Ah Bu Şarkıların Gözü Kör OlsunAh Bu Şarkıların Gözü Kör OlsunTüm geceyi müptelası olduğu Türk sanat mûsikisinin aşka dair baş yapıtlarını dinleyerek geçiren Gülten’in göz kapakları, uykunun tatlı mahmurluguyla ağırlaşıyordu.Üsküdarlı bir antikacıdan aldığı gramafondan yükselen içli ses, hâli bir derece daha enfes kılıyor, görünmez kollarla Gülteni sarıp sarmalıyordu.Hani o bırakıp giderken seni Bu öksüz tavrını takmayacaktin Alnına koyarken veda buseni Yüzüne bu türlü bakmayacaktin. Saat dokuzda iş başı yapacağını hatırlayan Gülten dinlenme ihtiyacı hissetti. Dudaklarında çalan şarkının -Hani ey gözyaşı akmayacaktin- diyen sözleri, yanaklarında söz dinlemez çiğ taneleri gramafona doğru yürüdü. Emektar olduğu her halinden belli kurşini dostunu sukuta erdirdi. Yatağına uzandı. Bir ırmak güzelliğinde omuzlarına dökülen saçlarını yastığının üzerine dağıttı. Gece boyunca zihnini meşgul eden düşünceden kurtulmak için –belki de mazoşist bir tesirle- başından geçen başka bir gönül macerasını hatırlamak istedi. Hâlden üç sene evvelline uzandı belleği. Anne ve babasını kaybettiği elim kazanın öncesine, yaz tatilini geçirmek için gittikleri memleketlerine ulaştı. Ve ilk gönül acısını yad etti yüreği. Edalı kızların ve dağ gibi yiğitlerin kaçamak bakışmalarına ortam hazırlayan köy düğünlerinden birinde, akşam eğlencesinde görmüştü onu. Ufacık bir an göz göze gelmişler sonra Gülten utanarak başını öne eğmişti. Yinede kaş altından kızana bakmayı sürdürmüştü. Bunu fark eden delikanlı meydanda oynayanları sazıyla coşturan aşığın kulağına birşeyler fısıldamış, aşık sazın teline vurmaya başlayıncada gözlerini Gülten’e sabitlemisti. Saray yolu incedir Aman ne karanlık gecedir Yastık kurbanın olam Aman yar yatışı nicedir Türkünün bu kısmında Gülten renkten renge girmiş o geceyide tıpkı şimdiki gibi uykusuz geçirmişti. Kim bilir belki İstanbul dönüşü malum felaket yaşanmasa delikanlı türküdeki temennisine ulaşabilecekti. Ama olmayınca olmuyordu. Kazadan sonra hiç memleketine gitmemiş, memleketine giden kardeşinden de o gece meyil verdiği gencin gurbetçi bir ailenin kızıyla evlenip Avusturya’ya gittiğini öğrenmişti.Hayat işte dedi çaresiz. Gözleri uykusuzluktan yanıyordu. Her şeyi unutmak için üç saatlik derin bir uykuya daldı. Uyandığında nisbeten huzurlu hissediyordu. Başının ağrısına aldırmadan ocağa çay koydu. İşe gitmeden sıcacık çay yudumlamak istiyordu. Yoksa kendine gelemeyecekti. Kalkmama mücadelesi veren Kardeşini uyandırıncaya kadar çayı hazırladı. Buğusu üzerinde ab-ı hayattan içerken bir kaç zeytin tanesi atıştırdı. Sonra alel acele yola düştü. Tıklım tıklım dolu otobüse güç bela kendini atmayı başardı. Her sabah yaşadığı bu hayhuyun arasında zihni tüm geceyi uykusuz geçirmesine sebep olan hadise ile meşguldü. Ne yanı başında İnsan gibi yolculuk etmek istiyoruz diye isyan çıkaran yolcuyu ne de para kazanma hırsıyla hınca hınç otobüsü dolduran muavini duyuyordu. Tüm benliği ile akşam üstü saat beş civarında bir başka mutad hadisenin bu kez iç yakacak olan sonunu düşünüyordu. Çalıştığı alış veriş merkezinin önünde otobüsten indi. Bir sene boyunca hergün akşam üstü saadetini düşünerek geçtiği alışveriş merkezinin kapısından ayakları geri gide gide içeri girdi. Tam bir sene önce altı ekim ikibin yedide bugünkü hüznünün sebebini ilk kez görmüştü. Gültenin kasiyerlik yaptığı kasaya yanaşan sebeb-i hüzn aldığı çikolatayı lazere tutan Gültene ne kadar güzel gözleri olduğunu söylemişti.Bu beklenmedik iltifat Gülten’i çok şaşırtmış, bu arsız Müşteriye en resmi sesiyle iyi günler demeye çalışsa da sesinin titremesine engel olamamıştı. O günden sonra ismini bilmediği genç adama bebek yüzlü olduğu için suratsız demiş, suratsız da hergün aynı saatte aynı marka çikolatayı alarak Gültenin bulunduğu kasaya gelmişti. Her gelişinde Gülten’in pembeye çalan beyaz yüzüne ve yemyeşil gözlerine, hesap kesim süresi uzunluğunda bakmış kah yüksek kah alçak ses tonlarıyla beğenisini dile getirmişti. Gel zaman git zaman Gülten’de suratsızın kelam-ı latiflerini işitmek için gelir olmuştu iş yerine. Her ne kadar yüz vermesede suratsız tarafından beğenilmek gururunu okşuyordu. Hayat bu minval üzre akıp gitseydi şüphe yok ki Gülten sabahlamayacaktı.Lakin…Çökmüş göz çukurlarının hikâyesi şöyleydi. Eylül’ün sonlarına doğru suratsız, Gülten’e çok benzeyen ve görünüşünden hali vakti yerinde olduğu anlaşılan bir ay parçasıyla birlikte gelmişti alış veriş merkezine. Suratsızı tek