Almancı CemilAlmancı CemilSümbül kahvehanesi, en kalabalık günlerinden birini yaşıyor; yurt dışından dönen birkaç kişinin etrafında toplananlar, anlatılanları can kulağıyla dinliyorlardı. Yapılan konuşmalardan bu kişilerin Almanya’ ya çalışmak için giden Türklerden oldukları ablaşılıyordu.- Nerede kaldı bizim çaylar Osman! - Geliyor! - Ne diyordum? - Alaman polislerinden nasıl kaçtığını anlatıyordun. - Hah! Şimdi hatırladım. Polis ‘‘ Halt ’’ dedi. ‘‘ Halt ’’ Alamanca’ da ‘‘ dur ’’ demek. Ben daha yeni gelmişim gurbete; nereden bileyim ‘‘ Halt ’’ ne demek? Korktum başladım kaçmaya. - Vay bee! Sonra? - Sonrasını hiç sorma. Tam polisleri atlattım derken, bir araba bana çarptı. - Aboo! - Dur da anlatalım emmi oğlu! Allah’ tan adam yavaş geliyordu.Birara gözüm karardı. Kendime gelince bir de baktım tepemde herifin biri boyna konuşuyor. Sonra bir Türk geldi. Alamanya’ da böyle şeylere büyük ceza verirlermiş. Bizim Türkün dediğine göre Alaman adam, ‘‘ Para vereyim şikayetci olmasın ’’ diyormuş. - Kaç para verecekmiş? - Adam elli mark vereyim demiş; bizim Türk yüzelli mark koparmış. - Helal olsun! - Ne helâli emmi oğlu! Adam elli markını cebine attı. ‘‘ Bu da benim payım ’’ dedi. - Vay namussuz vay! Abdullah’ ın Almanya anılarını herkes merakla dinliyordu. En meraklı bakışlar ise Abdullah’ ın amcasının oğlu Cemil’ e aitti. Birlikte büyüdükleri Abdullah’ ın şimdiki durumu Cemil’ in hayal edemeyeceği kadar rahattı. Abdullah’ ın altında Cemil’ in kasabada bile görmediği güzellikte bir otomobil vardı. Cemil Almanya’ ya gitmek için uzun süre önce başvurmuştu. Postacının köye her gelişinde heyecanlanır ‘‘ Almanya için izin geldi mi acaba? ’’ diye düşünürdü. Ve her seferinde hüsrana uğrardı. Eve geldiğinde, çok sevdiği elma ağacının altına uzanıp türkü söylemeye başladı. Sesini duyan karısı camdan seslendi. - Bu ne keyif böyle? - Sorma Gülcan! İçimden bir his ‘‘ Yakında Alamanya’ ya gideceksin ’’ diyor. - İnşallah! İçeri gelsene, burası daha serin. Cemil, karısını kırmayıp içeri girdi. Birlikte Almanya hayallerinden bahsediyorlardı. Cemil alacağı arabayı; Gülcan ise diktireceği elbiseleri tarif ediyordu. Dört yıllık evli olmalarına rağmen hâlâ çocukları yoktu. Bu da köy yerine söz oluyordu. Belki Almanya’ da olur diye düşünüyorlardı. Cemil Almanya’ da devletin çocuğu olan ailelere yardım ettiğini duymuştu. Bu da ister istemez garibine gitmişti. Cemil en geç iki yıl için de karısını yanına alacağını söyleyince Gülcan sinirlendi. - Ne yani ben iki yıl boyunca tek başıma mı kalıcam? - Babanın evinde kalırsın ne olucak? - Olmaz! - Niye olmasın? - Ya sen orada Alaman karılarına tutulursan? - Tövbe tövbe! Git işine be kadın! - Bekir dayının oğlu nişanlısını bırakıp orada evlenmedi mi? - Kız sen beni onunla bir mi tutuyorsun! - Erkek değil misiniz... - Aman be! Suç bende ki seni rahat ettirmek istiyorum. Karısının sözlerine sinirlenen Cemil, tekrar elma ağacının altına uzanıp yeni yeni türküler söylemeye başladı. Birkaç türkü söyledikten sonra karısının sözlerini düşünmeye başladı. Nasıl olur da karısı onun hakkında böyle düşünürdü? Bir müddet sonra, karısının bu sözleri ona olan sevgisinden dolayı söylediği kanısına vardı. Gülcan, kocasının onu aldatmayacağını iyi biliyordu fakat yine de onu kıskanıyordu. Cemil dışarıda oturmaktan sıkılınca karısına seslendi. - Gülcan! - Ne var yine? - Dışarı gelsene biraz. Kısa bir süre sonra Gülcan, Cemil’ in yanına geldi. Cemil gülerek ona bakıyordu. - Geldim işte söyle ! - Bu Alaman karıları gerçekten güzelmiymiş ? - Sana ne elin karısından ! - Hayırdır kıskandın mı yoksa ? - Kıskanılacak neyin var ki meymenetsiz herif ? - Sen bilirsin sonra Alamanya’dan kuma getirirsem kıskanmak yok. - Bak hâlâ ne diyor ! Sen beni katil mi edeceksin ? Gülcan oldukça sinirli bir halde eve girdi. Cemil ise gülmekten ölmek üzereydi. Karısını ilkkez bu kadar sinirli