Yeşil Doğanını Ötesinde


Güneş yükseldi.Mavi gökyüzünün ortasında asılı kaldı.
Ağacın gölgesi kaydı.Ciçek kaydı.Kuş havalandı.Ciçekleri
yukarıdan gördü.Ağacın gölgesinde yatanadamın yüzünü gördü.
Teni kızgın güneşten yanarak esmerleşti.Yanakları nefes alıp verdikçe inip inip şişiyordu.Kalın dudakları aralandı
saki konuşma anını bekliyordu.Gözleri kapalı etrefı seyredi
yor.Kulakları etraftan gelen koyun seslerini duyuyordu.
Gözlerini araladı;iri ve kahverengiydi.Koyunlar ağaçların altında öbek öbek dağılmış vaziyette birbirleri
ile sohpet ediyorlardı.Hepsininde konusu ayrıydı.Gözlerini
yeşil sahada gezdirdi.Bakışları belirli bir noktada sabit
leşti.Donuk donuk baktı,ardından yüzündeki gülümseme edası
ile birlikte gözlerinin içi güldü.Kendisine bir gölge ayarlamış köpeğini gördü.
Başını ellerinin üzerine koymuş,miskin miskin yatıyordu
Kendisi ile ilgilenildiğini anlamış olsa gerek gözlarini
ayırmadan sahibine bakıyordu.Beyaz tüylerinin arasında giz
lenmiş siyahi benekleri ışıl ışıl parlıyordu.Bunlardan biri de gözünün biraz üstündeydi.
Çoban tekrar gözünü kapattı;etrafı dinlemeye devam etti
Yamaçtan aşağı inmekte olan birisi vardı;ayak seslerini
duydu.Toprağı ve çimenleri koşarcasına eziyordu.Nehrin akan suyu bu arada kulaklarını dolduruyordu.Kulağını kabarttı ses giderek yaklaştı.Koşarak topreağa basan adımlar giderek yavaşladı.Bir ara durdu.Arkalarda kalan ağaçlardan birinin gövdesine dayanarak bir müddet bekledi
Sonra tekrar harekete geçti.Yanına doğru iyice yaklaştı.
Gözünü açma gereğini duymadı bile.
Güneş pırıl pırıl parlıyor,çimenler kaynıyor,ağaçlar gözlerini dikmiş onlara bakıyor.Bir kuş tünemiş olduğu dalda "sonsuzluk,sonsuzluk" diye çığlık atıp dikkatli
gözlerle etrafı seyrediyordu.Sefa ağacı altında yatıp dinlenmekte olan çobanı seyretmeye koyuldu.
Bu adam uyuyup kalmış...Yanına yaklaşanları duymuyor
bile...Benim burada olduğumu fark edemez bile...Sessizce
yaklaştım...Sessizce ve sinsice...Bağzına sarılsam...Ken-
dini kollayacak vakti yok...Yaşlılıktan mı yorgunluktan mı...Artık koyunları güdecek hali kalmamış...Yaptığı işten memnun değil...Uğracak başka bir meşkale bulamadğından..
Çoban olmayı tercih etmiş olmalı...Memnun olsa böğlemi olur...Uyumak bir yana pür dikkat olur...Kendini kaldırmak bir yana dilini kaldıracak hali bile yok...
Çoban yattiğı yerden kandini seyretmekte olan delikanlıya gözleri kapalı seslendi.
"-Karşımda niye dikilip boş gözlerle beni seyrediyorsun
Bir diyeceğin mi var yoksa bir isteğin mi var?
Dalda tüneyip kendilerini seyereden kuş birden havalandı
kendini gökyüzünün boşluğuna bıraktı.
Sefa birden olduğu yerden geriledi.Göz bebekleri büyüdü
Dili kalkmadı.Kaçmak için etrefa bakındı.Artık çok geç kalmıştı.Karşısındaki adam davetkar bakışlarını üzerine
dikmış,yanına gitmesi için duygularına baslı yapıyordu.Bu
bakışlarda hesap soran ifadenin aksine,öğle bilge bir ifade
vardı ki bu sakinliğin içine düşüp sosuzlukla bütünleşiyor
hissini veriyordu.Bakışlarını çobandan kaçırarak ürkekçe
söze başlayıp çabucacık bitiriverdi.
-Bu uçsuz bucaksız meydanda koyunlara gözkulak olmak. Gürül gürül akamakta olan bu ırmakla yalçın kayalıklar arasında kalan bu yeşil alanda yaşantımı çoban olarak sürdürmek istiyorum.
Çoban doğrulup ayağa kalktı,boylu boyunca gerinip esnedi.Gülümseyerek Sefa ya baktı.Bu gülümsemede ne küçük görür ne alaylı bir ifade ne de gülümser bir ifade vardı.
Karşısındakinin durumunu farkedip anlamaktan başka birşeye
yer vermeyen bir bakıştı.Yuşak ses tonu ile konuşmaya devam etti.
-Bir nedenin vardır herhalde?Zannettiğin kadar kolay olmayabilir.Buralarda devamlı yalnız kalacaksın.Arkadaşla-rının sesi yerine,çiçeklerin sesini.esen rüzgarın fısıltılarını dinleyeceksin.Derdini anlatmak istediğinde akan ırmağa koşup onunla konuşacak onun nasihatlarını dinleyeceksin.
Lafına devam edecekmiş gibi sustu.Gözlarini ırmağa çevirdi;coşup coşup akmakta olan bu azgın suya.Devamlı devinim halindeydi.Köpüklü dalgalar peşpeşe yutuluyor, derinlikler içinde kayboluyordu.Çoban gözünü ayırmadan
