kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler

Açlık ve Çığlık


Açlık ve Çığlık

Her şey çektiği fakirlik acısından kaynaklanıyordu. Açlık, yokluk, fakirlik görmüştü. “Fakirin halinden anlamalıyım” diyordu kendi kendine. Sırf bu yüzden okuduğu üniversitenin bir an önce bitmesini istiyordu. Bitsin ki gazeteci olsun, hem kendisi hem de ailesi fakirlikten kurtulsun istiyordu. Fakirlere yardım edilmesini hep gündemde tutmalıyım diye düşünüyordu. Hatta okul tezinin konusunu dahi bu alandan seçmişti. Bunun için Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları doktorlarıyla röportaj yapmak için çekmediği kalmamıştı. Onun için burası çok uygun malzeme taşıyordu. Ve kimsenin aklının ucundan bile geçmeyecek bir konuydu. Oradaki hastaların önceki hayat durumlarını araştırıp onu yazacaktı. “Özelliklede fakirlikten hasta düşen birini bulmalıyım” diye mırıldanıyordu.

Burada kimler yoktu ki…

Okul birincisiyken delireninden tutunda, doktor ya da albay durumundayken buraya mahkûm olmuş nice insanlar vardı. Kimi abi bir sigara diyor, kimi ise devamlı selam vererek dolaşıyordu. Kimi ise bir bardak çay için yalvarıp dururken, bazıları da para isteyip duruyordu. Hepsi de ayrı ayrı hikâyeydiler aslında. Ama onun dikkatini hiç ayağa kalkmadan elleri ve dizleri üzerinde dolaşan bir hasta çekmişti. Hasta nedense boynundan hiç çıkarmadığı bir torba ile dolaşıyordu. Gerçi ürkekti, yanına yaklaşılması zordu ama onları doktorları çok iyi tanıyordu. Hemen bu hastanın durumunu öğrenmek için harekete geçti. Zordu ama bunu başarmış ve hastanın doktoruna da ulaşmıştı. Öğrendiği bilgiler karşısında adeta şok olmuştu.

Hasta önceleri postanede sahipsiz emanetler bölümünde, arşivde çalışan sağlıklı bir memurdur. Bir gün, arşivde durmaktan tozlanmış posta çuvalı dikkatini çekmiş ve içini açıp baktığında dünyası başına yıkılacak gibi olmuştur. Çuvalda sadece şunlar vardır. Kur’an-ı Kerim, rengi iyice solmuş Türk bayrağı, gönderene ait kimlik, küçük parmak boyunda kurşun kalem ve bir de ufak not defteri.

Sizlerle burada hazırladığı okul teziyle birinci olan gazeteci yazarımızın ve de aklı başındayken akıl hastası durumuna düşen posta memuru hastamızın okuduğu NOT DEFTERİNDE YAZILI OLAN BİR KAÇ ANI MAHİYETİNDEKİ YAZIYI PAYLAŞACAĞIM. İnsanın okudukça içinin sızladığı ve bazı yerlerde gözlerden akan yaşlara engel olamadığı bu durum karşısında, hakikaten duyarsızlığımızın ne boyutlarda olduğunun farkına varacağız.

Anı defterinden:

10–07–1997.

İçerinin karanlığını dışardan vuran ay ışığı aydınlatırken, hafifçe esen rüzgârın varlığını da yattığım çadırın duvarlarına vuran ağaç gölgelerinin oynaşmalarından anlayabiliyorsunuz. Yıllardır seyredemediğim sinema ve televizyon hasretimi, bu cilveleşme dolu ahenkle gideriyor onlarla hayallere dalıyorum. Doksan ikili yılların nisan ayında, üç arkadaşımla başladığım bu yolculuğun, aynı akıbetlerle sonuna geldiğimin farkındayım. Açlık midemin, çığlık ise kulaklarımın en yakın dostlarıydılar artık. Karanlık, sessizlik ve yalnızlık iyice peşimi bırakmaz olmuştu. Dişlerimi sıktıkça çenem yerinden çıkacak gibi oluyor, saatlerce üzerinde dönüp durduğum hasır yatak sanki beni üzerinden atmak istiyordu. Adeta hadi senin işin bitti çek git de bir başkası gelsin yerine diyor gibiydi. Buralarda yiyecek ya da su kadar kıymetliydi, başını sokacak bir yer bulabilmek. Yine titreme seanslarım başladı. Çeneme hâkim olamıyor, zangır zangır titriyorum. Hırsımdan zorla kaldırdığım kolumu yumruk yapabildiğim kadarıyla yerle buluştursam da, kimsecikler gelip de halin nicedir diye sormuyor. Evet, hastalanmıştım amma her şeyinde farkındaydım.

