A`raf Tutkusu
[İçimizdeki dilsizle zamanın içinde yavaş yavaş ölüme yürüyoruz. Sırlar dünyasında nice bilinmezlik; kâinata karşı tok duruşuyla keşmekeşler içinde serkeşçesine sallanırken susmak hünerinin bendesi bu eşref-i mahlûk nedense anlaşılmaktan firar edip tüyolar halkasını sabote etmekte.
Bir ölüye hayat verme düşüncesiyle özlemlerimiz gözlerimizin buğusuna hiç ümit alfabesinden satırlar dokumamış gibi bunca söylenen sözü zurna eşliğinde saz bendir triosu dinler gibi dinliyorum. Yerkürenin üzerine sevgi mayası gözyaşları dökülüyor. Bu yağmur dinmeden nicedir bereketsizce nadaslanan topraklarıma iki satır tohumlamak niyetindeyim.
Ah o kimsesizlikte kim olduğunu bilmediğim kimselerin kulağına fısıldadığım hikâyeler. Ah o kış geceleri anlattıkça buhurdanlık ateşinde buğulanan yürekler. Aşk hazinesinden külçeler simyalayıp gelecek bahara kanat çırpmaya hazır hale gelen güvercinler içindeki küçük yaşantımda saklıdır vaktin bu anında burada yazamadığım her şey.
Felek ki, ömür kâsesinden dökülenleri toplamakla vazifedar. Zihnimin en ücra köşelerinde eriyen haftalar ki yüzümde beliren çizgilerden sorun! Yaşlanıyorum. Telvin soluklu mahmur yaşantıdan uzak geçen geceler henüz yazmadığım şiirlerden mısralar tırtıklıyor. Ne vakit yüzümü dönsem ardıma saklanıyor hüzzam fasılları. O katıksız sevginin kıymetini muhafaza için kafasına kurşun sıkma mecburiyetinde; öylesi çaresiz halde buluyorum kendimi. Her ne kadar bu sevginin öldürdükleri bir zaman ki sevdiklerim dahi olsa eyvallahlar çekiyor ama asla kabul edemiyorum!]
---
Gönlümün derinliklerinde hazan sonrası yeşerebileceğin bir yer edin kendine. Ya bir kelebek ol içimde; bir günlük ömründe bir ömürlük yaşama sevinci biriktir, ya bir ateş ol karşımda; yak içinde eskittiğim tüm değerleri. Hem bir makta içine dercet tüm şiirleri hem de ‘dilediğin kadar acıt canımı’ ne de olsa ‘varlığında yokluğunda yetmiyor’.