bakmaya devam ediyordu.
Sefa`nın yüzünde kızgın bir ifade belirdi...Evet beni
anlamıyor...Bana inanmayan gözlerle bakıyor...Aldırmıyor
bile bana...Kimbilir benim hakkımda neler geçiyor kafa-
sından..Benim kafamdan neler geçiyor bilemez ki..Bilemez
ki..Suçluyor bakışlarıyla...İnsanlardan ayrı kalmanın ne
demek olduğunu bilmediğimi zannediyor...Nerden bilsin ki benim neler çektiğimi..İnsanlar arasında yalnız kaldığım
anları...Bilmişliğinden vurmuyor yüzüme...Bakışlarındaki
aldırmazlıklarından anlıyorum...Benim tavırlarına bir anlam veremediğimi zannediyor...Genç olmayı ne istediği-
ne karar verememekle eş tutuyor...Ben kararımı çoktan verdim...O karanlık gecede...Zormuş...Yapamazmışım...
Özveride bulunmam gerekmiş...Kendisi sanki özveride bulunmuş...Oysa ben sevdiğim insanlardan sevdiğim şehir-
den ayrılmak zorunda kaldım...Asıl özverinin bu olduğunu
bilmiyor...Hiçkimsenin kaprisini çekmemiş ki...Burda dağda bayırda dolaşmış durmuş...Özgürce...Kimsenin kölesi olma-dan ...Canını sıkacak kimse karşısına çıkamamış ki...Ben
kararımı çoktan verdim,caymada hiçniyetim yok....
Çoban gözünü ırmaktan ayırdı,bakışlarını Sefa`ya çevirerek konuşmasını sürdürdü.
-Demek kararını çoktan verdin.Benim konuşmalarımın senin
üzerinde caydırcı etkisi olmadığını anlıyorum.Şu etrafına bir bak.Kolay görünüyor buralarda yalnız yaşamak.Öğleyse
sana yarın sabaha kadar mühlet.Bu gece burda yalnız kal sabah geldiğimde cevabını verirsin.
Çoban yerinden kaltı,birara gözgöze geldiler.Sefa başını
çevirerek etrefa alıcıgözle baktı.Herşey okadar dingindi ki
bu sessizilik birdeb başını döndürdü.Nekadar böğle etrefına bakındı hatırlamıyordu.Tekrar çobana döndüğün de
birkaç adım ilerlemiş yeşil yeşil akan ırmağın kenarındaki
patika yoldan yürüyor ve tam o sırada ileride ki kayanın
köşesinden dönmek üzere idi.
" Dur " diye seslendi..
Çoban başını döndürüp sessice baktı.Bir suçlama içermiyor
du,kavrayış gücü ile bilgelikle önceden farkına varmalarla
doluydu bu bakışı.Durduğu yerde bir müddet bekledi,sonra
elini uzatıp,kırları.ovaları,dağları gösterdi.Sefa`da başı
nı çevirip birkez daha oralara baktı.Birden neye uğradığı-
na şaşırdı.O sevdiği kırlar ovalar adeta güçsüz düşmüş be
yaz ğüneşin altında soluk ve yavan serilmiş yatıyordu. Renklerde sahte bir hava vardı.Yeşil yeşilliğini yitirmiş
yapraklarını açmış çiçekler hep aynı renklere bürünmüştü.
Heryerde herşeyde ki çarpan yürek oyulup çıkarılmış,göler
is gibi kara,herşey tüm güzelliklerinden ve burcu burcu
kokularından mahsun bırakılmıştı.Ruhunun bütün derinlikle-
rine kadar ürperdiğini hisseti.
Geri dönüş yok artık...Daima atılan adımdan bir adım daha önce...Vazgeçilipte geriye atılan adım...O zaman neye
yarar başlanılan adımlar...Başlamak kolay,asıl sonucu getirmekte iş...Sonunu görememekten mi korkuyorsun... Beklenen sona ulaşamamaktan mı korktun...Koyunlara bak
öğlece otlayıp duruyorlar...Ya çban köpeği...Yanına gelen
kargaya bakmıyor bile...Niye korktun...Niye korkuyorsun...
Sessiziğin sesinden mi...Etraftan kulağına sesler geliyor
değil mi...Sen korkuyorsun diye kuş susacak mı...Çiçek
sucak mı yoksa rüzgarda mı sussun...Sana ne konuşan doğadan
..Kendi beceriksizliğini,korkaklığını onların seslerini
susturarak mı kapatacaksın...
Sefa koyunlara baktı,hepsi ne yapacağını biliyordu.Arada
bir çobanın yürüdükçe devamlı sözler yalçın kayalıklara çarpıp tekrar geri dönerek kulaklarından beğnine yol bulu-
yordu."Başaracaksın,başaracaksın,başaracaksın" Gölgeler peşi sıra kayıyor,ağaçlar yerdeğiştiriyor,ağaca bağlanmış
dallar usul usul sallanıyordu.
Uyumak için kendine biryer seçti.Çobanın daha önce uyuduğu yere doğru yürüdü,kıvrılıp uzandı.Deliksiz bir uyku
çekti.Uyandığında;nekadar uyuduğunu kestiremedi.Kalktı. Yüzünü yıkamak için ırmak kenerına yürüdü.Eğildi.Tam yüzünü
yıkıyordu ki,kalın çizgilerle donanmış vakur biryüzün kahverengi gözlerle kendine baktığını gördü.Bu yaşlı bilen
bilge kendi yüzü idi

