kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Kültür ve Sanat Hikayeleri

Arkadaşlığın Böylesi

5 / 2 / 2008  Salı tarihinde Tuncer Şanal tarafından eklendi, 405 kez okundu...

“Konserve Kutusu Sam ile olan arkadaşlığımız, bu yazıyı yazdığım tarihten üç sene evvelsine dayanır... Ona güneyde, iki kasaba arasında işleyen yandan çarklı gemide rastlamıştım. Güvertede; elinde sıkı sıkıya tuttuğu orta boy valizini kaptan ve kamorotlara çaktırmadan el çabukluğu ile açıyor, ortaya a...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Tuncer Şanal

Tuncer Şanal







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arkadaşlığın Böylesi


Konserve Kutusu Sam ile olan arkadaşlığımız, bu yazıyı yazdığım tarihten üç sene evvelsine dayanır... Ona güneyde, iki kasaba arasında işleyen yandan çarklı gemide rastlamıştım.
Güvertede; elinde sıkı sıkıya tuttuğu orta boy valizini kaptan ve kamorotlara çaktırmadan el çabukluğu ile açıyor, ortaya anlaşılmayan bir sürü aletler çıkartarak hepsini tek tek izah ediyor, her türlü ihtiyaçlara cevap verdiğini anlatıp, çok ucuz fiyatlarla sattığını söyleyerek, etrafına toplanan insanları ayak üstü kazıklayarak para kazanıyordu.
En son numarası olan hem gazoz açacağı hem de patates soyacağı aletini gösterirken, ikinci kaptan başına dikilivermişti. Yalvarıp yakarmaları para etmeyince , işi biraz tehdit yolu ile halletmek istemiş, ama tayfalar onu bir bohça gibi yakalayıp ayaklarını yerden keserek havaya kaldırmışlar ve geminin alt kamaralarından birisine kapatarak satış yapmasını engellemişlerdi. Her ne kadar eski bir taktiği olduğunu zannettiğim ağlamalarına, gemi personelinden kimse önem vermemişti...
Konserve Kutusu Sam bir buçuk gün orada kaldı... Katıksız verilen ekmeği yedi ve bol bol su içti... Fasılalı olarak inlemelerini işittik...Tanrıya olan inancını, şansızlığının kötü gitmesi sebebiyle kaybedebileceğini belirtti... Kaptana, çoğu defa bağırarak, kızdı... En sonunda eğer yarım saat daha orada hapsedilirse, aklını oynatacağını söyledi.
Ben bütün bunları, kapatıldığı kamaraya bitişik olan papazın kamarasının yanındaki kamaramdan duyuyordum...
Onun bu yalvarış ve yakarışları, gemide bulunan papazı son derecede üzmüş olacak ki, o sabah duadan sonra, kaptanın yanına giderek acıklı bir konuşma yapmış, neticede, hepimizden daha fazla Tanrıya yakın olan bu adam sayesinde Sam, kaptanın hususi af çıkartması ile serbest bırakılmıştı... Valizini yanına almamak şartı ile güvertede gezinmek hakkına da kavuşmuştu...
Sam; çıktıktan sonra, gemideki bütün yolcular ile ahbaplık kurmayı başardı. Tüccarlık kanı kaynadığı için, mallarını el altından satmaya devam etti. Bundan ne kaptanın ne de tayfaların haberi oldu...
İşte bütün bunlardan neticesinde; onunla olan arkadaşlığımız, beni de kazıklamaya kalkıştığı zaman başladı...
O gün öğleden sonra; etrafındaki kendisini dinleyen birkaç kişi arasında beni yolunacak salak bir kaz gibi görmüş olacak ki, bana kendi imalatı olan hem saç fırçası hem de ucu ile vişne çekirdeğini çıkartmaya yarayan ve hanımların pek beğendiği bir aleti satmaktan şeref duyacağını söyledi... Bir buçuktan söz etti, üçte birine kadar indi... İcadını satacağından o kadar emindi ki, devamlı tebessüm ediyordu. Bu sefer ben de ceketimin sol cebinden aynı işi yapan, hatta bir fazladan, yanında bir de cımbızı olan aletimi çıkartınca, gözleri fal taşı gibi açıldı, başının döndüğünü hissettim, elleri ile tutunacak bir yer aradı... Sırıtması da kesilmişti...
