Ak ToprakAk ToprakAK TOPRAKKasabamızda, dağa giderken, Erikliboğaz denilen yerde birkaç mağaracık göze çarpar. İnsan eliyle yapılmış bu inlerden, ak toprak denilen, kireçli bir toprak çıkarılır. Bu hoş kokulu toprak iki amaçla kullanılır. İlki, pekmeze kıvam vermek amacıyla pekmez şırasına katılır. Bu yapılmazsa pekmez duru olur. Ak toprak eskiden, kara örtü evleri sıvamak amacıyla da kullanılırdı. ( Sıvamak, bir tür badana işlemidir. ) Uzun, soğuk bir kış boyunca, odun, çıra, is derken bütün duvarlar kararırmış. Kıştan çıkınca evi içten dışa sıvamak gerekirmiş. Ev sıvamak için biricik malzeme ise ak toprakmış. Bahar gelince, kadın ve çocuklar toprak kazmaya giderlermiş. Topraklık eskiden, kasabanın hemen üstünde, Koparan denilen yerdeymiş. Şimdi size, anamın on yaşlarında iken başından geçen, hazin bir ak toprak anısını anlatacağım. Zaman 1940’lı yıllar. İkinci Dünya Savaşı’nın hüküm sürdüğü, açlık, kıtlık yılları. Dünya, Hitler’in çılgınlıkları ile çalkalanırken, İnceler kendi halinde, yeni doğan bir baharı yaşıyormuş. Bir kuşluk vakti, anam iki kız arkadaşıyla sokakta oynarken, komşuları Koca Musaların İlyas’ın karısı Hörü’yle kızı Ayşe, ak topraktan gelmişler. Getirdikleri toprak kar gibi beyazmış. Bu toprak bizimkilerin hoşuna gitmiş. Yerini sorduklarında Ayşe: ― “Ben buldum, yerini biliyon. Sizi de götüren.” Demiş. Dört kız çocuğu, öğleden sonra ak toprağa gitmek üzere anlaşmışlar. Bunlar Dede dayının Fatmana ( anam ), Kel Hasanların Emine, Gaz Ahmetlerin Emine ve az önce sözünü ettiğimiz, Goca Mısaların Ellez’in kızı Ayşe’ymiş. Yanlarına büyük olarak Molla Ömerlerin Fatma adında yaşlı bir kadın da katılmış. Birer çapa ve çuval alıp yola düşmüşler. O zamanlar, kızlar, kadınlar entari giyer, kuşak kuşanırlarmış. ( Bugün folklor ekiplerinde gördüğümüz o güzelim kıyafetler, bir zaman yasaklanmış. Halk yeni kıyafete alışsın diye sokakta kim entarili görülürse elbisesi kesilmeye başlanmış. Bunu yapan da o sıra zabıta olan Hasan Çavuş’muş. Kadınlar, yeni kıyafet olan fistana “çuval gibi” diye uzun süre alışamamış. ) Etraftaki kır çiçekleri kadar güzel bu dört kızın, en gösterişlisi Ayşe’ymiş. Yanakları kanlı, canlı; saçları bürgü bürgüymüş. Bizimkiler giderken, Püsçülerin Yusuf Ali dayı ile tüccar Hacıeminoğlu’nu görmüşler. Hacıeminoğlu, yaşlı bir kumaş tüccarıymış. Beygiri kumaşlarla yüklüymüş. Gayser köyündenmiş. ( Bugün Acıpayam’ın Yeşilyuva kasabası ) Silindir şapka takarmış. O gece köy odasında kalmış ve Sellik Boğazı’ndan Söğüt’e gitmek üzere, Yusuf Ali dayı tarafından uğurlanıyormuş. ( Eskiden İnceler’de köy odaları varmış. Adları bilinenler, Ayanlar Odası, Kürtler Odası, Şahanlar Odası ve Şabanlar Odası ) Kızlar ve yaşlı kadın Koparan’a vardıklarında, Kılıç Duralı’nın karısıyla kızı da toprak kazmış ve dolu çuvalları eşeğe yüklüyorlarmış. Ayşe, bir