İnsan zamanla bu hale alışıp hayallere bile dalabiliyor, hatta uyku haline bile girebiliyor. Nedense bu gece farklıydı. Belli ki haftalardır süren uykusuzluk ve stres beni depresyona itmişti. Milyar dolarları silah alımına harcayan ülkeleri ve bir o kadarına yakın parayı da zengin avratların süs ve giyimlerine harcamalarını düşündükçe içim içimi yiyor ve isyan etmemek için kendimi zor tutuyorum. Sorumsuz insanlardan tutunda dünya basınının kalem şerlerine, köşe yazarlarına, hatta zenginlikleri ile övünen tüm hayvani insancıklara küfürler savurmak geliyordu içimden. Belki küfredebilsem, bağırıp çağırabilsem biraz da olsa rahatlayabilecektim ama bunu dahi yapamıyordum. Hep bir şeyler yapılmalı diye düşünüyor ama maalesef her seferinde büyük bir yangın ve acıyla yine kendi derdime düşüyordum. Bu gece benim için son olabilirdi. Onu iyi değerlendirmeliyim diye aklımdan geçiriyordum. Hemen yatağımın kenarında duran su kabına yönelmeye çalıştım. İki gün önce Afrikalı bir yerlinin getirdiği kaba elimi uzatıp, içinde su olan kaptaki bezi sıkarak kurumaktan çatlamış dudaklarımı ıslatıyorum. Ve aynı bezi tekrardan sıkıp çıkan damlaları açlıktan bembeyaz olmuş dilimle buluşmasına gayret ediyorum. Bunlar sadece benim değil buralarda yaşayan milyonların kaderi olmuş adeta. Kölelikten kurtulmak isteyen siz miydiniz deyip, koca koca emperyalist güçler resmen ŞİMDİ ÇEKİN CEZANIZI DİYEREK bir kez daha Afrika milletini ayaklar altına alıp çiğniyorlardı.

Ah ahh... Ne kadar yazık oluyordu burada yaşayanlara. Hiçbir şeyden haberleri hatta şikâyetleri dahi yoktu. Halen bazı zamanlarda da olsa gülebiliyor, az bir lokmaya sevinebiliyor, bulabildikleri bir avuç suya neşelenebiliyorlardı. Halen evlenmek ve çoğalmak gibi unsurlar dahi akıllarına gelebiliyor ve nice aşk hikâyelerini içlerinde barındırabiliyorlardı.

Bunlardan biride her gün bizim çadırın önünden sürüne sürüne su dağıtım yerine gidip, oradan aldığı iki litre suyu tekrar sürüne sürüne geri dönerek eşiyle paylaşan Afrikalıydı. Çocukları olmamıştı. Otuz yaşlarına ancak varmışlardı. Hanımının sürünecek hali dahi kalmamıştı. Çünkü hasta ve zayıftı. Kendisi de ondan aşağı değildi. Zayıflıktan kaburgaları görünen bu adamcağız her gün abartısız bir kilometre yolu gidiyor ve aynı yolu sürünerek geri dönüyordu. İşte buralarda hayat bu şekilde yıllarca devam ediyordu.

Ne umutlarla gelmiştik buralara. Ama umutlarımız sanki bize tuzak kurmuş ve sonumuzu hazırlamıştı. Kaç yıl oldu buralara geleli bilmem. Afrikalının açlık ve susuzluğuna merhem olmak için gelmiştik. İlk önceleri çokta mutlu olmuştuk. Dağıttıklarımızı verdikçe insanların gözlerindeki parıltı yetiyordu bizlere. O masum bebelerin bükük boyunlarının altından yaptıkları utangaç kaçamak bakışlardaki mutluluk, inanın hiçbir şeye değişilmez. Ama maalesef bu mutluluk pek de uzun sürmedi. Çıkan iç ayaklanma ve isyanlar bizim buraya hapis olmamıza neden oldu. Artık her ne yaptıksa sonuçsuz kaldı ve bizde buranın yaşam şartlarına uyum sağlamaya çalıştık. Çalıştık çalışmasına ama bunu başaramamıştık. Çünkü buraya gelişimizin ikinci yılında arkadaşımın birini dizanteri, ondan bir yıl sonrada diğer arkadaşımı sıtma hastalığından kaybettim. Ruhumda bir şey yapamamanın ve çaresizliğin ne denli büyük tesirler bıraktığını ilk bu zamanlarda yaşadım. Biri kanlar boşaltırken, diğerinin günlerce gözünüz önünde zangır zangır titreyerek can vermesi ve her ikisinin de bir deri bir kemik oluşları, gözünüzden hiçbir zaman kaybolmayan bir enstantane olarak kalması ve bu enstantaneyi bizzat yaşayacak olmanın kaçınılmazlığı insanın aklını kaçıracak durumlara sokuyordu.

