AliAliMavi köpüklerle bezeli bir rüzgâr saçlarını dalgalandırdı. Otuz yıl önce uğur sayarak boynuna taktığı deniz kabuğunu hâlen bir muska taşıyor, kararsız kaldığı zamanlarda sağ elinin işaret ve başparmakları ile tutup yavaş yavaş okşayarak derinlere dalar, bir adım ötesinde her ne varsa bir noktaya ak bakışları kilitlenir, saatlerce kımıldamadan dururdu. Yaşı kırk beş olmalıydı. Ama Saçlarının tamamı, sakallarının da tamamına yakındı apaktı. Atının üzerinde doğruldu. Esmer yüzüne bir resim gibi oturmuş, tam ortasına yerleşmiş siyah gözbebeklerinin etrafındaki beyaz bir yuvarlaktan oluşan hafif çekik gözlerini kıstı. “Bir namaz vakti mesafede” diye tahmin ettiği siyah bir urgana benzeyen silik duman siluetinden anladı ki: Themiros, yakındadır. Durduğu yer yüksekçe bir ağaçlığın tam çıkış noktasıydı. Aşağıda kimsecikler yoktu. Muhtemelen Themiros da boşalmış, hemen herkes büyük yerleşim yerlerine kaçmıştı. Doğu Roma devriyeleri hariç…- “Duman onların sanırım.” dedi ufka bakarak. Ak gözlerini tekrar aşağıya çevirdi. Bindiği kara at masallarda fırlamış gibiydi. Kara yeleleri rüzgârla yarışıyordu. Gümüş eyerleri doğan güneşim kızıldan sarıya çalan ışıklarıyla al yanıyor, parıltısıyla süvarinin gizlenmesini engelliyordu artık. Kuyruğu tam orta yerinden ikiye katlanarak kuyruk sokumuna yakın bir yerden başlanmıştı. Alnı da dâhil olmak üzere tüm başı gümüş bir zırh ile kapatılmıştı. Kulakları, gözleri ve ak köpüklerle dolu ağzından başka bir yeri açıkta değildi. Sağrıları ışıl ışıldı. Bacaklarının diz kapağından aşağısı çok zayıf, yukarısı çok adaleliydi. Bu bir Türkistan atıydı. Sanırım asil bir soydan geliyor, kızıla çalan gözleriyle her an savaşa hazır gibi bakıyordu. Sanki süvarisi değil de, o savaşacaktı. Yelelerinde dolaşan kımıltının rüzgâr olmadığını anladı. Tepesine doğru sivrilen miğferi, kılıç ve ok kesiklerinden okunamayacak haldeki bir yazıyla süslenmişti. Üstüne vücut hatlarına benzetilen bir zırh giymişti. Omuzlukları ve kollarından yukarıya doğru uzanan süsler, eriyen kurşun nasıl suya dökülünce iğne iğne olur, işte öyle bir görünümde idi. Her birisi birbirinden farklı uzunluktaki sivri nesneler oturtulmuştu zırhın üzerine. Toprak rengi işliğinin kol ağızları büzülmemiş, serbest bırakılmıştı. Aynen, bu giyimle bir ordunun içinde değil de Roma toprağında serbest dolaşmayı tercih eden sahibi gibiydi giyimi ve atı. Ak bir bilgeyi andıran başını önce havaya kaldırdı. Gökyüzünün tam tepesine gelen noktasına baktı ve ak gözleri öfkeden deliye dönmüş bir halde aşağıya devirdi. Onu tanıyan herkes bu halinden ürkmüştü her zaman. Onu böyle gören yabancılar “İşte! Türklerde de kara şövalye var.” demekten kendini alamıyordu. Simos Dağlarının batıya devrilen tarafında ormanın üst sınırını oluşturan bir noktadan aşağıya bakıyordu. Aşağıda yer alan hafif düzlük alan epey genişti. Düzlüğün tam ortasında eskiden daha genişmiş izlenimini veren ve derin olduğu anlaşılan bir göl vardı. Çevresini ayın etrafını saran hale gibi çevrelemiş çayırın göle yakın kısımları sarıçiçeklerle bezenmiş, gölden uzaklarda tek tük gelincik çiçekleri vardı. Çayırın etrafını balta artığı gibi duran boyu minare gibi, yaşı asırlık çam ağaçları çevirmişti. Doğuya bakan yamaçlarında halen öbek öbek kar duruyordu. Aşağılarda ekin bildiğini düşündü bir an. Sonra kendi kendine konuştu yeniden: - “Bu kar kurtlanır, erimez.” Ümidi neydi? Beklentisi neydi? Aradığı neydi? Şimdiye kadar çok şey bulmuştu. Para, kadın, güç, iktidar… Ama hepsinden vazgeçmişti. Neden? Bu soruları her gün yüzlerce defa kendine soruyor ve bir cevap alamıyordu. Atını üzengiledi. Yavaş yavaş çürük topraktan kayarak indi aşağıya. Toprak altında binlerce yay varmış ta esniyormuş gibi hareket ediyordu. Altı tamamen su gibiydi. Daha fazla ilerlemeye çekindi. Az ilerde gölü besleyen bir dere gördü. Oraya yöneldi. Atının sağ terkisine asılı bir heybeye uzandı. Atı susamamış gibiydi. İsteksiz yürüyordu sanki suya. Öfkelenmiş, huysuzlanmıştı.
Telif Hakkı Uyarısı Ali isimli yazı, Şaban Kutluca tarafından 05.02.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
20
Kasım
19
Ekim
25
Ekim
22
Ekim
19
Kasım
28
Kasım
5
Tanzimat Dönemi Fikir Hareketleri 3
• Şaban Kutluca • Tarihsel Makaleler • 176 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
21
Ağustos
17
Ağustos
15
Ocak
14
Şubat
5
Ocak
22
Ağustos
4
Tanzimat Dönemi Fikir Hareketleri1
• Şaban Kutluca • Tarihsel Makaleler • 448 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ocak
13 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||