Aşka Teğet Geçenler
23 / 9 / 2007 Pazar tarihinde Metehan Köse tarafından eklendi, 787 kez okundu...
“Aşk, en güzel çiçeklerin yetiştiği iklim….Aşk, en canavarları bile munis hizmetkarlar haline getiren iksir…Aşk,kainatın yaratılışında kullanılan maya…Evet aşk,insanda en latif duyguları coşturan hatip…Ve aşk, anlatılamayacak kadar karışık ve daldımı çıkılamayacak kadar engin deniz…. Her şeyin maddiyat itibariyle değerlendirildiği günümüzde ,mana...” Okuyucu Puanı ;
Aşka Teğet GeçenlerAşk, en güzel çiçeklerin yetiştiği iklim….Aşk, en canavarları bile munis hizmetkarlar haline getiren iksir…Aşk,kainatın yaratılışında kullanılan maya…Evet aşk,insanda en latif duyguları coşturan hatip…Ve aşk, anlatılamayacak kadar karışık ve daldımı çıkılamayacak kadar engin deniz…. Her şeyin maddiyat itibariyle değerlendirildiği günümüzde ,mana koybolmaya yüz tutmuş,hikmet unutulmuş ve insan zahiri güzelliğin kölesi olmuştur. Her şey bir yana aşk kadar ulvi bir his bile maddi zevk gibi anlaşılmış ve aşkta maddi bir çıkar gözetilmiştir. Bize de ‘Ah o eski aşklar, nerde eski Leyla’lar, Mecnun’lar’ dedirtir olmuştur.Evet gördüğümüz aşk manzaraları karşısında böyle dememek zaten anormal olurdu. Ne oldu, ne değişti de aşk bu kadar sığlaştı? İnsanlar neden artık sevgiliye beddua eden şarkılar dinliyor? Neden canından çok sevdiğini söylediği sevgilisini yerden yere vuruyor? Neden canını feda edeceğini söylediği sevgilisini en küçük bir zorlukta terk_i yar edip yüzüstü bırakıyor. Burada yaşadığım bir hadiseyi aktarmak isterim. Bir gün arkadaşlarımla beraber şarkı dinliyorduk. Şarkının içinde şu ibare yer alıyordu:’ Sevgilimin günahını alıp cehennemde yansam yerine.’ Bu ibareyi duyduktan sonra arkadaşlara soru sorma ihtiyacı hissettim. Çünkü hepsi aşıktı. Sordum: Arkadaşlar hepiniz aşıksınız değil mi? Onlar da:` Evet` dediler. Ben de tekrar sordum: `Peki aşkınızın günahını alıp yerine cehennemde yanmayı göze alır mısınız?` Biliyordum ki bu uçuk bir soruydu.Ve bunu göze almak bir çoğumuz için imkansızdı.Ama yine de tepkinin ne olacağını merak etmiştim. Dediler ki: `Neden günahını alıp cehenneme girelim ki. O işlemiş günahı biz çekelim cefayı ne güzel alem.` Ben şaşırmıştım. Çünkü bu bir aşık cevabı değildi. Arkadaşlarımın aşka teğet geçtiklerini anladım. Ve günümüzde bir çok genç de bu şekilde aşık olduğunu sanıyor ama ne yazık ki aşka ancak teğet geçebiliyorlar. Mecnun bir aşıktı. Hem de tam manasıyla aşkı yaşayan bir aşıktı. Öyle ki köpeğe çok hürmet ettiğini gören biri sordu: ‘Yahu mecnun neden bu köpeğe bu kadar hürmet ediyorsun?’ O da cevaben: `Bu köpek leyla’nın bulunduğu yerden geliyor. Yani leyla’nın bastığı yerlere basmıştır.bu ytüzden benim için kutsal bir varlıktır artık.’ Bizim aşk bahçemizin bülbülleri saymakla bitmez. Şimdi bir de Mevlana’dan örnek verelim. Şems`e aşıktır Mevlana. ama halk bu beraberliği kıskanır. Çünkü Mevlana artık halkın yanından çok Şems`le beraber olmaktadır. Bu yüzden ayırırlar iki sevgiliyi. Mevlana giden Şems`in peşinden hüzünlere gark olur ve şöyle seslenir halka: ‘Eğer bana şemsi nerede gördüğünü söyleyenve bir haber getiren olursa istediğini alsın benden.’ Günler geçer ve bir gün adamın biri Mevlana’yı görmek ister. Mevlana çıkar karşısına.Adam:’Şems`i falan yerde gördüm, iyiydi’ der. Mevlana da ‘Dile benden ne dilersen’ der.Adam çok değerli olan kaftanını ister. Mevlana da hiç çekinmeden verir. Mevlana’nın evladı: `Baba ne yapıyorsun. Bu adam bir yalancı. Neden verdin?’ Mevlana’nın cevabı çok manidardır: `Oğlum yalan olduğunu biliyorum.O yüzden değerli kaftanı verdim.Eğer doğru olsaydı bütün servetimi verecektim.’ Öyle bir aşık ki aşkından gelecek doğru bir habere bile servetini verecek kadar seven. Yunusumuz vardır bir de. Aşkından dağları taşları aşmış. Aşk dergahına 40 yıl eğri odun getirmemiş. Fuzulimiz, Bakimiz, Karacaoğlanımız ve daha isimlerini sayamayacağımız bir çok aşıklarımız. Bu aşıklar hiçbir zaman sevgiliye beddua etmemiş, sevgilinin yanında terk-i edepten sakınmış,hep güzel sözler söylemişlerdir. Onlar için aşk cefa da olsa aşık olmaktı. Onlar için aşk, sevgili uğruna her şeye katlanmaktı. Ve aşk sevgilinin kakülünün dağılmasındansa kellelerin feda edilmesiydi. İşte onlardı ki bu yüzden tam manasıyla aşıklardı. Aşkı tam ortasından vurmuşlardı. Peki ya biz aşka teğet geçenler için nasıldı aşk? Bir kaç saniyelik zevk, hep gülme, eğlenme, güzel yüz, güzel beden arzusu. Yani nefsin istekleri ve arzuları oldu aşkımız. Ne sevgi ne de sevgili aşkımız artık. Yunus ne güzel anlatır: `Yaratılanı sev Yaratan’dan ötürü.’Bu söz bize gerçek aşıkların aşk kaynaklarını göstermesi açısından önemli bir sözdür. Mevlana da bunu şu dörtlüğü ile anlatır: Haşa dünyada senden güzel sevgili yoktur; Yahutta yüzünü görmekten daha güç bir iş olamaz, İki dünyada da dostum,sevgilim sensin; Nerede bir güzel varsa o da senin ışığındır zaten. Görüldüğü gibi aşk deryasının abideleşen şahsiyetleri aşk kaynağı olarak yüce yaratıcıyı seçmişlerdir.Kaynağını yüce yaratıcıdan alan her şey gibi onlar da ebedileşmişlerdir. Bizim hatamız ise aşkın kaynağını nefsimizden almamız olmuştur. İşte bu yüzdendir ki biz aşka teğet geçerken onlar aşkı tam ortadan vurmuşlardır. Biz sevgililerimizi nefsimizi hoşnut tutmaları için seviyoruz. Bu yüzden de en ufak bir zorluk ve nefsimizin hoşuna gitmeyen davranışlarında kırılıyoruz, olmayacak sözler sarf ediyoruz. Dolayısıyla aşkın temelini oynatıp gittikçe bitiriyoruz. Niyazi-i Mısri bir beytinde sevgiliye şöyle seslenir: Dilerim senden Hüda’ya eyle tevfikin refik, Bir nefes gönlümü senin aşkından etme gel cüda. (Dilerim senden Hüdayı uygun bir dost eyle ki Bir nefes bile aşkından ayrılmayayım.) Burada demek istenen şey şudur:’ evet ben seni seviyorum ama bu sevgimin kaynağı Allahtır. Eğer sen de onu gerçek dost edinmezsen bir gün muhakkak ayrılırız. Neden ayrılırız biliyor musun? Çünkü aşk bir pınardır. Eğer bu pınarın kaynağı ebedi olursa kurumaz ebediyen akar. Ama ebedi değil de mütenahi bir kaynaktan alırsa elbette bu dünya çölünde kuruyacaktır. Kaynağı kuruyan pınarda su olmaz. Demek ki günümüzde aşkın kaynağı nefsimiz olduğundan aşk pınarları dayanmıyor kuruyor. Bunun çaresi gerçek aşıkların hayatlarında saklıdır. Onları ne kadar iyi okuyup tanırsak o kadar gerçek aşka yaklaşacağız demektir. Bizim neslimizin ve gelecektekilerin gerçek aşka ermesi dileğiyle…..
Tavsiye Et :
Ekim
4
Aydede`ye Mektuplar 3 ( Bu Ülkede )
• Özkan Köse • Toplumsal Makaleler • 24 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Eylül
30
Aydede`ye Mektuplar 2 ( Bayram )
• Özkan Köse • Toplumsal Makaleler • 57 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Eylül
28
Eylül
24
İçimizdeki Çocuk Nerede?
• Erol Güldiken • Toplumsal Makaleler • 133 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Eylül
12
Eylül
23
Temmuz
7
Ekim
6
Ağustos
6
Ağustos
6
Eylül
23
Haziran
2
Postacı ve Mektup Kavramı
• Metehan Köse • Hayata Dair Denemeler • 771 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ocak
27
Mayıs
25
Ocak
28 |
![]() |
|
||||||||||||||||||