Defterinin bir başka sayfasında ise şunlar yazıyordu;

“En çokta şuna içerlenir ve ah ahh... MEMLEKETİM derim. Aslında ben ülkesine, dinine nankörlük etmiş biriyim. Nasılda özlerim ülkemi, nasılda yanarım dinime yaptığım ihanetime. Yüce Allah (c.c.) beni ve arkadaşlarımı affeder inşallah. Buraya dahi yazmaya utandığım bu notları tutmak zorundayım. Çünkü biz yandık başka kardeşlerim yanmasın istiyorum. Umarım ki sırf bu niyetle yazdığım notlar o kardeşlerime ulaşırda birinin hatasına mani olur ve onların ailesinin yapacakları dua ile bizimde kurtuluşumuza vesile olur.

1992 yıllıydı. İstanbul da misyoner faaliyetin de bulunan bir guruba destek sağlamamız karşılığında yüklü para alacak hem de insanlık adına Afrika insanına yardım edecektik. Hem bir macera, hem insanlık hem de ailelerimize yardımımız dokunacaktı.

Kimseler de ne yapıyorsunuz dememişti. Hatta benle beraber iki Türk de bu yolculukta bulunacaktı. Nerdeyse hiç düşünmedim. Buralarda boş dolaşmaktan daha iyiydi. Afrika da iyilik adına Hıristiyanlık inancını yaymakta gizli görevimizdi. Bir şey bilmesek de yolculuk ve oraya vardığımızda çok şeyler öğrenecektik. Zaten Hıristiyanlığı bilen yabancılarda vardı aramızda. Bize düşen fizik gücü gereken işlerde çalışmaktı. Hıristiyanlık bilgisi ise daha yola çıkmadan verilmeye başlamıştı.

ALLAHIM! Ne olur beni affet. Oraya vardığımızın üçüncü ayında bir ayaklanma oldu. Bizim ekip çil yavrusu gibi dağıldı. Sadece ben ve iki Türk, Müslüman’ız diye ölümden döndük. Daha sonra da isyancılar bastırılıp, darbe de olunca biz sonsuz pişmanlıklar içinde hep burada kalmak zorun bırakıldık. Kimseler bize yardım etmemişti. Ama biz üç Türk, pişmanlıklarla tövbe ederek yaşayabildiğimiz kadar İslam dinini yaşamaya çalıştık. Rabbim bizleri affetsin. Affetsin, affetsin diye devam ediyordu pişmanlıklarına...

Bir başka sayfada da;

Şimdi Ülkemde olsam da ezan sesleri arasında çöp toplasaydım. Hemencecik bir kenarda namazıma dursaydım. Ah ah... İlk zamanlar ezan okurdum sesli sesli. Şimdi ne ses kaldı ne de okuyacak güç. Evim olmasaydı, arabam olmasaydı da keşke çöpler arasında ama ülkemde yaşasaydım. Yıllardır pirinç lapası ve bitki yapraklarıyla karnımızı doyurmak zorunda kalmıştık. İnsan bazen bizim oraların fırından çıkmış ekmeğini aklına getirir. Şimdi küflü olsa hatta çöp ararken içinden çıkarıp yiyebilsem diye iç geçirdiğim çok olmuştur.

Defterin son sayfalarına doğru çoğu yerde, “şimdi yatmak zorundayım.” “Belki de bu son notlarımdır.” “BURALARDA SİZLERDEN GELECEK YARDIMLARI DÖRT GÖZLE BEKLEYENLER OLDUĞUNU SAKIN UNUTMAYIN” diye bitiriyordu. Bir de defterin en son sayfasında başlığı, girişi ve sonucu olan şiire tadında yazılmış ima dolu bir yazısı var idi. Orta satırları nokta nokta boşluklarla boş bırakılmıştı. Sanki isteyen istediğini o boş satırlara yazabilsin diye. Kim bilir neler düşünmüştü. Ama ben kendimce bir şeyler düşündüm. Kanımca o boşluklara insanlarda ümmet sevgisi, peygamber sevgisi olsaydı buradakiler açlıktan ölmezdi demek istemişti. Yazı şu şekilde defterin en son sayfasına yerleştirilmişti.

 

SEVGİLİ PEYGAMBERİM

 

Biliyorum sen olsaydın,

......................................

......................................

Bütün bunlar olmazdı.

 

Seni çok özledim

Abdullah ŞİRİN

(Ümmetinden bir fakir)

 

 

Üniversite tezi ile Afrika da ki fakirliği ele alan ve bu tezle o yıl okulda en yüksek dereceyi yapan gazeteci-yazar Mahmut SAĞLAM, şimdilerde bir yardım vakfının da başkanlığını yapmaktadır. Hayatını fakirlere adamış bunun gibi örnek insanların ve elindeki nimetlerin kıymetini bilip şükredenlerin çoğalmasını dileriz. Sakın ha! İsraf haramdır. Sakın israf etmeyelim ve UNUTMAYALIM Kİ ÇÖPLERE ATTIKLARIMIZI DAHİ BEKLEYEN BİRİLERİ VAR.

