Asrın Evliyası5
24 / 4 / 2008 Perşembe tarihinde İbrahim Demirkan tarafından eklendi, 235 kez okundu...
“EVE GİDEN YOLAkşam eve girdiğimde günlerdir bin bir türlü zahmetle hazırlayıp her gün peynirini tazelediğim kapanın boş olduğunu görünce yüzümü ekşittim.Bu fareyi mutlaka yakalamalıydım.İki oda bir ara mutfak,tuvalet ve banyodan oluşan bu evde iki yıldır oturuyordum.İnsanlardan ,çarşının gürültüsünden, az da olsa, kaçmak için kıyıda köşedeki bu ...” Okuyucu Puanı ;
Asrın Evliyası5EVE GİDEN YOL Akşam eve girdiğimde günlerdir bin bir türlü zahmetle hazırlayıp her gün peynirini tazelediğim kapanın boş olduğunu görünce yüzümü ekşittim.Bu fareyi mutlaka yakalamalıydım.İki oda bir ara mutfak,tuvalet ve banyodan oluşan bu evde iki yıldır oturuyordum.İnsanlardan ,çarşının gürültüsünden, az da olsa, kaçmak için kıyıda köşedeki bu taşlarla örülü yarı betonarme evi tercih etmiştim.Çok eski bir evdi.Buralarda bir zaman bir çok binaya imza atmış olan ermeni ustalarca yapılmış olma ihtimali yüksekti sonradan yılar geçtikçe tamirlerle değişmişti.Kirasıda sudan ucuz.Şehirde sahibini tanımadığım bir numaraya parasını yatırıyorum.Odama aynı zamanda da salona geçtim.Kapının arkasındaki boş askılığı aldım.Üstümü çıkarttım. Ceketimi ve pantolonumu, fare pisliği var mı gibisinden etrafımı ve yerleri şöyle bir kolaçan ederken, çıkartıp askılığa itina ile yerleştirdim,üstüne gömleğimi.Gömleğin bir kolu içine katlanmıştı.Düzelttim.Kravatımı askılığın boynuna taktım.İki odalı bu bekarhanemde mutfak,banyo ve müştemilat tamdı. Duvarlar şampanya rengi.Allah affetsin şimdiki aklım olsa ya açık yeşil ya da beyaz yaptırırdım.Televizyona doğru baktım.Kestiğim kablosu öylece duruyordu.Düzgün bir müslümana televizyon yakışmazdı ama hastalık olduğu için elim ister istemez kumandaya gidiyordu bende kızıp kablosunu kestim, kurtuldum.Televizyon kesinlikle bağımlılık yapan bir hastalık.Özellikle bizim milletimizde televizyonu kapatma diye bir mefhum yok.Kanallarda iyi bir şey olmasa da en az kötüyü seçerler.Aynı durum bendede oldu, yıllarca vaktimi harcadım.Halbuki kitaplar insanı diri tutuyor.,dinçleştiriyordu.Kitaplığım yavaş yavaş büyüyordu.Çarşıdaki birkaç kitapçıdan aldığım kitapları bitirdikten sonra müftülükten gidip işime yarıyacak ne kadar ayet,hadis kitabı varsa alıp geldim.Aklı doyurmadan önce kalbide doyurmak lazım ama en önemlisi mideyide doyurmak lazım yoksa akılda kalbde o zaman yanlış yollara sapabilir,aşırıda gitmemek lazım o zamanda sapıtabilir.Ben neler diyorum yahu?Allahım sen aklıma mukayit ol.Sırat-ı müstakim buymuş,her şeyin ortası.peki bu neye göre?orta yol yani.Diyelim ben günde 10 ekmekle doyuyorum benim için ortası beş mi.ya zayıf bir adam o günde 5 ekmek yiyorsa ?o zaman iki buçuk onun ortası.Diyelim bana tek kadın yetmez.Allahın emri dört.tövbe ,tövbe..rezil köpek.Dini şeyine alet edeceksin birde utanmadan.Bazen kendimden öyle bir nefret ediyorum ki.hayatın günlük sıradan meşgaleleri de olmasa insan kafayı üşütür.Sorular sorular.Al sana dini bir konuda düşünürken lain şeytan seni nerelere sürüklüyor.İyi ki hayatın basit meşgaleleri var.ufak tefek şeylerle uğraşmak hayatı daha basit gösteriyor insana.Bugün ne yiyecektim.Bu arada yavaş yavaş oruç tutmam gerektiği aklıma geldi ama şu Hamid’in film işi aklıma gelince canım iyice sıkıldı .Kimbilir neler olacaktı?Dur bakalım Allah hayırlısını versin. Radyoyu ilçede yayın yapan tek dini kanalı dinlemek için yanıma alıp mutfağa gittim.Gözlerim ve kulağımda faredeydi tabi.Mutfağı gözlerimle şöyle bir kolaçan ettim.İyi.Mutfak temiz.Elimi yüzümü mutfakta yıkadım.Nedense burayı kiraladıktan sonra elimi ayağımı hep mutfakta yıkamaya alışmıştım.Namazıda kılim dedim kendi kendime.Tabi ki mutfakta değil canım.