Asrın Evliyası13
Özet: 30’lu yaşlarda bekar bir öğretmen olan Cemil aldığı arabanın benzinsiz gittiğini gördükten sonra yavaş yavaş bunun bir keramet olduğunu düşünmeye başlar.Bu yüzden de bin bir türlü soru ve şüpheler içerisinde dindarane bir hayata doğru yol alır.Fakat karşısına çıkan eczacı güzel bir kız ve sinema meraklısı öğretmen arkadaşı Hamid’in ‘filmimde oynayacaksın’ zorlaması onun kurmaya çalıştığı masum dünyayı yıkmak üzeredir.
BEN ATEŞTEN DENİZLERİ MUMDAN KAYIKLARLA GEÇTİM
Gazetedeki bir haber Cemil’i şaşırtmıştı. Haber benzin kaçakçılığı ile ilgiliydi. Doğudan kaçak benzin getiren kamyonların yerine artık binek arabaları kullanılıyormuş. Sebebi de Irak yönetimi sınırdan geçen kamyonlara ayda bir defa izin verdiği için o işi yapanlarda artık binek arabalarının sağını solunu depo yapıp her gün sevkıyat yapıyorlarmış. İlginç bir haberdi. Acaba kendi arabası da benzin sevkiyatı için modifiye edilmiş bir şahesermiydi. Dışarı çıktı. Arabanın sağına soluna baktı. Yok. Depo filan yoktu.Zaten olmadığını biliyordu ama yine de baktı son kez emin olmak için. Koltukların altına baktı arabanın altına hatta aynalarına kadar yoktu.Yok,yok yok. Gerçi sanki bulsa üzülecekti hani keramet elden gidecek diye. Kendine çok büyük bir mutluluk veren bu olay hayal olup gidecekti ve aptallığına gülecekti Ama İslamiyeti yaşamak için illa keramet mi göstermek lazımdı kardeşim ya illa yüce Allah’tan olağanüstü şeyler mi verilmeliydi kendisine.Adam gibi yaşa işte. Geçen ‘Son Peygamber’ kitabında okumuştu. Peygamberimizin en büyük mucizesi Kur’andır diye. Şakk-ı kamer yani ayın ikiye bölünmesi muzicesi vardı hatta daha hayret verici daha olağanüstü başka mucizelerde vardı peygamberimizin parmaklarından suyun akması avucuna aldığı taşların tesbih etmesi ağaçların ona selam vermesi gibi ama o tip mucizeler sadece o zaman yaşayanlara mahsus hissi mucizelermiş.Fakat Kuran daimi akıllarda ve dillerde devam eden bir mucizeymiş.Hasılı velkelam aslolan ilimmiş. ‘Doğru’ dedi ‘ şurada evliyayız arabamız benzinsiz gidiyor diye kerametimizle böbürlenirken haşa sümme haşa karşımıza çıkan bir kıza anında abayı yaktık’.Gerçi aba yakmak eskiden dervişle için kullanılan bir tabirmiş. Allah aşkından kinaye.Yani kalbi gönlü öylesine Allah aşkıyla doluymuş ki sarılıp büründükleri aba o aşktan yanık dururmuş Şimdi kendi yaşadığı aşka..mı yoksa bela mı..demeliydi düşündü de utandı. ‘O kutsiler kervanı nerede sen nerede oğlum Cemil’ dedi. Geri eve döndü ve kaderin karşısında insanın acizliğini en güzel veren mısralara sığındı.Gerçi içindeki bir ses ‘Kuran oku hadis oku bunlar seni daha rahatlatmazmı?’ diye de bir ikilemi yaşatmıyor değildi ama bizzat peygamber de kendi şairi Hasan b. Sabit’i müşriklere karşı şiir söylemesi için teşvik etmiyordu .E o zamanda Kur’an ve bizzat peygamberin kendi nasihatları olduğuna göre.. Ağlamamak için kendini zor tuttu. ‘Allahım ne oluyor bana deliriyormuyum. Bu ne çelişki bu sorgulama bu ne mükemmele ulaşma arzusu ki beni her yerde bir çıkmaza sokuyor.Ah Nazan ah dedi. Karşıma önceden çıksaydın… E çıksa ne olacaktı. Birden başka bir ses devreye girdi daha üst bir makamdan daha amirane konuşan bir sesti bu; ‘Arkadaşım seni çıkmaza sokan nedir’ diyordu ‘pişman olduğun nedir?’ ‘Neyse’ dedi birden bire Cemil kendi kendine ‘boş ver’ . Cezeri’nin divanını aldı. En çok okuduğu 18.gazelin sayfasını açtı, sayfanın kenarları okunmaktan yıpranmış kararmıştı. O her zaman içinden hayal ettiği davudi bir sesle okumaya başladı;
18.Gazel
Sesini duyup cevap veren yoksa şikayet ne yapsın
Yerine ulaşmayan beyhude feryat ne yapsın
Kaderde Şirine ulaşmak yoksa eğer
Ferhat pazusuyla Rüstem gücü ne yapsın
Her fiil ve eser bir fail ister elbette
Ustası olmayan demir ocağı ne yapsın
Cevher ocağı ne yapsın şayet cevher temiz değilse
Basiretten nasibin yoksa ecdadın şerefi ne yapsın
Her taş ve çamur hekimin tedbiriyle dönüşür mü hiç altına
Kabiliyet yoksa üstadın himmeti ne yapsın
Aşk şarabıyla mest olanın şaraba ihtiyacı yok
Menziline varmış kimse için evrad ne yapsın
Gönlü yakıp tutuşturan bir cezbe olmalı Haktan ey Mela !
Ezel canibinden hidayet yoksa eğer irşad ne yapsın
Şimdi rahatlamıştı işte.Yeteneğin yoksa kader ne yapsın. ‘Kaz yavrusu dünde doğmuş olsa deniz suyu onun göğsüne gelir’ demiş Mevlana. Yani bazı şeyler doğuştan ihsan edilir insana. Ne yani şeyh çocuğumu olarak mı doğmak lazım İslamı yaşamak için.. Bu nasıl mantık. Olur mu öyle şey canım. Hani derler ya ‘Fakirlik kader değildir sadece kalıtsaldır’ Tövbe estağfirullah şimdi de Allah’a mı isyan. Bu ne kifayetsizlik bu yeteneksizlik.Yok hani Farsça bir laf varmış ‘Dadı hak rakabiliyyet şartı nist’yani ‘Hak vergisi kabiliyet gerektirmez’ diye. Hadi diyelim senin dine,İslam’a yeteneğin yoksa….Hoppala tam rahatlamışken.Durdu ve kendini kurtaracak bir şeyler düşünmeye başladı. Bunlar şeytanın vesvesesi olmalıydı. Kendisini sağlama almalıydı doğru düzgün bir istikamete yönlenmeliydi. Evet dedi doğru ya ‘Müminin istikameti velinin kerametinden üstündür’ demiş bir evliya. ‘Müminin istikameti velinin kerametinden üstündür’.Evet,mesele buydu işte bu.Uçma kaçma değil adam gibi adam olma, adam gibi dinini yaşama. Düşünün ki bunu söyleyende keramet sahibi bir evliya.Hani peygamberimizin bir hadisi vardır; İbadetin az ama devamlı olanı makbuldur. Bu ne demek yani istikametli ol az da olsa hak yolda yaptığın işlerden vazgeçme. Öyle bir gün coşup başka bir gün sapıtma. Şu zamanın insanı öyle mi. Ne kadar maymun iştahlı.Gülmemek için kendini zor tuttu. ‘Ulan asıl maymun sensin be’ dedi.Bir gece önce Allaha yalvarır bir gün sonra günahların peşine düşersin.Hani tamam aşık olmak sevmek günah değil evleneceksen helalinden ama bu kız namaza nasıl bakar sonra ‘bak ben keramet sahibiyim bu araba benzinsiz gidiyor’ dese deli mi der, güler mi dalga mı geçer. ‘Amaan yeter be’ dedi ‘Ne olursa olsun.Şu film işini halledelim her şeye bir çeki düzen vereceğim’. Saate baktı. Daha ezana vardı. ‘Yavaş yavaş camiye gidim bari’ dedi ve namaz için abdeste kalktı. (Devam edecek)