Aksi HayaletAksi HayaletPencereye doğru süzüldü yavaşça. Yaşarken korktuğu karanlıkta şu an da varolabildiğini bilseydi dahada korkardı heralde. Hayaletlerin en korkağı gibiydi. Tanrıdan dilediği gibi tek başına sandı kendini. Tek hayalet oydu sanki. Oysa içinden geçip giden milyonlarca hayal vardı, hayaletlere ait olsalarda. Son nefesinde son bir defa görmeyi istemişti, nasıl böyle olmuştu? Nerede ve neden sonsuzluğu bulmuştu.. hatırlamıyordu. ‘Kalbim olsaydı tutamazdım kaçardı heralde ‘ diye düşündü perdenin aralığına yaklaşırken. Özlemin ne büyük bir duygu olduğunu bütün ruhunda hissetti. Ruhlar titrermiydi? Titriyordu işte boş odaya bakarken. Işık açıktı hala. Kaçmak istedi uçup gitmek, kaldı. Donuk yüzünü göremedi yansımasında pencerenin ama orada dondu ve kaldı. Zaman durmuştu, hatta bi kavram olmaktan çıkmıştı onun için. Yüreğimi alan tanrı neden özlemimide almadı diye düşündü. Ama tanrının her zamankinden farklı olsada hayaletler için bile bir planı vardı. Girizgahında bu planın, ruhu acıyordu, eskiden iki göğsünün arasında duran bu baskı, şimdi tüm bedeni olmuştu, et giymemişti, acı giymiş gibiydi. Her şeyden önce son dileği ufuk çizgisinde belirmişken, heyecanı yutup, acı kucağında küçük kedi, bekledi.İlhan içeri girdi. Işığı kapattı. Sehpayı üzerinde bilgisayarıyla beraber koltuğa doğru çekti. Acelesi yok gibi yavaşça.. günün yorgunluğuna, İstanbulun koşuşturmasına inat sindirdi her hareketini. Ağır çekimde bir film izler gibiydi perde arasından. Hayatının son perdesini hisseder gibiydi. Son kez, bir zamanlar sahip olduğu o elin her kıvrımına tekrar ve tekrar baktı. Hayatında bir kez varolduğu, ruhunu bırakıp çıktığı odaya pencerenin ardından bakıyordu şimdi. Kıvrandı farkında olmadan, o kadar hafif ve o kadar ağır düşüncelri göğe doğru uçup giderken, dileyebileceği bir şey kalmamıştı artık. Acısını kucağında okşarken, anlamı olmayan zamanın son demini içiyordu ve bunu biliyordu. O sehpayı devirdiği zaman sayfasındaki gibi titriyordu. Ama oradaydı sehpa onun karşısında . Her şeyi birbirine katmış tı ya o gün, her heyecanlandığında yaptığı gibi, şimdiyse döküp saçacak başka bir şey kalmamıştı. Binlerce hissiyatlardan biri, dokunma, yoktu hayatında. Toplayacak biride yoktu. Ne kadar ilerlemişti zaman, İlhanın gözünü kaldırıp elini yüzüne sürüşünden anlamıştı vaktin geçliğini. Yoruldu ve sıkıldı dedi içinden. Dediği gibide oldu. Yavaşça kapatırken ekranı, odada kalmayan ışıklar daha bir görünür kılmıştı herşeyi, sabahın ilk ışıklarında rahatladığı gibi karanlığın her yeri kapladığı odaya huzur gelmişti. Kalktı İlhan. Gerinirken o bedende dolaşan bi yılan olmayı istedi, kokusunu tenini hissedebilkmek tekrar.. aylar sonra. Kucaklamak az gelirdi belki , her damarında akmak, bir olmak..göz göze geldikleri o ana kadar ılık ılık aktı ruhu. Ağlayabilseydi sağanak yağmur düşerdi cama. Göz gözeydiler. Göz bebeklerine girdi pencerenin ardından. Çatılan kaşlar la korku çekmeye başladı yere doğru ruhunu. ’Ya gördüyse’.. Evet ona doğru geliyordu. Annesinin en değerli vazosunu kırmış çocuk gibi dondu tekrar, ona yaklaşıyordu, pencereye doğru attığı her adımda bir rüzgar, soluduğu her nefeste ateş gibiydi. Yaklaşıyordu o ,ve kıpırdayamıyordu . Yyaklaştı, nefesini n rüzgarını anlayabildi sadece ve sağa sola bakan mavi gözlerini. Perde kapandı. Olduğu yerde kaldı bir süre. Ne kadar zamansızdı herşey, şu süre değil bir süreydi. Yeniden yaşadı olanları. Sonra bi kaçgün uzanabildiği yatağa süzülmek istedi. Geçebilirmiydi pencereden? Denemek zorundaydı. Nekadar daha kalabilirdi, bilmiyordu. Varolmayan saniyeler o kadar değerliydiki. Uzunca baktı, yanında gecelerce uzandığı adama. Sarılmadığı her saniye için pişmalık geldi