Şaşkınlığı geçince, böyle bir aleti nereden bulduğumu sordu.
Ona uzun uğraşımdan sonra yapabildiğimi açıkladım. Maliyeti de onun sattığı fiatın çok altında idi.
Biraz kurcaladı... Vidalarını falan inceleyerek iyice tetkik etti... Sonunda beğenmiş olacak ki, hakkımda gururumu okşayıcı bir takım laflar ederek, kendisinden daha usta birisi olduğumu belirtip, damdan düşercesine bana ortaklık teklifinde bulundu. Benin dahiyane fikirlerim sayesinde çok çeşitli aletler yapabileceğimizi ve kolaylıkla satabileceğimizi bütün heyecanı ile anlattı... Kazancı yarı yarıya paylaşacaktık.
İşim olmadığı için düşünmeden kabul ettim.
Böylece; Lahana Yaprağı kasabasındaki Altın Buzağı otelinin en ucuz odasını bir haftalığına tuttuk. Günler haftaları, haftalar ayları takip etti...Orada tam üç sene kaldık.
Kasaba satış bakımından gayet verimli idi. Üstelik otel, kasabanın pazar yerinin ortasında bir yerdeydi. Köylülüler ise asrımızın bu orjinal aletleri karşısında derhal keselerinin ağzını açmaya hazır vaziyette bekliyorlardı. Aletler kullanılsın kullanılmasın, derhal alıcı buluyordu. Ancak, alan bir daha almıyordu... Hepsi bu kadar.
Sam’in ideali; kasabada ufak bir atelye yapıp, onu geliştirerek insanlığa faydalı alet ve makinalar imal edip, fabrika kurmaktı. Bu aletler pekala para kazandıracak nitelikteydi...
Gece gündüz bu hususta devamlı konuşarak başımı şişirdiğinden,
çenesini kapatmak niyeti ile onun bu fabrika projesine peki demek mecburiyetinde kalmıştım. Ama daha sonraları, bu işe benim de aklım yatmadı değil... Belki de doğru düşünüyordu.
Planlarımızın gerçekleşmesi için çalışmalarımıza hız verdik. Ben uğraştığım bu işi geliştirebilmek gayesi ile mekanik ve luzumlu malzemelere ait kitapları okuyor yeni yeni bilgiler ediniyordum.
İşte o zamanların birinde ve gelecek iyi günlerimizin arifesinde o olay gelip bizi buldu. Bizi değil daha doğrusu gelip beni buldu...
Bir pazar sabahı işi tatil etmiş kasabanın parkına doğru yürümüştük... İlk bahardan yaza geçiş yelleri esiyordu... Çiçekler alabildiğine açmış, bahçelerden mis gibi gül ve leylak kokuları taşıyordu etrafa... Tanrının verdiği nimetleri pek saklamak istemeyen kızlarla doluydu yollar... Bu ufak gezintimizde, günlerden beri kararan ruhumuz engin denizlere açılıyordu sanki... Parkta çocuklar oynuyor, bakıcıları diğerleri ile çene çalıyorlardı... Erkekler ise hafta sonunda çıkan dergileri çevirip çevirip okuyorlardı.
Bir bank bulup oturduk. O bana baktı, ben ona... Gülüştük... Hayatın güzelliğini orada anlamıştık adeta...
Sonra çevremiz ile alakadar olmaya başladık... Ama şimdi hala o alakadar olmaya başlamamıza kızar dururum... Belki de ömrümün sonuna kadar kızacağım...
Onu; bizim oturduğumuz yerin karşısındaki bankta, bacak bacak üstüne atmış, sigarasını tüttürürken gördüm... Bakışlarını yerde gezdiriyor, ayaklarının ucundaki küçük taşları hafifçe tekmeliyordu...
Kapkara gözleri, omuzlarına kadar dökülen siyah saçları vardı... Rüzgarın esmesi ile arada sırada uçuşan entarisinin altından dolgun bacakları gözüküyordu...
Güzel mi güzeldi...
Aptallaşıp kalmıştım.
Gramer kurallarını alt üst edercesine konuştum. Kelimeler ağzımdan, kesilmeye giden bir horozun haykırışları gibi çıktı:
- Vay canına !... Ne güzel... Sam, şuna bak !...
Sam cevap vermekte gecikmedi :