 

 



Açlık ve Çığlık
Yazı Sahibi
Hayrettin Apaydın
Hayrettin Apaydın tarafından 9.1.2007 tarihinde eklendi 704 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Açlık ve Çığlık isimli yazı, Hayrettin Apaydın tarafından 09.01.2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
Kardeşim yazınızı ibretle ve gözyaşlarımla okudum.Ne kadar güzel yazmışsınız.Sizin gibi kardeşleri olduğu için Rabb2ime hamdolsun.Yazınız çok güzel.Resimle bütünleşen bir yazı.Nimet elden gitmeden kadrini bilmek gerek.El Baki.Hüvel Baki.Baki selamlar.


26.04.2008 tarihinde yorumlandı.

Emeğinize sağlık...Bu ibret verici yazıyı bizlerle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler. Umarım daha çok kişi okurda, ekmekler çöpe atılmaz...Küresel ısınmayı düşündükçe, tüylerim ürperiyordu...Sizin bu yazınız beni daha da sarstı!...


22.04.2008 tarihinde yorumlandı.

bu resmin manasını biliyorum.dagıtılan yemege gitmeye çalışan bir çocuk son gücünü ve nefesini soluyor .arkasındada akbaba rızkı için sabırsızlanıyor.bazen hayatın başka yanlarını görmek için gözlerimizi uzaklara yönetmemiz lazım tok açın halinden anlamıyor.hayatın acı ama gerçeklerine degindiğiniz için teşekkür ederim .


12/2/2007 tarihinde yorumlandı.

tebrikler...


2/23/2007 tarihinde yorumlandı.

valla hayrettin abicim hikayeni begeniyle okudum sahane yazmissin .


1/26/2007 tarihinde yorumlandı.

tesekkür ediyorum. kolayliklar diliyorum www.durancetin.com


1/25/2007 tarihinde yorumlandı.

Sn.Hayrettin bey yaziniz içimi karatti. neseleneyim diye girdigim bu ilk yaziyla abandone oldum. okurken dilim damagim kurudu. Çok güzel bir dram olmus.basarilar dilerim.


2/1/2007 tarihinde yorumlandı.

Abi ellerine saglik bu mermer kafali kardesin senin yazilarini daima begenir


1/31/2007 tarihinde yorumlandı.

Abi ellerine saglik bu mermer kafali kardesin senin yazilarini daima begenir


1/31/2007 tarihinde yorumlandı.


Aralık
3
Fuat
Turgut YaşarYaşamdan Hikayeler • 1 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aldatmak kısa Oyun
Ecem ÇevikdilYaşamdan Hikayeler • 8 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aydın Abla
Münevver ErilmezYaşamdan Hikayeler • 47 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
2
Bu Gün O Gündür
Rasim CanbolatYaşamdan Hikayeler • 40 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
Ersin BaşeğmezYaşamdan Hikayeler • 26 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
8
Gelip Çatacakdır
Hayrettin ApaydınKlasik Şiirler • 30 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ekim
31
Çöp Canavarı
Hayrettin ApaydınYaşamdan Hikayeler • 49 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Temmuz
7
Heryeregon !
Hayrettin ApaydınToplumsal Makaleler • 132 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mayıs
12
Kahrolasıca İçki !
Hayrettin ApaydınAyrılık Hikayeleri • 267 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mayıs
10
Ben Annemi Ararım
Hayrettin ApaydınAnne Şiirleri • 215 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Ocak
12
Mezardan Çıkan Mektup!
Hayrettin ApaydınYaşamdan Hikayeler • 977 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Ocak
9
Açlık ve Çığlık
Hayrettin ApaydınYaşamdan Hikayeler • 705 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Şubat
3
Çınar İle Pınar
Hayrettin ApaydınYaşamdan Hikayeler • 646 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Nisan
10
Bilim İle Din Bağdaşmaz Diyenlere
Hayrettin ApaydınEğitim Makaleleri • 622 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Mart
16
Karar Vermeliyiz!
Hayrettin ApaydınHayata Dair Makaleler • 421 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Açlık ve Çığlık, Açlık ve Çığlık hikayesi, Açlık ve Çığlık hikaye, Açlık ve Çığlık nedir?, Açlık ve Çığlık hakkında bilgi, Açlık ve Çığlık hikayeleri, Hayrettin Apaydın hikayeleri, Açlık nedir, Açlık hikayesi, Açlık hikayeleri, Çığlık nedir, Çığlık hikayesi, Çığlık hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Fast Loans | Credit Check | Loans | Car Credit | Free online video sharing India | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul