Alkışlamak İstiyorum
Şubat ayı içerisinde Konya Mimarlar Odası’nda yapılan bir söyleşiye katıldım. Saygıdeğer Orhan Cem Çetin’in söyleşisiydi. Belki duymayanlar vardır diye öncelikle söylemek istediğim; kim olduğu! Birçok tanım yapılmış elbet sanatçı için.
““1960 yılında İstanbul’da doğmuş fotoğraf sanatçısı. Özel ilgi alanı dijital fotoğraflar ve pin hole da denilen camera obscura tekniğidir. Boğaziçi ünv.’de psikoloji eğitimi almıştır. 1988 yılında elde renklendirilmiş kâğıt negatif baskılardan oluşan ilk kişisel sergisi ‘tanıdık şeyler’i’ açarak deneysel yaklaşımıyla dikkat çekti. Ayni yıl, ‘rütte fotoğraf grubu`nun kurucuları arasında yer aldı. 1990 yılından bu yana kendi stüdyosu ‘hezarfen fotoğrafya`da’ tanıtım fotoğrafçılığı hizmeti veren Çetin, fotoğraf estetiğinden çok kavramsal yönü ve disiplinler arası yaklaşımı ağır basan sergi ve gösterileri ile tanınmaktadır.”
“Orhan Cem Çetin, Türk fotoğrafındaki yenilikçi ve deneysel objektiflerden biri.”
“Vian`ın bir kara kedi için Blues kitabının eski bir basımının kapağındaki fotoğrafıyla beni derinden etkileyen zat.”
“hayalet gemi’nin vazgeçilmezlerinden.”
“İp isimli bir kısa filmi vardır. Replikas severdir. Eli öpülesi fotoğraf üstadıdır.”
“"Ben elmayı seviyorum diye elmanın beni sevmesi şart değil; ben seviyorum, dünyanın o en son noktasına kadar sevmeye devam edeceğim" demiş insan.”
Başta kullandığım -sanatçı kavramına Sayın Orhan C. Çetin öyle bir yorum yaptı ki söyleşide, bir an beynim, aklımla savaştı mı, kavga mı etti işte o ,her neyse... Bir gel-git-e düştü. “ Sanatçı-lık bir davranış biçimidir!” dedi. Ağzımda yankılanan en son ki sessizliğin – süper ya… Elbette ki öyle, neden olmasın oldu…
Sıra dışı bir insan bence! Alışılagelmişlikleri –alış-a-madıklarızla alt üst ediyor yani…
Sözcükleri kullanışı ve sahneye yakış-mışlığı o anın büyüsünden koparmıyor izleyenleri. Bence de böyle olmalı zaten… Ya değilse bir anda çalmayan telefonlar çalıp kapının yolu tutulur- yahut “keşkeler başlar dilimizde- keşke gelmeseydim! Tüh diziyi de kaçırdım!(ah ne kötü!) vs. mazeretler… yalanlar… hayıflanmalar…
“Kimin kölesi olacağımı seçmek istiyorum””derken, her hangi bir kapıda ‘sizin kölenizim’ diye bulur kendini-siz dediğinin de kim olduğunu veya olacağını bilmeden… ya biz kimin kölesiyiz?
A- Hayatın
B- Umutlarımızın
C- Her şeyin
D- Hiçbir şeyin
E- Senin, benim, onun…
Böyle uzar bu liste. Lakin biri-leri-nin kölesi olduğumuz belli…
Hayatla oyun oynayan tavırları biran her şeyi boş vermeyi getiriyor insanın aklına. Tüm ciddiyetliklere, ciddiyetsizce yaklaşabilmeyi düşünüyorum ilkin- Hayata –askıntı gülücükler atmak geçiyor beynimden… Oturup ağlayasım geliyor… Oturuyorum- ağlamıyorum…
“Eğer buradan sizde hiçbir değişiklik olmadan çıkacaksanız; bu ne işe yarayacak ki? Diyor ve doğruluyorum… Değişmek için proje hazırlıyorum! Ve teşekkür ediyorum… Teşekkürler Sayın Orhan Cem Çetin hocam… N.D