görüyordu. Biraz durduktan sonra içeri gidip karısının gönlünü almaya çalıştı. Zavallı Cemil söylediklerinin şaka olduğuna Gülcan’ a inandırmak için bir hayli uğraştı. Ertesi gün Abdullah ve karısı, evlerine oturmaya geldiler. Abdullah’ ın anlattıklarına göre Almanya’ da yabancılar, özellikle de Türkler pek sevilmiyordu. Söylediğine göre orada yaşayan Türklerin sayısı hiç de az değildi. Tüm bu konuşmaların ardından Abdullah ve karısı oradan ayrıldı. - Adamların yaşayışını görüyor musun Gülcan? - Bir gün bize de nasip olur inşallah - İnşallah! - Olur da bir gün Alamanya’ ya gidersek buralardan uzakta ne yaparız ? - Millet ne yapıyorsa bizde öyle yaparız. - Beni yanına aldıramazsan ne olacak ? - Ağzından yel alsın! Seni aldıramazsam bende fazla durmam. Karısının bu sözü Cemil’ i yine düşüncelere daldırdı. Ya dediği gibi onu Almanya’ ya aldıramazsa ne yapardı? Gurbette onsuz ne kadar dayanabilirdi? Bu ve benzeri sorular aklını kurcalamaya başalmıştı. Almanya’ ya gidenlerin çoğu ailesini yanına alabilmişti. ‘‘ Allah’ ın izniyle bende alırım ’’ diye düşündü. Sabah uyandığında Gülcan yanında yoktu. Evin içinde olmadığını anlayınca bahçeye çıktı. Bu sefer gülcan elma ağacının altına uzanmıştı. O, elindeki sebzeleri doğrarken Cemil, usulca yanına oturdu. - İstemiyorsan gitmem - Nereye? - Alamanya’ ya! - Senin bileceğin iş, karışmam. - Alamanya şart mı? İstanbul da çok güzelmiş oraya gideriz. -Dedim ya senin bileceğin iş Bu sözlerin ardından Gülcan eve gitti. Cemil ise iyice bir çıkmaza giriyordu. ‘‘ ne yapmalıyım ’’ diye düşünürken içeriden bir gürültü geldi. Eve girdiğinde Gülcan bayğın bir halde yerde yatıyordu. Onu kendine getirmek için bir hayli uğraştı. Gülcan kendine gelir gelmez ‘‘ işim var! ’’diyerek hızla dışarı çıktı. Onun bu davranışına anlam veremeyen Cemil, biraz kafa dağıtmak için kahvehaneye gitmeye karar verdi. O Almancıların sohbetini dinlerken postacı içeri girdi. - Selamünaleyküm ağalar! - Aleykümselam! - Osman Başbey, Ali Kavakcı, Ahmet Efeoğlu, Cemil Kavakcı… Cemil’ in beklediği bir mektup yoktu. Kendi kendine ‘‘ sakın alamanya işi olmasın? ’’ diye söylendi. Zarfı açtığında bu düşüncesinin gerçek olduğunu gördü. O sevinçle, ‘‘ herkese benden çay! ’’ diye bağırdı. Etrafına toplanan köylüler elindeki kağıda bakıyor; teker teker Cemil’i tebrik ediyorlardı. Abdullah, sevinçle yapması gereken işlemleri anlatıyor, Cemil onu cankulağıyla dinliyordu. Bir müddet sonra, eve gidip bu haberi Gülcan’ a da vermek istedi. Kocasının geldiğini gören Gülcan yavaş yavaş kapıya çıktı. - Nasıl oldun? - İyiyim çok şükür - Şehre, hastahaneye gidelim istersen? - Hastahaneye gerek yok. Neyim var biliyorum sanırım. - Neyin varmış? - Sanırım hamileyim… Cemil bu söz üzerine ne yapacağını bilemedi. Bir günde iki güzel haber almıştı. Karısına uzun uzun sarıldı. Sevinci yatıştıktan sonra, Gülcan’ a Almanya işinin olduğunu söyleyip onun da fikrini almak istedi. Gülcan hiçbirşey söylemiyor; kocası olmadan hamile haliyle köy yerinde ne yapacağını düşünüyordu. - Konuşsana! - Söyledim ya ne yaparsan yap! - Seni bu halde nasıl bırakırım? - Merak etme… Temmuz ayının ortalarında Almancılar köye gelmeye başlamışlardı. Köy kahvehanesi yine kalabalıktı. Bu kalabalık her zamanki gibi Almancıların anlattıklarını cankulağıyla dinliyordu. -Ev sahibi cadalozun teki. Upuzun, sapsarı bir kadın. Bir gün kapıyı açtım, kadın karşımda. ‘‘ gelt! ’’ diyip duruyor. Kırşehirli bir arkadaş var onu çağırdım. Ben yeniyimya Alamanya’ da pek anlamıyorum dillerini. Meğer kadın kirayı vermedik diye bağırıyormuş. - Niye vermediniz ki? - Unutmuşuz, oldu bir kere. Çaylar nerde kaldı Osman abi? - Hemen geliyor Cemil!
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
1
Mart
27
Mart
13
Şubat
26
Şubat
26
Şubat
20
Şubat
26
Şubat
13
Şubat
5
Şubat
13
Şubat
26 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||