Asrın Evliyası14
Özet: 30’lu yaşlarda bekar bir öğretmen olan Cemil aldığı arabanın benzinsiz gittiğini gördükten sonra yavaş yavaş bunun bir keramet olduğunu düşünmeye başlar.Bu yüzden de bin bir türlü soru ve şüpheler içerisinde dindarane bir hayata doğru yol alırken yakın arkadaşı Hamid çekeceği bir filmde Cemil’e zorla bir rol vererek oynamasını ister.Ama asıl sorun Cemil’in karşısına çıkan kasabada yeni bir eczane dükkanı açmış Nazan adında ki güzel bir kızdır.Cemil bir öğrencisinin velisi olan Nazan’a aşık olur ama tam dünyadan vazgeçip dindarlaşırken bu güzelliğin karşısında ne yapacağına bir türlü karar veremez. Üstüne üstlük bir de sürpriz bir şekilde Nazan`la aynı filmde karı-kocayı oynayacaklarını öğrenir. Artık bu çelişkiler yumağından nasıl kurtulacağını kendiside bilememektedir…
KADER ADALET EDER BEŞER ZULMEDER
Sonraki birkaç gün, Hamid’le çarşıda, sağa-sola gidip film için ön hazırlıkları yapmaya başladılar. Heyecanla Nazan’la oynayacakları sahneleri beklemeye başlamıştı.Ve bu arada iyice düşünmüş etmiş sonunda Düldül’ün üstüne brandayı çekmişti. Evet.. onu kullanmayacaktı artık, ne olursa olsun... Şu film işleri bir aradan çıksın. Gerçi bir düğün sahnesi olacaktı hatta o sahnede de bir düğün arabasına ihtiyaç olacakmış.. E gariban yönetmen Hamid’de senin arabayı kullanacağız deme lütfunda bile bulunmamıştı ama Düldül’den başka alternatif mi vardı.
Ve gelelim; şu Nazanla rol icabı hani öylesine de olsa evleneceklerdi, evet.
Hatta belki de, öylesine de olmazdı.
Henüz görüşmüyorlardı gerçi ama, görüşeceklerdi de yani eninde sonunda. Artık kapı açılmış.. Belli mi olur kader ağlarını örüyor..Hayali bile tatlıydı. Yüzüne bir gülümseme yayıldığını hissetti. Birden ezan sesini duyunca içini bir pişmanlık kapladı. Allahın işlerini düşünmekten bir kızın güzellini düşünmeye he? Utandı kendinden. Adeta kendini affettirmek için hemen caminin yolunu tuttu.
Huşu içinde namazını kılıp camiden dışarı çıkarken, devamlı cemaate gelen ve ihtiyarların içinde en genci sayılabilecek, ekose gömlekli, orta boylu, kırçıl bıyıklı ve yeni emekli olduğunu tahmin ettiği, takkeli bir adam, gülümseyerek, neredeyse dişlerini gösterecek kadar hem de.. yavaşça koluna girdi ve onu sürüklemeye başladı.
-Allah kabul etsin.
-Ee sizinkini de.
-Delikanlı maşallah sık sık geliyosun. Çok iyi.Dün baktım, dernek başkanı da senle konuşuyodu, caminin.
Ne diyordu bu adam ya. Cemaate falan mı götürecekti onu yoksa. Yani cami cemaatine değil de.. sosyolojik cemaate.
-Nasıl?
-Şu Hacı Hayran var ya?
-Ha! Evet?
-Bi şey mi dedi sana?
-Yoo.
-Emin misin?
Gel de yani, bu soruya mantıklı bir cevap ver’di.
-Eminim.
-E peki sana bi şey söylesem aramızda kalır mı?
Bir an tereddüt ve şaşkınlıkla durabakakaldı, Cemil.
-Ney?
Adam çok gizli bir şey söyleyecekmiş gibi şöyle etrafına bakındı ve kısık sesle..
-Seninle bi konuşmamız lazım.
-Ne lazım ! ?
-Konuşma, konuşmamız.
-Haa, buyrun.
Cemil, artık şaşkınlıktan ötürü, adamın söylediklerine doğru düzgün bir cevap veremez bir hale gelmişti, neyin nesiydi bu be. İyi bir şey mi söyleyecekti, kötü mü, bari onu belli ederdi insan.
-Seçimler de yaklaştı
-Ne?!
-Seçimler, seçimler diyorum. Yani mahalli seçimler
-Evet. Siyasetle pek ilgim yoktur da.. Haaaaa. Buranın oluyo mu seçimleri
-Nerenin
-Caminin ,dernek var ya
-Oluyo da göstermelik şeyler onlar ya
-Evet . Neyse siz buyurun ne diyecekseniz.
-Ha peki.Yalınız konuştuklarımız aramızda kalacak. Kitabıma imanıma der misin?
-Derim derim de ne oldu ki böyle?
-Bak şimdi burada bastonuna tutuna tutuna (bir yandan da taklitlerini yapıyordu) gelenler var ya, birkaç ihtiyar işte. Geçen kulak kabarttım, utanmadan senin lafını yapıyorlardı. Hem de camide yani, düşün.
-Camide mi..(Neden bahsediyordu ya, bu adam)
-Camide evet, dedikodu olur mu hiç? Yani, haşa, bunlarınki din değil, oyalanma. Gelinleri, karıları eve koymaz, bunlar da gelir buraya seni, beni çekiştirir. E nolacak kahveye gitse oyunda taşını çalarlar, gözü görmez.(ve yine taklitlerini yaparak söylemişti bunu)
Ve adamın şu taklitleri de baya iyiydi yani. Yoksa rol kapmaya falan mı çalışıyordu aslında. ‘Yok, yönetmen ben değilim abi’ diyesi geldi bir an ve gülesi.. İşin ciddiyetine rağmen, evet..
