Asiye (4/6)
Karakolda Asiye’nin hikayesini baştan sona dinleyen askerler, şaşkınlık ve hayranlıkla ona bakıyorlardı. Her biri annesini ve memleketini öyle özlemişti ki Asiye onlara memleketin ta kendisiydi şimdi. İçlerinde, gözyaşlarını kontrol edemeyenler bile vardı. O ise kazandığı onca Bilâl’e içi titreyerek bakıyordu. Şimdi anlıyordu terörü de, giden bütün Bilâllerin sebebini de. Namert dediklerinin derdinin, Bilâller değil, vatan olduğunu şimdi öğreniyordu Asiye.
Yaklaşan kamyonların sesiyle, bütün askerler dışarı çıktı. Hepsi arkadaşlarının az kayıpla gelmiş olmaları için dua ediyordu. Ölüm onlar için bile alışılacak bir durum değildi. Aksine, arttıkça alışması ve kabullenmesi daha da zorlaşıyordu. Biraz sonra kamyonlar bahçeye girdi ve durdular. Herkes nefeslerini tutmuş halde ve en kötüsüne kendilerini hazırlamaya çalışarak kasaların örtülerini kaldırdılar. Dört şehit vardı!
Yakalanan teröristleri içeri aldılar. Asiye bahçeye çıktığında kanlar içindeki dört genci gördü. Bütün bahçe Asiye’nin feryatlarıyla yıkıldı. Oğlunu dört kez daha kaybetmenin acısıyla yanıyordu Asiye. Kimsenin ona engel ya da teselli olacak hali kalmamıştı. Belki de ilk kez, o kışlada bir şehit anası ağlıyordu. Dört şehidin de yüzünü sevdi; tıpkı, Bilâl’i eve getirdiklerinde yüzünü sevdiği gibi. Örtüsüyle kanları temizlemeye çalıştı. Gözyaşları şehitlerin yüzlerine doğru akıyordu. Askerlerden biri, ayakta durabilmek için ayrı bir çaba gösterdi ve Asiye’nin yanına gitti. Onu omuzlarından tutup hafifçe çekmeye çalıştı.
"Hadi ana! İçeri gidelim."
Asiye gözyaşlarının arasından seçebildiği kadarıyla baktı gence. Gencin onun sevgisini hissetmemesi mümkün değildi. İçeri girdiklerinde teröristleri görünce Asiye’nin bakışlarında sevgiye dair ne varsa bir anda kayboldu. Teröristlerin ise tek derdi vardı o an için. Ne şehitler, ne Asiye’nin sevgisizliği ya da öfkesi… Hiçbiri umurlarında değildi. Biraz sonra başlayacak pazarlıkta alabilecekleri en iyi şartları düşünüyorlardı yalnızca. Asiye’yi boş bir odaya yerleştirdiler dinlenmesi için.
Askerlerden biri yemek yemesi için onu uyandırdığında akşam olmuştu. Kaybetmiş bir savaşçı gibi ağır ve halsiz adımlarla yemekhaneye geçti. O içeri girdiğinde, bütün askerler ayağa kalktılar. Hepsi Asiye oturuncaya dek selam durdular. Memnuniyetini belirtmek için elinden geldiği kadarıyla gülümsedi. Bütün masalara tek tek göz gezdirdi. Öyle bir masa çalındı ki gözüne, yüzündeki gülümsemenin devam etmesi mümkün değildi. Teröristlerin ikisi, masalardan birinde kelepçesiz olarak oturmuş yemek yiyorlardı.
....................(devam edecek...)
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
|
|
Mozan Aras / 28.03.2008
Gerisini bekliyorum, baştan beri takibindeyim. Toplumsal bir konuda yazar duyarlılığı budur demekteyim.
Saygılar, sevgiler.
|
|
|
Hilâl Akın / 28.03.2008
hainler!...demek geldi içimden
|
|
|
Necla Alptekin / 28.03.2008
Geç saatlerde daha dingin ve sindirerek okuyorum yazılarını. Şu an saat 01.50 ve ben sayfandayım. Çok iyi gidiyor Çiğdem Kutlarım.
|
|
|
Ersin Başeğmez / 27.03.2008
acı ve gerçekler bazen ikisine de katlanmak gerekiyor
|