- Anlamadım?
- Yani ne güzel bir kız bu dedim, Sam.
Beni kızdıran bir umursamazlıkla konuştu:
- Kim?... Hangisi?...
- İşte şu... Karşımızda oturan.
Sam, sanki yeni bir buluşunu açıklayacakmış gibi bir poz alarak baktı:
- Hakikaten enfes bir parça, dedi.
- Laf mı senin söylediğin de !... Enfes tabii.
- E... Ne yapalım, Allah sahibine bağışlasın.
Kızdım:
- Hadi oradan... Kıza tutulduğumu anlamadın mı?
Bu sefer şaşırma sırası ona gelmişti:
- Sen mi ?... Sen... Yani ona ... kız... kıza yani...
Bağırdım:
- Bırak ukelalığı... Hemen bu kız ile tanışma çarelerini aramalıyım, hatta aramalıyız dedim.
Akşamları poker oyununa gitmek için sabırsızlanan evli erkekler gibi yalanları ard arda sıralamaya başladı.
- Ben bu işte yokum!... Hem daha şimdiye kadar bir kadınla karşılıklı geçip bu mevzuları konuşmadım. Onların saçları uzun , akılları kısadır derler ama şeytana pabuçlarını ters giydirirler... Hem vazgeç bundan... Başına bela getirir... Hadi yürüyüp gidelim gibi lafları da geveledi.
Elimde olmadan bağırdım:
- Kes be turp kafalı !... Gideceğiz. Gideceğiz ama, onun peşinden. Elbet bir yolunu bulup konuşuruz...
Akabinde geçen zaman zarfında, geceli gündüzlü bu işle uğraştım.
Çalışmalarımı tatil etmiş, Sam’in yalvarmalarına, batacağız, sermayemizi yiyiyoruz, paramız kalmadı, fabrika, imalathane, yolunacak köylüler, hakkındaki nutuklarına ve yalvarışlarına kulaklarımı tam manası ile tıkamıştım. Adeta hasta gibiydim. Hayali gözlerimin önünden gitmiyordu... Kızın evini, çalıştığı fabrikayı, annesini, babasını kimleri varsa öğrenmiş, fakat bir yerde yakalayıp bir türlü konuşmak cesaretini bulamamıştım... Geçen günler kalp atışlarını hızlandırmaktan başka bir işe yaramıyordu...
Sonuçta o planı buldum... Derhal taktiğimi Konserve’ye anlattım. Ancak ben anlatırken elinin ayağının titreyerek buz gibi olduğunu farkettim. Kısacası “ben yapmam “ deyip, işin içinden çıkmak istedi. Sonra gidip buz dolabından iki şişe bira çıkarıp ikisini de acele ile, adeta nefes almadan içti. Güldüm... Neticede razı olacağını kendisi de biliyordu.
İki gün daha geçti... Geniş sermaye, hayat sonuna kadar birlikte çalışma, yepyeni orjinal aletler icat ederek bol para kazanmak hususundaki konuşmalarım sonucunda onu ikna etmeyi başardım. Artık bütün iş, planımızı muvaffakiyetle tatbik etmemize kalıyordu...
Kız; her akşam üstü, çalıştığı fabrikadan çıkarak, yanlız başına, kasabanın öteki ucundaki evine gidiyordu. Hem de hiçbir yere uğramadan. Takip ettiği yol, kasabanın ana caddesi ve onun uzantısı olan dar bir çiftlik yoluydu.
Cadde kalabalıktı. Çiftlik yolu ise; akşamın alaca karanlığında, hemen hemen hiç kimsenin geçmediği tenha bir bölgeydi. Daima; derdimi anlatmakta zorluk çekip heyecanlandığımdan, bu yerlerde kızı bir türlü kıstırıp, konuşamamıştım...
Planımıza göre kız fabrikadan çıktıktan sonra, Sam birkaç gün kızın peşinde dolaşarak onu rahatsız edecek, sonunda bir akşam üzeri, çiftlik yolunda kızı çevirerek konuşma teklifinde bulunacaktı. Sam zaten çirkin bir adamdı... Kızın ona yüz vermeyeceği aşikardı... İşte tam bu sırada ben yetişerek, kızı Sam’in elinden kurtaracaktım... Sonrası güllük, gülüstanlık... Toz pembe olacaktı dünyam... Kızın; yaptığım bu iyiliğimin altında kalmıyarak, bana karşı yakınlık duyacağı aşikardı... Neticede onunla konuşmak basitleşecekti... Böylece her şey yolunda gidecekti.