kelime etmezken yanındaki afeti devran Gülten’i uzun uzun ve tepeden incelemiş sonrada suratsızın koluna girerek kasanın yanından uzaklaşmıştı. Gültense öylece bakakalmıştı giden sevgilinin ardından Haluk Levent ve Orhan veli misali.Kıskançlık öldürücü bir zehir misali büyük ve küçük kan dolaşımıyla ilerleyerek tüm vücudunu tesiri altına almıştı. Her gün aynı saatte kasaya gelen suratsız bu alışkanlığından vaz geçmemişti.Bununla birlikte Gültenin eli çikolata satsada yüzü sirke satmaya başlamıştı. Çok sürmedi suratsızda iltifat etmekten vazgeçti. Zamanın izafiligini azap dolu zaman içerisinde layıkıyla idrak etti Gülten. Herşeye başından beri şahit olan diğer tezgahtar kıza Bakî’nin Allahadur tevekkelümüz itimadımuz beytiyle karşılık veriyordu vermesine ama içi yanıyordu ne fayda… Duçar olduğu hali en iyi özetleyende bozuk şivesinin tüm inceliklerini kullanarak konuşan bu alanyalı arkadaşıydı. Sizin hikayenizin sonu diyordu kız, mutlu olmadı-olamadı-olamayordu. Asıl yıkımı sabahlamadan bir gün önce yaşamıştı. Çikolatasını almak için elini uzatan suratsızın parmağında şık bir alyans parlıyordu. Eve dönerkn dünya umrunda değildi. İlk kez şarkılarda kullanıla kullanıla içi boşaltılmış bir kelimenin anlamı üzerinde uzun uzun düşünmüştü yol boyunca.Hançerin kalbe saplanması ne demek diye soran olursa artık bir cevap verebileceğini hissediyordu. Ah suratsız demiyordu artık ah yüzsüz diyordu.Ah yüzsüz… Kebap olmuş ciğerinin kokusunu suratsıza duyurmanın hesaplarını yaptı içinden. Söylenmemiş sözlerin hasreti dudağında gitmek istemeyen şairimiz gibi bir söz söylemek istiyordu suratsıza halini ağyara aşikar etmeden. Bu yüzden tüm gece çare düşündü derdine. Gayet münasip bir yol keşfetti hem de. Alış veriş merkezinde yoğunlukla yabancı müzik yayını yapan çalışanın yanına gitti. Suratsızın geldiği saati biliyordu. İş arkadaşına o zaman diliminde seçtiği bir şarkıyı çalmasının, mümkün olup olamayacağını sordu. Çocuk yüzünde manalı bir gülüşle bu teklifi kabul ettiğini söylede. Her ne kadar görevlinin gülüşüne bozulsa da istediğini yapacak olmanın mutluluğuyla işinin başına yollandı. Suratsızın gelme vakti yaklaştıkça Gülten’in heyecanı artıyordu. Tasarısının başarıya ulaşması demek kaf dağındaki cana hiç olmazsa ilan-ı aşk etmekti. Bu yüzden o saate kadar uzun uzun dua etti. Nihayet uzun kuyruğun sonunda suratsızın siması belirdi. Onun kuyruğa girmesiyle alışveriş merkezinin dört bir yanında şu güfteler yankılanmaya başladı Öyle dudak büküp hor gözle bakma Bırak küçük dağlar yerinde dursun Çoktan unuturdum ben seni çoktan Ah bu şarkıların gözü kör olsun Dileği yerine gelmişti. Suratsıza haykırışını musıkıyi sebep ederek duyurmuştu ya varsın Suratsız muhatabın kendisi olduğunu bilmesindi. Kasada sıra suratsıza geldiğinde şarkı bitti. Gülten yaptığından hem utanç hem de kıvanç duyuyordu. Şarkının nihayete ermesinden hemen sonra yine bir sanat müziği bestesi çalmaya başladı. Yalnız şaşılacak şey; şarkının ensturmantel kısmı çalmıyor yalnızca Ne kadar zulm etsen ah etmem sana Her iki cihanda gül kana kana Seninle cehennem ödüldür bana Sensiz cennet bile sürgün sayılır sözlü redif kısmı söyleniyordu. Gülten bunun şaşkınlığıyla suratsızın çikolatasını lazere tuttu. O da nesi. Daima tek mâmül alan suratsız ikinci bir ürün daha almıştı. Bilinçsizce onu da eline aldı ve şok oldu. İnce parmaklarındaki suratsızın işaret parmağında takılı yüzüğün eşiydi. Tereddüt içinde başını kaldırınca suratsızın gülen yüzüyle karşılaştı. Kasanın para ödendikten sonra geçilen diğer yarısında Eylül dilberi, elinde video kamerasıyla çekim yapıyordu. Tüm müşterilerde onların etrafında halelenmisler olacakları seyrediyorlardı. -Benimle evlenir misin dedi suratsız.... Gülten bu soruya verdiği cevabı ilk çocuklarının yaş gününde görümcesinin süpriz diyerek getirdiği o güne ait görüntülerde seyretti. Gülteni gül pembeliğinde.
Telif Hakkı Uyarısı Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun isimli yazı, Ümmet Ünal tarafından 10.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
3
Aralık
3
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 25 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
19
Ekim
12
Ekim
10
Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun
• Ümmet Ünal • Yaşamdan Hikayeler • 119 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
15
Mayıs
30
Mayıs
2
Mayıs
2
Mart
2
Aralık
2
Mart
23 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||