Altın Tesbih 10
13 / 4 / 2008 Pazar tarihinde Fatma Çetin Kabadayı tarafından eklendi, 198 kez okundu...
“Kimse konuşmadı bir süre. Elbet ikisi de bu kelime ile verdikleri tepkiyi açıklayacaklardı ama nasıl? Önce kızına sonra da İhsan’a bakan Necdet Bey imâlı bir ses tonuyla sordu:“Neden olmaz dedin İhsan? Anlayamadım. Yoksa kızımı beğenmedin mi?”İhsan nasıl söyleyeceğini bilemiyor gibiydi.“Hayır Necdet Bey, olur mu? Allah...” Okuyucu Puanı ;
Altın Tesbih 10Kimse konuşmadı bir süre. Elbet ikisi de bu kelime ile verdikleri tepkiyi açıklayacaklardı ama nasıl? Önce kızına sonra da İhsan’a bakan Necdet Bey imâlı bir ses tonuyla sordu: “Neden olmaz dedin İhsan? Anlayamadım. Yoksa kızımı beğenmedin mi?” İhsan nasıl söyleyeceğini bilemiyor gibiydi. “Hayır Necdet Bey, olur mu? Allah’ın yarattığı beğenilmez mi? Kızınızı göremedim, göremiyorum ama çok güzel olduğunu biliyorum en azından. Genç, akıllı, iyi niyetli…” “Ve de zengin…” diye ekledi Necdet Bey. “Evet, bizim aile için önemli değil bu fakat o da var tabi. Hakkında hiçbir şey bilmiyorum. ‘olmaz’ deyişim sizinle ilgili bir sebepten değildir. Ailem ağabeyim için başkasını düşünüyor, bu nedenle söylemiştim. Zeki amcamız var bizim… Babamın çocukluktan beri arkadaşı, sırdaşı… Onun kızını düşünmüşler. Ağabeyim de onay verdi gibi. Şu an görüşmeler devam ediyor, yoksa…” Necdet Bey, İhsan’ın konuşmasını gülerek kesti bu kez. “Haaa… O başka o zaman… Yoksa benim biricik kızımı istemeyecek adamın ben alnını karışlarım…” Herkes güldü ve gözler Nurgül’e çevrildi. Duygu Hanım, kızına göz kırparak sordu: “Sen neden parladın Nurgül? Hemen evlendirip göndereceğimizi mi sandın?” Nurgül utanmıştı, sesi titriyordu: “Yok… Ben… Daha yaşım küçük benim. Hem tanımadığım biriyle evlenemem ben! Flört etmem lazım. İyice tanımam için gezmeliyim bir iki yıl…” “O kadar da değil!” dedi babası. “Sen öyle gezip tozarak eş bulacağını mı sanıyorsun? Neyse… Bunu sonra konuşalım.” Firdevs Hanım meyveleri ikram etmeye başlamıştı. Kristal tabaklarda gelen her mevsimden karışık meyveler sehpa üzerlerine bırakılırken Hafız Ahmet de babasına sessizce mırıldandı: “Meyve geldi baba, soyayım yer misin?” “Yok oğlum… Sağol oğlum. Size afiyet olsun. Ben akşam yemeğini çok yedim, bir lokma dahi alamam artık. Hep az yemek, az konuşmak, az uyumak deriz ama nedense yapamadığımız da çok oluyor.” Ahmet, küçücük elleriyle bıçağı eline alıp elmasını ortadan ikiye böldü ve yemeye başladı. Duygu Hanım imamın meyveden almamasına üzülmüştü. Onu tanıdıkça içi ısınmış imamlara olan duyguları yumuşamaya başlamıştı. “Ben hazırlayım isterseniz İhsan Bey… İster misiniz?” “Yok, gerçekten yiyemeyeceğim Duygu Hanım, Allah razı olsun…” “Peki, nasıl isterseniz, bu arada ben bir şey sorabilir miyim? Geçen gün arkadaşlarla konuşuyorduk. Elhamdülillah hepimiz Müslüman’ız ama biz sizin gibi değiliz tabi… Yaşayamıyoruz ya da