Sam birkaç akşam üzeri, elinden geldiği kadar, yarım yamalak planımızı tatbik etti. Her sonrasında da, bana rapor veriyordu...
Aradan birkaç gün daha geçti. Anladığım kadarı ile kız , Sam tarafından iyice taciz edilmişti artık.
Nihayette, o zaman gelmişti.... Ben çiftlik yolunda sıra sıra dizili ağaçlardan birisinin arkasına saklanarak onları beklemeye başladım...Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu...
Yapacağım iş zor birşey değildi... Kasabanın en güzel kızını, birkaç dakika sonra Konserve Kutusu Sam’in elinden kurataracak, Sam’ı da gösteriş olsun diye biraz pataklayacaktım... Onu dövmezsem, değerim olur muydu ?... Her ihtimale karşı Sam, yumruklarımdan korunmak için kışın kullandığı kalın pamuklu ceketini giyecekti... Zaten bir gece evvel sabaha kadar, bir yerini acıtmayayım diye yalvarıp durmuştu...
Ben bunları düşünürken, karanlık iyice bastırmış, insanları seçmek zorlaşmıştı...
Birden bire sol taraftan, yolun aşağısından ve beklediğim yerden seslerini duydum... Geliyorlardı.
Ağaçların arasından önde kız, arkada bir erkek karaltısı belirdi...
Biraz yaklaşınca sesleri kesildi... Yüzlerini ise farketmemin imkanı yoktu... Fakat onların olduğuna yüzde yüz emindim... Daha yaklaşmalarını bekledim... Yerimde duramıyordum... Kıza şirin gözükmek için, Sam’a verdiğim sözü tutmayacak, ne olursa olsun onu iyice pataklayacaktım... Zira bu fırsat elime bir defa geçmişti...
Ancak Sam olduğunu zannettiğim arkadan gelen adam biraz topallıyordu... Her halde romatizması azmıştır diye düşündüm... Akşama dinleyeceklerim vardı artık.
Önüme gelince kız arkasına dönerek sert bir sesle:
- Ama bu kadar da olmaz ki!.. İnsan zor durumda kalıyor... Her akşam ayni şey... Gören kasabalı da bir şey var zannedecek dedi...
Kızın bu sert ve öfkeli sesinden anladım ki, Sam vazifesini gayet iyi yapıyordu.
Şimşek gibi ortaya atılarak, sevgilisini koruyan bir şövalye edası ile bağırdım:
- Utanmıyor musun zavallı kızı takip ederek onu rahatsız etmeye?
Arkasından yumruklarımı kaldırarak gardımı aldım. Bir iki ayak oyunu yaparak, okkalı birkaç yumruk vurmak için harekete geçtim ki, sağlı sollu iki yumruk suratımda patladı... Ne olduğunu şaşırdım... Planımızda bu yoktu... Sam’dan da böyle bir şey beklemiyordum... Akabinde diğer yumruklar gelmekte gecikmedi...
Kız çığlığı bastı. Bana vuran ve Sam olduğunu zannettiğim adam:
- Ne diyorsun sen be!... Kız kardeşim ile yolda doğru dürüst yürüyemiyecek miyim? Demek kaç günden beri onu rahatsız eden sendin... O da bana anlatınca bu akşam onun yanında gelerek sizinle tanışmak istedim dedi.
Bağırış çağırışı duyan kasabalılar yanımıza toplanmakta gecikmemişlerdi... Tam manası ile rezil olmuştum... Etraf daha da karardı... Bayılmışım.
Gözlerimi hastahanede açtım... Yumrukların tesiri ile zaten çürük olan öndeki üç dişim de kırılmış, burnum patlıcan gibi şişmiş, suratım tuhaf bir hale dönüşmüştü.
Başımın ucunda Sam, üzüntülü gözlerle bana bakıyordu.
Kısık bir sesle:
- Kızın arkasına takıldım takılmasına ama, biraz yürüdükten sonra, daha ben konuşmaya fırsat bulamadan; yanına, bir ayağı aksak bir adam geldi. Gayet samimi bir şekilde konuşarak yürümeye devam edince, ben de takip etmekten vazgeçtim... Sana da haber veremedim... Meğer kardeşi imiş... Afedersin.
Hastahanede bir müddet yattım...
İyileşince, pılımızı pırtımızı toplayarak, kuzeydeki uzak bir kasabaya doğru yola çıktık...



Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Eylül
1
Uykusuz Ünlüler
Zeynep AkıllıKültür ve Sanat Hikayeleri • 38 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
4
Karagöz İle Hacivat Oğulları
Serdar YıldırımKültür ve Sanat Hikayeleri • 313 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
18
Ozan Öğretmen
Arif ÖdemişKültür ve Sanat Hikayeleri • 429 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mayıs
7
Siyahların Müziği
Zeynep AkıllıKültür ve Sanat Hikayeleri • 430 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
7
Şarlo
Zeynep AkıllıKültür ve Sanat Hikayeleri • 241 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
14
Özel Ulak
Tuncer ŞanalKlasik Şiirler • 92 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Şubat
29
Son Konuşmalar
Tuncer ŞanalKültür ve Sanat Hikayeleri • 339 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
21
Haykırış
Tuncer ŞanalKlasik Şiirler • 126 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Şubat
13
Çırpınış
Tuncer ŞanalKültür ve Sanat Hikayeleri • 413 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
5
Arkadaşlığın Böylesi
Tuncer ŞanalKültür ve Sanat Hikayeleri • 406 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
5
Sıcak
Tuncer SanalKültür ve Sanat Hikayeleri • 6212 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
11
Köprü Altı
Tuncer ŞanalKültür ve Sanat Hikayeleri • 543 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ekim
21
Talihsiz Adam
Tuncer ŞanalKültür ve Sanat Hikayeleri • 535 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
16
Vicdan Azabı
Tuncer ŞanalKültür ve Sanat Hikayeleri • 529 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
18
Şeytana Üç Sopa
Tuncer ŞanalKültür ve Sanat Hikayeleri • 512 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Arkadaşlığın Böylesi, Arkadaşlığın Böylesi hikayesi, Arkadaşlığın Böylesi hikaye, Arkadaşlığın Böylesi nedir?, Arkadaşlığın Böylesi hakkında bilgi, Arkadaşlığın Böylesi hikayeleri, Tuncer Şanal hikayeleri, Arkadaşlığın nedir, Arkadaşlığın hikayesi, Arkadaşlığın hikayeleri, Böylesi nedir, Böylesi hikayesi, Böylesi hikayeleri,

edebiyat

Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası


Yeniler
Yeni Hikayeler Yeni Denemeler
Yeni Şiirler Yeni Makaleler
Yeni Yorumlar

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Hapınızı Yuttunuz Mu?
Erol Sunat
Geldi!

Sezer Nişancı
Coğrafyam Karıştı

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Debt Help | BabbFest | Mortgage Calculator | Mortgage Calculator | Facebook Proxy | Video | Arkadaş | Saat