Yazı Sahibi

AycanÖcal
Aycan Öcal

Yazı Sayısı 14 Yazısı var.
Yaptığı Yorum 48 Yorum Yapmış
Aldığı Yorum 16 Yorum Almış
Bilgiler
Eklenme Tarihi 13.11.2008 tarihinde eklendi.
Okunma Sayısı 372 kez okundu.
Beğeni Düzeyi
Begeni Sayısı 0 kişi yazıyı beğenmiş.
Eleştiri Sayısı 0 kişi yazıyı eleştirmiş.
Paylaşım
Facebook da Paylaş Facebook' da Paylaş
Yazıyı Profilinizde Paylaşır.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir. Yorum yapabilmek için üye olunuz ya da üye girişi yapınız.
Telif Hakkı Uyarısı!

Yeşil Doğanını Ötesinde isimli yazı, Aycan Öcal tarafından 13.11.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Etiket ve Anahtar Kelimeler

yesil+doganini+otesinde , yeşil , doğanını , ötesinde , toplumsal , hikayeler , , Yeşil Doğanını Ötesinde, Yeşil Doğanını Ötesinde hikayesi, Yeşil Doğanını Ötesinde hikaye, Yeşil Doğanını Ötesinde nedir?, Yeşil Doğanını Ötesinde hakkında bilgi, Yeşil Doğanını Ötesinde hikayeleri, hikayeleri, Yeşil nedir, Yeşil hikayesi, Yeşil hikayeleri, Doğanını nedir, Doğanını hikayesi, Doğanını hikayeleri, Ötesinde nedir, Ötesinde hikayesi, Ötesinde hikayeleri,







Giriş Paneli







Haftanın Konusu
İrade

Bu hafta, haftanın konusu İrade seçilmiştir. Bu konuda yazılan yazıları okumak için aşağıdaki butonu kullanabilirsiniz...

Yazıları Oku

Okudunuz mu ?

AyşegülSamurSessiz Sözler
Ayşegül Samur

Köşe Yazıları

Erol SunatLebalep
Erol Sunat

Ertuğrul ErdoğanAnkara''nın Taşına Bak!
Ertuğrul Erdoğan

Aynur BaşAzdan Seçmeli
Aynur Baş
ADnet Reklamları