Asrın Evliyası 16 (son)
31 / 5 / 2008 Cumartesi tarihinde İbrahim Demirkan tarafından eklendi, 264 kez okundu...
“KELEBEK ÖLENE KADAR TIRTIL EVLİYA OLUR"Bizi dünyaya en çok bağlayan şeyler, bizi ondan en çok uzaklaştıracak olanlardır aslında" İbrahim Demirkan-Güzellik okyanusu olan rahmaniyyeti bulan elbette bir serap katre hükmünde olan şu geçici, kararsız, zevale mahkum güzelliğe aldanmaz ey şeyh, kalk ayağa ve Allahu ekber de. Şeyh ayıktı ve titredi. Ama...” Okuyucu Puanı ;
Asrın Evliyası 16 (son)KELEBEK ÖLENE KADAR TIRTIL EVLİYA OLUR "Bizi dünyaya en çok bağlayan şeyler, bizi ondan en çok uzaklaştıracak olanlardır aslında" İbrahim Demirkan -Güzellik okyanusu olan rahmaniyyeti bulan elbette bir serap katre hükmünde olan şu geçici, kararsız, zevale mahkum güzelliğe aldanmaz ey şeyh, kalk ayağa ve Allahu ekber de. Şeyh ayıktı ve titredi. Ama bir türlü zünnarı söküp atamadı. Dünya sevgisi, güzellerin sevgisi onun kalbine içirilmişti çünkü. Onun bu halini gören Arif başladı için için ağlamaya; - Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider. Ey dost senin gibi başı aşktan dönmüş Mevlana Cami ne diyor bak dedi; 1. Yani, yalnız Biri iste; başkaları istenmeye değmiyor. 2. Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor. 3. Biri talep et; başkaları lâyık değiller. 4. Biri gör; başkaları her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar. 5. Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır. 6. Biri söyle; Ona ait olmayan sözler mâlâyâni sayılabilir. Şeyh hakikat güneşini görünce kendinden geçti, zünnarı bir narayla söküp attı, kelime-i şehadet getirir getirmez bayılıp kaldı. -Hadi bakalım Belmando, dedi Hamid. Elindeki senaryoya baktı Cemil. Sonra Hamid’e ve sonra Nazan’a..ve Şeyh San’an’ın başından geçenleri düşündü... her şeyi bırakıp gitsemiydi şu setten. Dağlaramı vursaydı kendini. Kılamadığı namazların yaşadığı dini hayatın içine limon sıkan bir türlü yanaşamadığı şu dünya güzelinin…Bu ne imtihandı Allahım. ‘İşte kız’ demişti Rabbül alemin ‘önüne getirdim’ Buyur ölümlerden ölüm beğen der gibi. Ne demişti Hz. Yusuf (a.s) kendisini Züleyha çağırınca.. Şöyle diyordu ayetler; “- Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve "Haydi gel!" dedi. O da" (Hâşâ), Allah`a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!" dedi. -Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.( Yusuf suresi,23-24.ayetler) Ayette ‘İşaretimizi, burhanımızı görmeseydi az daha meyledecekti’ diyordu peki kendisine gösterilen işaret nedir? Yok. Yoktu işte. Arabası benzinsiz gidiyordu ama bir dünya güzelinin karşısında da hemen diz çöküyordu. Keramet hikâyeymiş dedi hakikaten. Allah dostları, evliyaullah boşuna ‘Müminin istikameti velinin kerametinden üstündür’ dememiş. Evet insan acizdir hatta Hz. Yusuf (a.s.) ayette ne diyordu; ‘Ben kendimi nefsimi temize çıkartmıyorum çünkü nefis hep kötülüğü emreder’. Ama o kör nefis laf dinliyormuydu? Necip Fazıl’ın mısraları geldi aklına birden..o ne özgür bir ruhtu ki nefsin tüm rezaletini ve prangalarını kelimelerin sihriyle çözüp atmıştı. Ne vardı aşktan öte? Ölüm. Ne vardı ölümden öte. Tüm güzelliği veren alemlerin rabbi. ‘Allahım affet biz kulların çok zayıfız’ dedi. Ağlamamak için kendini zor tuttu. Karıncalanan, ağrıyan başına Necip Fazıl’ın mısraları üşüştü; “ Kalk, arkadaş, gidelim Dereler yoldaşımız, Dağlar omuzdaşımız. Dünyayı seyredelim, Şehirlerin