inin önüne varmış ve işte burası diye hemen içine girmiş. Kocakarı, önce kendisi giremediği için kızmış ve bir şeyler homurdanmış. Onlar da öbür mağaralara doğru yönelmişler. Tam bu sırada, Ayşe’nin kazdığı in göçmeye başlamış. ― “ Gız Aşa, in göçüyo!” diye çığrışmışlar. Bir anda inin önü lapır lapır dökülmüş ve giriş kapanmış. Kızlar hemen Molla Ömerlerin Fatma’ya koşmuşlar. Yaşlı kadın, bir ini kazmakla meşgulmüş. ― “ Aşa’nın girdiği in göçüyo.” Demişler. Merhametsiz kocakarı oralı olmamış. ― “ Girmevisin cavırın çocuğu!” demiş ve kazmaya devam etmiş. Kızlar hemen az aşağıdaki Kılıç Duralı’nın karısıyla kızına koşmuşlar. Onlar da huysuz eşekleriyle uğraştıklarından, kızlara kulak asmamışlar. Çocuklar ne yapacaklarını şaşırmışlar. Anam, oradan köye doğru iniş aşağı koşmuş. Tam köye girişte, Püsçülerin Yusuf Ali dayıyı görmüş. Yaşlı adam, misafirini uğurlamış, bir kütüğün üstünde oturuyormuş. Kan ter içinde gelen kız çocuğunu görünce telaşlanmış: ― “ Ne oldu çocuk!” diye bağırmış. Anam:― “ İn göçtü, Aşa’yı toprak bastırdı.” Demiş ve gözyaşlarını tutamamış. Adam işin ciddiyetini anlamış ve hemen Koparan’a koşmuş. Anam kimi gördüyse bu haberi vermiş. Ayşelerin eve vardığında, anasını elinde iki testi, suya giderken bulmuş. Acı haberi ona da vermiş: ― “Hörü aba in göçtü, Aşa çıkamadı.” demiş. ― “Gız hankı ( hangi ) Aşa!” diye bağırmış kadıncağız. Elindeki testileri yere atıp acısından çırpınmaya başlamış. Bütün köy, kadın, erkek; çoluk çocuk Koparan’a koşmuş. İlk varan Yusuf Ali dayı olmuş. Toprağı aceleyle kazmış. Az sonra, Ayşe’nin ak toprağa karışmış entarisine ulaşmışlar. Meğer Ayşecik, in göçmeye başlayınca, öne doğru örmeleyerek ( emekleyerek ) geliyormuş. Tam çıkacakken üzerine toprak çökmüş. Yusuf Ali dayı, Ayşe’yi kuşağından tutup kaldırmış. Puf diye nefes verip, canı çıkıvermiş Ayşeciğin. Cansız kolları, perişan saçları yere doğru sarkmış. Bir figan, bir yas başlamış Koparan’da. Ayşe’yi çuvalının üstüne yatırmışlar ve dört tarafından tutup köye getirmişler. Eskiden cenazenin arkasından yas edilirdi. ( ağıt yakılırdı ). Yürekteki acıyı dile getiren, acıklı bir şarkıdır yas. Babası Ellez dayı da uzun zaman dambeşlerde ( evin çatısı ): ― “ Gitmesedin a gızım. Neye gittin ak toprağa?” diye yas etmiş. Bugün bu olayı yaşayanların çoğu hayatta değil. Ayşe’nin arkadaşları da yetmiş yaşın üstündeler. Gaz Ahmetlerin Emine abanın yatalak olduğunu duydum. Anam bu olaydan hâlâ pişmanlık duyuyor: ― “ Biz gitmesedik, o da gitmezdi” diyor. Bütün suçun da hiçbir şey yapmayan yaşlı kadında olduğunu söylüyor.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
29
Kasım
28
Kasım
27
Kasım
25
Kasım
25
Ağustos
17
Ağustos
16
Ağustos
15
Ağustos
14
Ağustos
10
Ağustos
16
Ağustos
15
Ağustos
17
Ağustos
10
Ağustos
9 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||