Asiye (5/6)
Asiye’nin onlara baktığını fark ettiklerinde, birbirlerine bakıp hafifçe gülümsediler ve sonra yine çorbalarını içmeye devam ettiler. Az önce sevgi dolu olan gözler, bu kez öfke saçıyordu dört bir yana. Askerlerin hiçbirinin onunla göz göze gelmeye cesareti yoktu. Bakışlarını, komutanın üzerine kilitledi. Daha fazla kaçamazdı komutan, bakmak zorundaydı, bir cevap vermeliydi; ama verilecek hiçbir cevabı yoktu. Olsa da Asiye’nin bunu anlaması mümkün değildi.
"Bak ana; Allah, kulları ne yaparsa yapsın affeder mi? Ya sen, evladın ne kabahat işlerse işlesin, pişman olduğunda affetmez misin?"
"..."
"Gerçekten pişman olsa, sana sığınsa onu geri mi çevirirsin ana?"
"Yok oğlum, çevirmem her hal; ama bazı kabahatler de vardır ki benim affımın hiçbir hükmü yoktur. Kul hakkını bilir misin oğul?"
"Devlet affediyor ama ana. Devlet, evlatları ne kabahat işlerse işlesin pişman olduklarında affediyor."
"Devletimiz çok yaşasın; lakin o iş öyle değildir komutan oğlum. Bizim Bekir Emice’nin banka borcu var idi. Devlet oğa hiç acımadı. O da pişmandı. Hem de istemeden, kasıtsız ödeyemediydi. Ama devlet gözünün yaşına aldırmadı. Şimdi sorarım oğul, Bekir Emice devletimizin evladı değil miydi?"
"Boş ver ana! Hadi yemeğini ye, soğutma."
"Bu namertlerin olduğu yerde yediğim yemek değildir. Olsa olsa, evlatlarımın kanıdır. Size afiyet olsun komutan oğlum."
Asiye, öfkesi sayesinde bir kez daha gücünü topladı ve masadan kalkıp yemekhaneyi terk etti. Battaniyesiyle birlikte birkaç küçük eşyasını da alıp kimseye hissettirmeden kışladan ayrıldı.
.............
Gece ve soğuk yine ona muhalefet ediyorlardı; ama Asiye için bunların hiçbir önemi yoktu. Soğuk bastırdıkça daha bir hızla yürüyordu. Oğlunu ve gündüz şehit olan oğulların analarını düşündü. Dağların iç yüzünü bilmeyen başka analar da yollara düşecekti onun gibi. Belki canlarından, belki namuslarından olacaklardı. Durdu! Geriye döndü ve geldiği yolu yürümeye başladı. Hemen bitmeliydi yol, ama yürüdükçe uzuyordu Asiye için. Uzadıkça, düşünceleri daha da keskinleşiyordu.
Kışlayı görebileceği, ama kendisinin fark edilmeyeceği bir yere kadar yaklaştı. Beklemeye başladı. İkisini sonsuza kadar orada tutacak değillerdi. Yakın zamanda başka yere göndereceklerinden adı kadar emindi. Sabah olmak üzereydi. Uyku bütün vücudunu sarmıştı artık. Uyanık kalmakta zorluk çekiyordu. Askeri aracın yaklaşmakta olduğunu fark etmesiyle, uykusu birden açıldı. Yerinden kalktı ve kışlaya doğru yürümeye başladı.
....................(devam edecek...)
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
|
|
Ersin Başeğmez / 29.03.2008
zıtlıklar
şehit anası ile şehit katili yanyana
|