dışından. Esmerden, sarışından, Kaçalım, kurtulalım Haydi yürü, bulalım, Kat kat çıkmış evlerin, O çam gözlü devlerin Gizlediği alemi Bir tüy gibi yel alsın, Bir dal gibi sel alsın, Bizden, menhus elemi. Attığımız naralar, Yol açsın karanlıkta. Çeksin bizi mağaralar, Bir derin ormanlıkta. ….. Giden gider, aranmaz. Böyle geçer ömrümüz, Bir gün gelir, oluruz. Haberimiz olmadan. Ve o zaman, o zaman, Hayat neymiş görürsün Bırak, keyfini sürsün, Şehirlerin, köleler Yeter bizi tuttuğu Tükensin velveleler Kalk arkadaş, gidelim İnsanın unuttuğu Allah`ı zikredelim; Gül ve sümbül hırkamız, Sular, kuşlar, halkamız... ‘Tamam mı?’ dedi Hamid. Cemil göz ucuyla elindeki senaryoya baktı, fazla bir diyalogu yoktu ilk sahnede. Nazan’a bağırıp çağıracaktı. Acaba bu onu gözünden düşürürmüydü? Neyse yapılacak başka bir şey yoktu. Senaryo icabı Cemil, filmdeki adıyla Celal ‘benim mavi gömleğim nerede, nasıl ütülemezsin diye hanımı Aslı’ya yani Nazan’a bağıracaktı. Hamid’in mizanseni adeta oynayarak göstermesinden sonra ‘başla’ direktifiyle prova başlamıştı. -Hanım! Hamid hemen araya girdi -Ne hanımı ya ‘Kıız!’ diye sert çık. Rezil olma korkusuyla hemen kendini toparladı Cemil ve göz ucuyla şöyle bir baktı Nazan’a. Gayet rahat, ‘rol icabı ne yaparsan yap ben profesyonelim’ dercesine sedirde oturmuş sözde örgü örüyordu. Ve hala sahneden kopmamıştı. Cemil şaşkındı.Bu ne hırstı ve yavaşça tırstı. ‘Her şey sahte oğlum Cemil, ne işin var senin burada ’ dedi içinden ‘Her şey, şu film, bu güzellik, bu dünya’ -Hazırmısınız, diye ince ve naif bir sesle kendine geldi. Nazan sesleniyordu. Kendisine bakıyordu, gülümsedi sonra örgüsüne döndü. Hamid’in sesi duyuldu -Hadi, sert, sert! Cemil boğazını temizledi ve sedirde oturan Nazan’a dövecekmiş gibi baktıktan sonra -Kıız! Nerde benim mavi gömlek! -Napçaan, yeni yıkadım. -Ütülü değil mi? -Değil. Yutkundu Cemil. Şimdi sıradaki lafları nasıl söyleyecekti. Yenilir yutulur cinsten değildi. Hayatta hep böyle çelişkilerle dolu değil mi anasını satim diye salıverdi kendini Nazan’ın üstüne. -Hayvaan! Sana ütüle demedim mi? -Ben ne bilim. Başka gömlek mi yok? -Bana bak gııız! Hamid araya girdi, -Bağır ya bağır ne öyle süt kuzusu gibi..Sınıfta çocuklara bağırmıyor musun? Sonra yanına gidip yumruk vuracakmış gibi yap, Nazan, sende hemen pıs. Bağırırken yanına gideceksin vuracakmış gibi yapacaksın. Okey ? Cemil yutkunarak başıyla tasdik edebildi. Heyecandan ‘Tamam’ bile diyememişti. -Hadi öyleyse, başla. Cemil var gücüyle bağırdı, -Seviyorum ulan seni, köpeğin olurum senin, o kara gözlerine aşığım, bitirdin beni, bitirdin. Yutkundu. Sette herkes şaşkınlıkla kendisine bakmıyordu çünkü bu Cemil’in bir anlık hayaliydi. Ama bu sözleri söylemek içinde neler vermezdi. Düldül’ü mü? Yok canım o kadar da değildi tabi. Yüzünü ekşitti ve rolüne Hamid’in tabiriyle kene gibi asıldı, -Bana bak ulan! Kahpee! Nazan sedirde sindi. Hamid’in sesi sahnedeki gerilimi dağıttı, -Helal, işte böyle, aferin. Nazan gülümseyerek Hamid’e baktı. -Ay valla korktum. Gerçek gibi. Cemil ‘Eyvah kız beni maganda zannedecek’ diye telaşlandı ve hemen söze girdi. -Yok şey Nazan hanım ben böyle sert birisi değilimdir de... -Canım siz de… biliyoz. - E biliyosunuz da yani mesela ben şey hani mesela bir hanımım olsa değil vurmak bağıramam bile.. Cemil bu sözü söyledikten sonra utandı. Hamit’e doğru baktı, bir şeyler soracaktı ama Hamit