yanına. Teker teker gelin diyordu teker teker. Yatağa yaklaştı, üstünü örtmeyen bedene. Kaç gece izlemişti bu bedeni, kaç defa okşamıştı bu saçları ve kaç defa kaybolmuştu burada. Yaklaşmak yanına bir daha uzanmak istedi. Tüyleri diken diken olmuş bi varlık vardı karşısında, anlayamadı, bekledi. İlhan Yavaşça aldı yorganı . Üzerine doğru çekti ,kıvrılarak tekrar yattı. Üşümüş müydü? Üşütmüşmüydü ruhu onu, her zaman soğuk ayaklarını zorla ısııttırdığı bedeni bir kerede soğuk ruhunu ısıtamaz mıydı? Yaklaşmadı uzakta kaldı öylece. İzlemek daha bi acı vermeye başlarken tam, kör edici bir ışıkla ve sağır bir sesle irkilip sıkıştı köşeye. Telefonun acı çalışını hissetmiş gibiydi ruhu. Çıktı odadan. Yağmur başlamıştı. Belliki akamayan göz yaşlarını hisseden tanrı bir nebze olsun rahatlatmak istemişti ruhunu. Adı gibi damlalar geçti içinden. Islanmadı, aktı onlarla beraber. Toprak kokusunu bedenine yakıştırdı. Hüznünü saklamalıydı bir yere. ’ O gömülmeliydi mezara, hüzün gir yerime girmen gereken yere’ diye yalvardı hüznüne. Açılan kapının sesi çınladı bir anda, sanki kat kat ötelerden binlerce süzgeçten geçerek gelen o ses . Onu gördü, gidiyordu. Fark etmeden süzüldü üzerine. ‘Nerye, nereye’ dedi içinden şüzülen yağmur damlalarıyla beraber. Her sokak lambasında kaybetti üç adım beş adımda yetişti peşinden. Gözlerinden akan damlalara karışan yağmur damlalarını tutamıyordu. Yaklaşsa silse dokunamıyor, oda zor gördüğü yüzünü daha bi kapıyordu bu ürpertiden. Taksiye bindiler. Biri ağlamaklı, birinin ayağında dolanan kedisi, acı. Diğer ruhları gördüğü an. Çığlık atarken ve kimse duymazken, dokunmasa o basacaktı çığlığı dokunsa ilhan atıyordu. Donuk yüzlerle bakan diğer hayaletleri gördü, korkuyordu. Sonra ışık dolu koridorlar, zor seçerken gideceği yönü, zaten yerinden çıkan çark-ı feleği o tutabilirmiydi. Ve sonunda bir o da ya geldiler. Gözyaşlarından ve İlhandan gecenin gündüzden sıyrıldığı gibi sıyrıldı. Yatan kendisiydi. Bu defa ne kapı açıldı nede içinden geçebildi .Ruhu, bedeni, o ve sıfatsız birileri vardı odada. Kendini görmek, kırmızı olmayan ama kırmızılar içinde kalan saçlarını, donuk yüzünü görmek. Korkusunu nereye saklamlıydı. Çok tan hüznüyle beraber toprağın altında olmalıydılar. Kaçacak bir yeri yoktu, yükseldiği tavandan medet beklerken, daha da sıkıştı köşeye. Ona değil bedenine yaklaşıyordu İlhan. Bedeni içindeki kanları kusmuştu ama ilhanın gözünü kızartan kanlar akamıyordu bi türlü , damla damla bedeninin üstüne dökülürken göz yaşları bedenini kıskandı . Bu kadar çabuk mu geçmişti zaman , bu kadar çabuk mu bitmişti son dileği, yüzleşme buna denir derken tam, asıl yüzleşmeyi birazdan yaşayacağından habersiz tepede olan biteni seyretti sinerek. Kaçacak ne yer kalmıştı artık, ne çalacak kapı. Yalvarırken tam açarak ruhunu semaya, çınlayarak uyandı kulağı. Karıncalanma yavaş yavaş terk ediyordu bedenini. Açtı gözlerini. Evindeydi. Kucağında kedisiyle uyuyakalmıştı. Rahatsız oldu boncuk . Mırıldanarak aşağıya inip yattı. Işığı yakmalımıydı? Yoo karanlığın huzuru hayatınada vurmuştu. Telefonunu aldı eline, saate baktı. Üç buçuktu. Gözlerinden akan yaşları sildi ‘Allahımmm’ dedi konuşabilmenin verdiği rahatlıkla. Kucağındaki acı gene sıkıştı iki göğsünün arasına.sorgulamalı mıydı? Yapmadı. Onu görmeyi ölmeye bıraktı, tekrar yattı.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Aralık
1
Akıl Hastanesi ve / veya Dinlenme Odası 1
• Zeynep Tümöz • Düş Hikayeleri • 63 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Kasım
30
Kasım
27
Kasım
26
Kasım
26
Eylül
27
Eylül
15
Eylül
10
Eylül
7
Eylül
7
Eylül
15
Ağustos
24
Eylül
27
Ağustos
23
Ağustos
24 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||