Anne Kokusu
Bu yaşa gelince anlıyorsun. Hani büyüyorsun, kadın oluyorsun ve vücudun, psikolojin en ince noktasına kadar çocuk istiyor ya o zaman. Hani birini seviyorsun ve onunla bir bebek yapmak, onu büyütmek ve bir aile olmak istiyorsun ya, işte o zaman... Çok istiyorsun ama yine de hayatını gözden geçiriyorsun. Eğer bide kocamansa çemberin, hayattan aldığın keyifler saymakla bitmiyorsa daha da uzun düşünüyorsun. Yine de istiyorsun, hala istiyorsun. Çünkü o kadar güzel bir duygu kaplıyor ki benliğini daha yaşamadan... O aynı an geçmişe gidiyorsun. Sen varsın ki; bu istekler, duygular var. Annen aklına geliyor. O yaşam koşullarında, hem daha gencecik. Daha da zor benimkinden diyorsun. Ve o toy kadın, yaşamın verdiği büyümüşlükle, babamla paylaştığı sevgiyle karar vermiş, her şeyi es geçmiş, beni yapmış diyorsun. İyi ki yapmış diyorsun. Hayat ne kadar da güzel... Ve o kadın büyüyor gözünde iyice. Vazgeçtikleriyle, omuzlamaya hazır olduğu tüm güçlüklerle. Kadın olunca kadını anlıyorsun. Daha da çok seviyorsun o zaman.
Otuzunu geçmişsin. Bir gün sana diyor ki; "ölmekten hiç korkmazdım önceleri. Ama şimdi ben gidince kim destek olacak sana, kardeşine?" "Annecim sizin yetiştirme tarzınız sayesinde her şeyimizi kendimiz halledebiliyoruz biz" diyorum, aklıma hiç getirmemeye çalışarak o gelecekteki hüznü. "Ama" diyor "Ama yalnızken başa çıkamayacağınız şeyler de var hayatta" Büyüyor gittikçe gözünde ve sende büyüyorsun. Kalbin büyüyor. O seni uyutarak değil öğreterek büyütüyor. Biliyorum, bileceksin, o en bildik en tanıdık koku var ya hatırlamadığın zamanlarda alıştığın; o hiç kaybolmayacak merak etme. Anne kokusu o...