elindeki senaryoyu karıştırmakla meşguldü. ‘Şu sahneyi de halledelim, yarın çekime başlıyoruz’ dedi. Prova bitince herkes yetişmeleri gereken önemli ve acil işleri varmış gibi toparlanmaya başladı. Nazan da ağır ağır hazırlanıyor bir yandan da Hamit’e performansını soruyordu. Cemil’se aptalca hatta belki avanakça öylesine izliyordu ikisini. Konuşacak bir şey bulamadı ve öylece ayrıldı oradan . Kırılgan bir yaprak gibi süzülerek evine gitti. Bütün bir akşamı ve geceyi evde uyumaya çalışarak geçirdi. Sırf şu aşk-meşk,Nazan-mazan işlerini düşünmemek için. Ama tam tersine sırf bu işleri düşünerek geçmişti vakit. Şu camideki adam onu aradan mı çıkartmaya çalışıyordu yoksa, evet. Şu kırcıl bıyık, şu muhbir.. ‘Neyse’ dedi, çekimler bugün başlıyordu, orada ne yapacaktı asıl. Nazan’la yakınlaşması adeta kaçınılmazdı. Ona açılsa mıydı..? Hangi anlamda yani. Yoo, ona açılması imkânsızlaşmıştı artık. Sanki eskiden çok mümkündü de.. Ve birden kendi kendisine alaycı bir ifadeyle sırıttı; acaba, Aslı’yla karı- kocayı oynayacaklarını duydukları zaman, ne diyecektiler asıl. Şu Hayran taifesi.. Evet, “hayran”.. Ya da zaten.. bunu duydukları için bu laflar çıkmıştı, doğru ya. Hatta belki de ciddi ciddi, “evlenecekler” diye yansımıştı onlara.. Allah, Allah.. E film çekilirken ne olacaktı o zaman. Gelip de şahit olacak halleri yoktu herhalde. Artık pankart mı açardılar, linç mi ederdiler. DİKKAT SAPIK VAR. Ya da ne bileyim YAKIŞIKLI DAMAT. Duruma göre.. Hatta eğer iyi bir oyunculuk çıkarır da mesela meşhur falan olursa YA YA YA ŞA ŞA ŞA DAMAT DAMAT ÇOK YAŞA. Heheheheheh.. Bu camiyi, bu ihtiyarları, ne yapmalıydı ya. Ne yapacaktı, Allah’a havale edecekti, yapacak bir şey yoktu. Ve gelelim öbür zırtapoza.. Evet, belki de oğlunu moğlunu düşünüyordu Nazlı’ya, neden olmasın. Ve onu aradan çıkartmak istemişti doğal olarak. Hatta belki de oğlu bile değildi, bırak oğlunu, akrabası bile olmayabilir.. Bu çöpçatanları iyi bilirdi, iki taraflı çalışırdılar. Bir tür siyasetçi gibi.. Bir; kızı oğlana ikna. İki; rakipleri ilga.. Ve öylesine tanıdıkları biri için bile, yapabilirdiler bunu. Eğer yeterince safsa.. E evlendirmiş olacaktı adamı, daha ne olsun. Bundan büyük borç mu olurdu. Sonra bir ömür boyu, rahat rahat sömür.. Ben yaptım, ben yaptım de, yumurta küfesini yükle.. Bir sülük için bundan ala şey mi olur. Yok, karısına naylon çorap mı ne giydiriyormuşmuşmuş da.. Çok gizliymiş de.. Hayran’ın torunu bile olmayabilirdi ya, her şeyi bırak. Evet, bu bile.. Küllün yalan bile olabilirdi bunlar, hepsi. Herifi gözünün önüne getirdi bir an. Bir paronayağın masalları bile olabilirdi her şey, evet.. -O nasıl olacaktı ya. E belki de Hamid’i sevmiyordu adam ve filmine engel olmak istiyor..Meselası mı var. Bu işin aslını da kimden öğrenebilirdi acaba ya. Birden uzandığı yerden doğruldu. Yani kalkmadı ama doğruldu, boynu tutulmuştu, uzan uzan.. Hacı Faik, evet, uf boynum, Hacı Faik.. Evet ama, nasıl soracaktı, ne diyecekti. Off.. Ve artık tamamen kalktı ve yürümeye başladı. Gitti raftan senaryoyu aldı. Şöyle bir baktı. İştahla mı okumalıydı iştahsız mı, kararsızca bakındı durdu. Evet, şu Hacı Faik.. Bir şey bilmesi gerekiyorduysa söylerdi o zaten. Ona bir şey sormaya gerek yoktu . Neyse ben kendi işime iyi bakim gerisi kolay diye düşündü. İyi bir oyunculuk çıkardı mıydı, tamamdı, ne düşünüyordu. Nazan’ı da alır, ihtiyarları da susturur, her şeyi de