizi nereye götürüyorsunuz. Elveda deniz bir daha görüşür müyüz? Artık hiçbir şey görünmüyor. Kamyon bir yerlere gidiyor, kurtarın. Bu makineler de ne? İnsanlar neden minik kum taneciklerini umursamazlar. Neden olmamız gereken yerde değiliz. Bu acayip makineler de nesi? Çaresizce bekliyoruz, ne olacağını bilmeden. Binlerce kum taneciği zamanın öte yanından kaçırılıp getirilmiş. Hayatın küçük artıkları gibi ne olacağı belirsiz. Gidenler geri gelmez bilirim. Bir daha kumsal yok, deniz yok bizim için. Sonsuzluk böyle bir şey mi acaba? Yardım beklerim ama gelmez. Elveda aşk... Ne kadar zaman geçti bilemiyorum, kendimi tanıyamam bu halde. Şeffaf bir bütün olmuşum. Yine bir kamyonla uzunca bir yolculuk. Ağlayamam, haykıramam ne büyük bir çaresizlik hep suskun olmak. Üzerime örtülen perde açılınca gördüm dünyayı ne büyükmüş meğerse. Kumsaldan bile büyük. Apartmanların arasında bir yerde durduk. Kocaman adamlar yavaşça bizi aşağıya indirip, duvara yasladılar. Minik bir kum taneciğiydim ama şimdi galiba cam olmuşum. Artık yalnızım, diğerleri kim bilir nerede. Ağlayamam. Tek düşündüğüm beni ne yapacaklar. Artık bir cam olarak yaşayacağım, sonsuz değilim. Bu dükkan, çevrede dolaşan insanlar kumsaldakilere benzemiyorlar. Ne olduğunu bile bilmediğim bir şey oldum. Bir cam oldum. Bir cam ne işe yarar ki. Korkuyorum. Anlayamazsınız bu korkuyu. Binlerce kum taneciğinin arasından yalnızlığa gömülmek. İçim dışım aynı şimdi. Geçen gün yanımda duran camı kaldırmak isterken yere düşürdüler. Paramparça oldu, kırılmaktan korkuyorum. Bedenimin parçalanmasından, daha da ufalmaktan, her şeyin bitmesinden. Anlayamazsınız. Gece oldu karanlıktayım. Ayın ışığı yansıyor, deniz kıyısını düşlüyorum, kumsalı, koşuşturan salyalı köpeği, kumdan kaleleri, mutlu çocuk yüzünü.... Ve sabah oluyor gürültülü şehre. Sıra bana geldi. Beni de tutup bir yerlere götürecekler. Bak işte geldi yine adamlar, nereye gidiyoruz,yavaş olun, kıracaksınız. Yine mi aynı yolculuk, sıkıldım artık nereye gidiyoruz. Sesimin olmasını dilerdim ama yok ve susup bana ne yapacaklarını beklemek zorundayım. Umudum yok tek dileğim kırılmamak. Araba sonunda durdu, neresi burası. Sıkış tepiş evler daracık sokaklar. Buradan denizi görebilir miyim acaba? Bir evin önünde durup beni içeri taşıdılar. Sanırım bundan sonra burada kalacağım. Beni yapıştırmışlar, konuşurken duydum, kırılmazmış. İçim rahatladı biraz. Bulunduğum yerden sokakta top oynayan çocuklar, gelip geçenler, arabalar görünüyor. Evin içini göremiyorum çünkü perdeyi çekmişler. Neden kendilerini dışarıya kapatırlar ki. Anlamıyorum şu insanları. Galiba insanlar da beni anlamıyor. Üzgün olmak böyle bir an için en uygun olan his sanırım. Uyumak bana göre değil. Zaten hiç susmayan bir yer burası. Arabalar, ayyaşlar, çocuklar,satıcılar.... Sabah olmuş ben etrafı izlerken ve perdeler açılmış. İçerisini görebiliyorum. Kimse yok gibi. Yalnızım. Kapı açıldı içeri uzun saçlı genç bir kız girdi. Yanıma doğru geliyor, tanıdık geldi yüzü. İnanamıyorum. İşte şimdi dursun zaman ve bir daha hiç eskisi gibi olmasın. Düşlerden gerçekleşen bir yansımamı bu yoksa gerçek mi ? Mutluluk o küçük çocuğun yüzündeki ifade bana geçti. Sanırım; hayır, eminim bu aşk. Tam karşımda bana doğru yaklaşan,o güzel kız. Kumsalda izini kaybettiğim aşk. İnanamıyorum. Bana bakıyor, nefesini hissediyorum o kadar yakın ki. Sadece bakıyorum onu yakından tanımaya çalışıyorum. Ayrıntılarını görmeliyim. Tanımalıyım onu bir daha kaybetmemek için onu ezberlemeliyim. Sesim olmadığı için ne şanssızım, sadece sesimin olmamasından değil tabi ki benim bir bedenim de yok. Kendimden utanıyorum .Ona asla dokunamayacağım için, kendimden nefret ediyorum. Birine el sallıyor, dışarıda top oynayan çocuklar var başka kimse yok. Oradan oraya koşturup duran bir sürü çocuk. Her neyse ağlamak için en uygun zamanlardan biri daha ama ağlayamıyorum bile. Minik aptal bir kum taneciğinin cama dönüşmüş ucube hali. Kocaman bir hiçim ben. Hala el sallıyor. Ne oldu? Yoksa, beni duydu mu! Nereye gidiyorsun, tam da buluştuk derken beni bırakma. Bu ses de ne böyle. Çocuklar, çocuklardan nefret ediyoruuuuuum. Parçalandım ve bitti,artık her şey bitti. Aşk bana bakıyor, son kez. Parçalarımı toplamaya çalışıyor. Kıpkırmızı oldum,keşke bana hiç dokunmasaydın. Üzgünüm hem de çok. Ama artık yokum. Mutlu bir aşk hikayesi olmasını isterdim ama değil. Zaten mutlu aşk var mı bilemiyorum. En azından aşkı tatmış bir şey olmak bile güzeldi. Bazı insanlardan bile şanslıyım. Aşk bana yaşamı ve dünyayı gösterdi. Her an her şeyin bitebileceğini anlattı bana. Umursamadım belki ama şimdi her şeyi anladım ve mutluyum. Beni bir kişi bile okuyup anladıysa mutluluğumun sınırları olamaz.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ocak
8
Ocak
7
Ey Aşk ! Nerelerdeydin !
• Mehpare Öğüt • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 16 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
7
Ocak
7
Ocak
7
Aralık
23
Kasım
9
Kasım
9
Aralık
9
Temmuz
10
Temmuz
10
Kasım
14
Kasım
9
Aralık
9
Kasım
9 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Copyrights © 2000 - 2009 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır

Rss |
İletişim