-Ne oldu ki tam anlamadım?
-Bak ben sana bi şey söylicem ama benden duymamış ol.
-Yok siz söyleyin, buyurun.
-Senin için şey diyolar.
-Ney?
-Şu Hacı Hayranın torunu var da.. sen camiye onun için geliyomuşsun. Terbiyesizliğe bak. O kızı alıp, onun malına mülküne konacakmışsın.
-Nee. Allah Allah.hıhh
Beyninden vurulmuşa dönmüştü evet, Cemil. Önce şaka mı ya demiş ama adamın tir tir titrediğini görünce de.. Ne diyordu bu adam ya. Camiye, kız tavlamak için geldiğini falan mı söylüyordu. Yoğun bir öfke kaplamıştı içini, evet. İftiraya bak’tı ya. Dişini sıktı, yüzünü ekşitti ve ‘nerde bu it oğlu it’ demek geldi içinden. Ama dur bakalım, bu herif de yalan söylüyor olabilirdi pekala.
-Kim dedi bunu? El insaf. Müslümanlık bu mu?
-Hacı Hayran işte, bir kaç arkadaşı.
-Hacı Hayran mı? ?
-Evet
-O mu dedi?
-Hee. Bi kaç arkadaşı filan işte. Niyet sorgucusu ya, bunlar.Benle de uğraşmışlardı camiye ilk geldimde. Bak Allah kuru iftiradan sakındırsın, ben hanımıma hep uzun pardesü giydiririm ve bunlar ne dedi biliyo musun. Allah’tan korkmadan, kuldan utanmadan.. Neymiş, ben ona etini gösterten ince çorap giydirmişim de...Tövbe tövbeee, kendi evlerine bakmazlar...
-Bu var ya düpedüz iftira. Ben Hacı Hayran’ı filan bilmem. Hem kızı kim? Onu hiç bilmem, ne kızı, daha kızı oldunu bile bilmem valla
Ve bir an, kenarda ikişerli üçerli halka yapmış kendi aralarında konuşan ihtiyarlara doğru baktı. Ve onlar da ona tabii..
-Kızı değil çıplak bi torunu var. Şu eczacı kız.Yeni açtı ya, ecza dükkanı var.
-Estağfirullah.
Bir daha beyninden vurulmuştu işte. Daha doğrusu asıl şimdi vurulmuş..
Neyin nesiydi bu ya. Aslı.. Astarı.. Bu milletin nasıl böyle her şeyden haberi oluyordu. Kimseye tek kelime etmemişti daha. En ufak renk vermemiş.. Demek ki insanın beynini okuyanlar vardı resmen ve hayır, bunlar evliya mevliya da olamazdı, kesinlikle. Yuh..
Ve suskunluğu adamı huylandırmasın diye de, küfürlü müfürlü bir şeyler saydı hemen ve ayrılıp gitti. Yani, huylanırsa da huylansındı; hemen... Beynini, meynini okuyanlar vardı, durup da bununla mı uğraşacaktı. Hacı Hayran’ın torunuymuş ha.. Neyin nesiydi ya bu işler. Hızla yola indi ve tam gaz eve doğru yollandı.
Evet, bu iş de burada bitmişti. Filmmiş.. Nazanmış bu kadar yanlışın içinde sonuç doğruydu işte bu asıl ibret alınacak tam hayretlik bir olaydı. Geçen okuduğu kırmızı bir kitapta diyordu ‘Beşer zulmeder kader adalet eder. Sen gizli bir cinayet işledin hakimse masum olduğun bir suçtan ceza verdi sana, işte adalet yerini buldu’ Yoksa bayrak mı açsaydı ya, bu yobazlığa karşı. Evet, doğru ya. Neden hemen pes ediyordu. Hem Nazan yanında olurdu. Büyük ihtimalle..
-Yok ya, sen de..
-Neden olmasın.
Çarşıdan başı önüne eğik geçerken Hamid’in sesini duydu. Neşeli bir ses tonuyla onu çağırıyordu.Döndü.Yanında kısa boylu, gözlüklü dikkat çekici bir deri ceketi olan birisi vardı.Kameramanmıydı acaba?
-Neredesin ya? Tanıştırim. Sedat. Hani tantana rıza var ya.
-Haa.. Şu senaryoda ki..
-Hayırdır durgun gibisin.
Sedatla tokalaşırken anladım ki bana hafiften sırıtarak bakıyordu. Sanki gülmemek için kendini zor tutuyordu.
-Memnun oldum.Cemil.(Hamid’e dönüp sorusunu cevapladı)Yok ya bir şey yok.
Sedat ‘Biliyorum’dedi.
Cemil şaşırdı Sedat’ın kendisini tanımasına.
-Hamid bahsetti sizden. Sizin maceralarınızdan.
Hamid Sedat sanki ağzından bir şey kaçıracakmış gibi hemen lafa atladı.
-Hadi gidelim bizde bir yemek yiyelim. Buraların lokantası berbat yoksa seni lokantaya da götürürdük.
-Yok canım biz buraya çalışmaya geldik yiyip içmeye değil.
-Giderken filmi çekeceğimiz mekanları da gösteririm sana. Hadi,hadi…
(Devam edecek)