yaşamıyoruz İslamiyet’i. Bizim ailede namaz kılan yok mesela. İlk kez bir Kur’an-ı Kerim’e sahip olduk. Hani öldüğümüz zaman peygamberimiz bize şefaat edecek ya… Nasıl desem…” İhsan gülümsedi: “Anlıyorum efendim. Şöyle söyleyeyim… Rabbimiz, Necm suresinde tek ayetle hükmünü şöyle veriyor: ‘Leyse lil insani, illa ma saa!’ yani insana ancak kendi gayretinin karşılığı verilir. İslam’a zıt ve karşıt bir hayat yaşayarak, içki içip eğlenerek, haramı helâlı yok sayıp yaşayarak ömür geçirirsek şefaat bekleyemeyiz. Bu takdir edersiniz ki boş bir hayal olur. İnsanız tabi, hepimiz günah işleyebiliriz, bilerek ve yahut bilmeyerek. Fakat bir gaflet hali ya da beşeriyetten dolayı günahlara maruz kalsak bile İslami kimliğimizi yitirmememiz gerek. Zaten Allah’ın resulü şefaatini büyük günah sahipleri için kullanacak, Rabbim o kadar merhametli ki… Biz de ona layık kul, peygamberimize layık ümmet (S.A.V) olmaya çalışalım. Allah’ın rızası öyle küçük şeylerde ki… Kimin şefaate ihtiyacı olacağını da Ondan başkası bilemez.” Duygu Hanım İhsan’a teşekkür etti. Anlatımın yumuşaklığına hayran olmuştu. Ses tonu, bilgileri… Etrafında uzun cümleler kurabilen kimse yoktu zaten. Meyveler yenmiş, Hafız Ahmet esnemeye başlamıştı. Yatsı namazlarını evlerinde kılmak istiyorlardı. Müsaade isteyip kalkmışlardı. Bütün aile kapıda onları uğurlarken, İhsan Necdet Bey’den bir rica da bulundu; “Her şey için Allah razı olsun Necdet Bey, Hayırlı geceler, eğer izniniz olursa kızınız Nurgül ile iki dakika özel konuşmak istiyorum.” “Olur, konuşun konuşun, biz giriyoruz, Nurgül sizi yolcu edip gelsin o halde…” Nurgül şaşkındı. Biri izin istemiş, diğeri vermişti. Ne görüşecekti ki kendisiyle? Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Ahmet babasının elinden tutmuş bahçeye doğru ilerlerken Nurgül peşleri sıra yürüyor ve merakla konuşmaya başlamasını bekliyordu.
Tavsiye Et :
Selim Uyar yazıyı tebrik etti...
Necla Alptekin yazıyı tebrik etti...
Sevil Nizamoğulları yazıyı tebrik etti...
Mehmet Emin Selçuk yazıyı tebrik etti...
Mehmet Emin Selçuk yazıyı tebrik etti...
Mehmet Emin Selçuk yazıyı tebrik etti...
Mehmet Emin Selçuk yazıyı tebrik etti...
Erol Kılıç yazıyı tebrik etti...
Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
Cemal Çelik yazıyı tebrik etti...
Abdurrahman Tümer yazıyı tebrik etti...
Gülçin Karakaya yazıyı tebrik etti...
Selcan Aktaş yazıyı tebrik etti...
Hafize Hanaylı yazıyı tebrik etti...
Eylül
8
Eylül
7
Eylül
7
Eylül
7
Eylül
6
Ağustos
20
Ağustos
20
Ağustos
20
Ağustos
20
Temmuz
29
Yağmurda İslanmaya Hakkın Yok! (2) Son
• Fatma Çetin Kabadayı • Yaşamdan Hikayeler • 203 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Mayıs
2
Mart
9
Nisan
27
Nisan
27
Mart
21
Affedilmeyen Adam
• Fatma Çetin Kabadayı • Yaşamdan Hikayeler • 465 kez okundu. • 12 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||||||||||||||||