yapardı. Bütün kozlar onun elindeydi aslında. Ne başkasını düşünüp de moral bozuyor.. Doğru.. Gerçi kıza biraz bağırıp çağırması gerekecekti ama.. rol icabıydı o da. Hatta iyi bağırmalıydı yani, kızı almak için. Nasıl da her şeyi düşünmüştü be, kader. Nasıl da.. Ve elinde senaryo, pencereye doğru yaklaştı. Tül perdeyi araladı ve birden başka bir moda geçti. Düldül, evet.. Ona baktı, bir müddet. Branda, mranda çekilmiş, sanki mahkumdu. Sanki başka biri park etmişti onu oraya. Terkedilmiş.. nazlı bir gelin gibi duruyordu oracıkta. Yabancı, mahzun.. Yok camiymiş, ihtiyarlarmış, Nazanmış ya da senaryodaki adıyla güzeller güzeli Aslı’ymış(Güzeller güzelini kendi eklemişti elinde olmadan, aşıktı ona, aşkını inkar edemiyordu artık,tutamıyordu kendini) Aslıymış.. bir an utandı kendisinden. Yani, varsa yoksa kendi meseleleriydi, biraz da şu etrafına baksın.. Hemen giyindi ve dışarı çıktı. Henüz sabah olmuştu. Alacakaranlıktı. Bir çırpıda brandayı kaldırıp attı arabanın üzerinden. Ve şöyle bir baktı ona, eski bir dosta bakar gibi. Hakikatten de uzun zaman olmuştu, şaka maka. Anahtarı çıkardı cebinden ve kapıyı açtı. Besmelesini çekerek bindi. Ve bir müddet şoför koltuğunda, öylece hiç bir şey yapmadan oturdu. Nasıl da bu kadar ihmal etmişti onu. Kontak anahtarını takıp çevirdi. Sadece ufak bir sabah gezintisi olacaktı. Deşarj falan olmak için sadece. Ve de asıl, dertleşmek için.. Belki fırından da ekmek alırdı, şöyle geçerken sıcak sıcak.. Ya da.. şu eczanenin önünden geçerdi kim bilir, onu dükkanını açarken görmemişti hiç.. Belki Rıfat’ın Yeri’ne uğrardı ve demli bir çay içer, belki şehri şöyle baştan başa bir turlar.. Belki o acemiliğinde takıldığı kızıltepeye çıkar.. Belki sadece tekrar görmek için.. Belki, belki, belki..ama çalışmadı. Evet, çalışmadı. Ve bir daha çevirdi anahtarı ve bir daha ve bir daha ve bir daha.. Bu sefer gaza daha bir yüklenerek bir daha çevirdi. Yok, arabada en ufak bir kıpırtı, en ufak sarsıntı bile olmadı ama içinde hala ümit vardı, çalıştı, çalışacaktı..Ve bir daha ve bir daha ve bir daha..Ama hayır, yoo, çalışmadı. Eli acımıştı artık anahtarı çevirmekten... benzin ibresinin dibe vurduğunu gördü… sessizce ağlamaya başladı. SON Not: Şeyh San’an hikayesi eldeki kaynaklara sadık kalınarak hazırlanmış sadece Şeyh San’an’a nasihat eden ‘Arif’ (Bilge) karakteri eklenmiştir.
Tavsiye Et :
Eylül
7
Eylül
2
Alışkanlıklar Ah Alışkanlıklar
• Nail Asarkaya • Toplumsal Hikayeler • 55 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Eylül
1
Ağustos
28
İkisinin Arası Beş Dakika
• Tevfik Tekmen • Toplumsal Hikayeler • 89 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
9
Temmuz
24
İbni Fadlan`dan 13savaşçı Filmine2
• İbrahim Demirkan • Tarihsel Makaleler • 89 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Temmuz
24
İbni Fadlan`dan 13savaşçı Filmine1
• İbrahim Demirkan • Tarihsel Makaleler • 102 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
12
Tevhid Denizinden Bir Katre
• İbrahim Demirkan • Klasik Şiirler • 137 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Mayıs
31
Asrın Evliyası 16 (son)
• İbrahim Demirkan • Toplumsal Hikayeler • 265 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mayıs
29
Mayıs
7
Mayıs
31
Asrın Evliyası 16 (son)
• İbrahim Demirkan • Toplumsal Hikayeler • 265 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
24
Mayıs
13
Nisan
24 |
![]() |
|
||||||||||