Yağmurun AnlamıYağmurun Anlamı"Bir kadın, her gece milyonlarca askerin hayalini süsleyen, günah olmasa da ayıp bir kadın... Sere serpe yatmış yere, kıvrımlarından yağmur suyu akıyor. Bir günah sonrası pişmanlığını yaşıyor belki de. Ama hala yüzsüz hala maskelerin ardında... Bir sahte gülümseme var yüzünde, sanki konsomasyona çıkmış üçüncü sınıf pavyon şarkıcıları gibi. Sürekli eğlenmek, eğlendirmek zorunda sanki… Gecenin sonu malum, günah malum fakat kadın sahte, kadın günahkâr… Fakat kadının günahı ne denli büyük, maskeleri ne denli şatafatlıysa yağmurda o denli inatçı, silip atmaya niyetli bu iç bayıcı panayırı. Yağmur kadının üstüne hırsla yağıyor, hırpalarken okşuyor vücudunun kıvrımlarını, şehveti şehvetle temizliyor sanki.Yağmur yağıyor kadının üstüne, kadının dudaklarındaki yalancı kırmızı akıp kanalizasyona karışıyor, hak ettiği yolu buluyordu. İrkildi kadının kötü yanı, anladı saldırıya uğrayacağını, anladı sabahın yakın olduğunu. Telaşla toparlandı, sinsice gösterdi yüzünü. Bir hışımla kalkıp yerinde bağırdı tanrıya, küfürler yolladı ardı ardına onu yaratanları yaratana. Nefesi kesildi birden, sesi inilti oldu, öğürdü içindeki zehri kusmaya. Ağladı mütemadiyen, yağmura inat kendi akıttı maskesini. Onurluydu, onun suçu yoktu öyle olmasında. Kaç susuz şehvet üstünden geçmişti, kaç ahlaksız istek bedeninde yeşertilmişti. Ne yapabilirdi, kime şikâyet edecekti kendini. Tekrar bir güçle bağırdı, sesi anlamsızlaştı ve gökyüzü titredi sedasından. Tanrıyı kızdırdı. Tanrı hemen karşılık verdi ona, pir nurdan bir ok attı tam kalbine, kadın vuruldu. Bir feryat etti kadın ve ben onu yaratan fanilerden biri olarak bunu sadece gök gürlemesi sandım." Apar topar çıktım apartmandan, dışarıda inatçı bir yağmur vardı. Gömleğimin üst üç düğmesinin açık olduğunu fark ettim, başımdan akan yağmur suları boynumdan göğsüme, oradan da en mahrem yerlerime iniyor, içimi bir tuhaf ediyordu. Çabuk hareketlerle düğmelerimi ilikledim, cebimde buruş buruş olmuş kırmızı kravatımı da boynuma bir tasma niyetine astım. Ceketimi içeride unutmuştum fakat şu an hiç umurumda değildi. Yağmurla bütünleşmek istercesine yavaş adımlarla, yağmurun tadını çıkara çıkara yürüyordum. Sokaklar boştu, arabaları bırakın, insanlar bile geçmiyordu o sokaklardan. Sanki bu sokak hiç olmamıştı, sanki hiç burada çocuklar koşturmamış, meraklı kadınlar kapı önlerinde akşamüstleri dedikodu yapmamıştı. Siyah pahalı ayakkabılarımı yeri titretmek istercesine, üstüme su sıçratmak istercesine yere vura vura yürüyordum. Neden sonra durmak istedim, yüzümü çevirdim gökyüzüne. Yağmur damlalarının yüzüme her vurusunda damarlarımda gezen alevler uyuşuyor, etkisizleşiyordu. Bir müddet kendimi bilmez bir vaziyette yürüdüm sokaklarda. Tarifsiz bir mutluluk vardı içimde, sanki bütün dertlerimi alıp gitmişti yağmur. Pür çıplak ben olmuştum, sorumluluklar, hayatın verdiği roller, oynamak zorunda olduğumuz oyunlar bitmişti. Bir ara sokakta yağmur altında top oynayan çocuklar gördüm, yağmur onlar değiştirmemişti, zaten onların değişecek pek bir şeyleri yoktu, onlar beyazdı ve yağmurun onları temizlemesine ihtiyaçları yoktu. Bir apartman girişine çömelip onları izledim, ne denli mutlu ne denli umursamaz olabildiklerini gördükçe, neler kaybettiğimi fark ettim. Bir zamanlar bende böyleydim, bende gönlümce koşabiliyordum. En çok sevdiğim şeyse yağmurda bisiklete binmekti. Keşke şimdide yapabilsem diye mırıldandım. Ama olmazdı, kocaman adamdım, mevki sahibiydim. Bu kaybolan yılların çaresiz sızlamaları kanımı yine alevlendirmişti, bu sızlamalar çocuksu bir ağlamaya dönüşmeden, yağmura bulanıp rahatlamam lazımdı fakat yağmur artık pekte tatmin etmeyecek kadar yavaşlamıştı. Yağmurdan arta kalan bir morfin bulmam lazımdı ve nerede bulacağımı biliyordum. Evime doğru koşmaya başladım, demin boş olan ve yeni yeni dolmaya başlayan sokaklardan geçtim, para isteyen dilenciye sende varsa sen bana ver diyerek sataştım ve cevabını beklemeden yanından uzaklaştım. Hemen gidip toprak koklamalıydım, kana kana toprak koklamalıydım. Fakat bu şehirde en zor bulunacak şey topraktı. Bu beton yığınları arasında toprak ancak saksılarda vardı, onlarda genelde kaktüs saksılarıydı. Ne manidar ama degil mi? Soluk soluğa evime girdim, evden çıkmadan önce beni bir tokatla alabora eden sevgilimin yüzüne bakmadan balkona yöneldim. Balkondaki ufacık saksılardan birisini kucağıma aldım. Usulca kucağıma koydum. Bir ibadetmişçesine özenerek davranıyordum, sanki bir rutini atlarsam bozulacaktı ibadetin büyüsü. Saksının içindeki kaktüsü bir hırsla, boğarcasına avuçladım, söküp attım yere, sanki ibadetim için onu kurban ediyordum. Parmaklarıma batan dikenler umurumda değildi. Acı hissetmiyordum, sadece bir ılıklık bileklerimden omuzlarıma yürüyordu. Kanlı ellerimi yağmurdan yumuşayan toprağa daldırdım, avuç avuç alıp kokluyordum, sanki o kokuda çocukluğuma geri dönüyor, yeni doğmuş bebeklerin masumiyetine ulaşıyordum. Sanki o kokuda dünyadaki tüm insanların kokusu vardı. Sanki cennetin bahçelerinde geziyor, dünyadaki her bir insanın ta gözbebeklerine bakıyordum. Ve sanki tanrıyı görüyordum ve gerçektende tanrı yaptıklarına pişman olmuştu, ağlıyordu...
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Yağmurun Anlamı isimli yazı, Emre Kundakçı tarafından 20.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ocak
7
Ocak
7
Bir Çift Güvercin Gördünüz Mü?
• Kadriye Arslan • Yaşamdan Hikayeler • 52 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ocak
7
Ocak
7
Ocak
7
Ekim
20
Eylül
6
Ağustos
23
Ağustos
19
Ağustos
8
Nisan
14
Haziran
12
Nisan
22
Mayıs
4
Şubat
14 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||
Copyrights © 2000 - 2009 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır

Rss |
İletişim