İlmihal kitapları der ki ‘vakit dar değilse namaz değil ilk önce yemek yenir’ yani namaz kılınır sonra yemek yenir. diye ama vaktim geniş olsa da ben namazı tercih edeceğim. Namazı kıldıktan sonra seccade yerine kullandığım eski çarşafıma baktım.Artık bir seccade alma vakti gelmişti.Oturduğum yerden kalkmadan dakikalarca düşündüm.Her şey her çağrışım birbirini kovalıyor beynimi bir türlü durduramıyordum.Her şey birbirine pencereler açarak ilerliyor ilk başladığım noktadan kopup bambaşka alemlere kapılar açıyor,görüntüler,imgeler birbirini kovalıyordu.Şiir yazsam mı diye düşündüm, vazgeçtim.bir tek o kaldıydı sanki diye kendi kendime kızdım.Yine mutfağa gidilecek yine bir şeyler yapılacaktı.Yaşım ilerlemiş bu yüzden yaşıtlarımında neredeyse hepsi artık evli barklı olduğu için pek bana uğramazlardı.Bir tek Hamid kalmıştı o da deliler gibi kendini bir film sevdasına kaptırmış gidiyordu.Yeni, genç öğretmenler ile neredeyse aramızda yüzyıllık bir fark varmış gibi birbirimizden uzaktık.Buraya ait değildim aslında.Doğduğum ve çocukluğumun 8-10 senesi burada geçtikten sonra bir memur olan rahmetli babamla yollara düşmüştük.Onlar öldü. Soğuk bir cümle bu ama realiteninde yüzü soğuk değilmidir. Ben ve abim kaldık geride.Benim üçüncü tayin yerim doğduğum bu şehir olmuştu,daha doğrusu köy+kent karışımı bu yer.Aslında tüm bu iç konuşmalarının, tüm bu hesaplaşmaların,diyalogların,oyalanmaların üstünü örtmesini istediğim hayatımda unutamadığım o an, o gün, hiçbir acının yerini tutamayacağı en büyük kaybım , en sonunda yine gelip kapıma dayandı, annem..anneciğim.Tüm oyalanmalarım ve dertlenmelerim boşa akıp gitti.Yine kapımı çaldın. .Birde ara sıra çocukluğumu hatırladıkca özlediğim uzaklarda olan abim, bayramdan bayrama yeğenlerimle gördüğüm abim. Anne, fatihalar yasinler okurdun hatta ara sıra ‘namazını kıl oğlum’ derdin bense herkes gibi herkesin hülyalarını kurduğu dünyalık emellerimin peşinde koşturup bu gelip geçici hanın yorgun bir yolcusu olduğunu anladığım şu ana kadar ama her ne olursa olsun yine de o çocuk saflığımı kaybetmeden ne kadar oyalanmışım ah ne kadar gaddar ne kadar fettan bir dünyaymış ki tüm süslerine aldandım hiç birine uzanamadan,avucuma bile alamadan bir garib yolcu bir yetim gibi kalakaldım anneciğim,ne kadar aptalmışım.Halbuki az buçuk düşünen bir insan anlar ki; süsün ardında süssüzlük vardır.Aydınlıktan sonra karanlık gelir.Güneş bile batar.Neşeden sonra hüzün gelir. Her şey ayrılır ve her şeyin kaderinde yazılı ortak bir kelime vardır,mukadder olan o kaçılmaz son ‘ayrılık’.Eşinden,annenden,memleketinden. Ben sana o çok istediğin mürüvvetimi gösteremedikten sonra artık niye evlenim çünkü sen vardın ve senden başka kimse yoktu. Sığınacak bir yuva dertlenecek bir dostumdun sen tüm sırlarımı bilir ama o karşılıksız sevgin ve merhametinle, şefkatinle hastasına bakan bir doktor gibi beni iyileştirirdin.Yokluğunda kıymetin o kadar iyi anlaşılıyor ki ama ben... Dolaba baktım.Biraz maydanoz.Yumurtalar.Bazen günlerce ya patates ya yumurta ya da makarna yapıyordum.Maydanozu aldım.Yıkayıp silkeledikten sonra tahtayı yatırdım,üstünde maydanozu ince ince kıymaya başladım Gözlerim yavaş yavaş dolmaya başladı.Onun yumurta yapış şekli aklıma geldi .Maydanozu biraz doğradıktan sonra burnumu çektim,gözlerim buğulandı,ihtiyarladıkça yaşı ilerledikçe yıllar geçtikçe insan daha da duygusallaşıyor,yüreği her şeye açık ve ağlamaya hazır bekliyor .İlk önce yağ sonra biraz kekik ve kırmızı pul biber.Yağda kızaracaklar.Kendimi biraz toparladım ama yoo... Allah’ım nedir bu dünya sürgününde yediğim ayrılık kırbaçları yüreğimi parçalayan bu dikenler. ‘Yağda’ derdi annem ‘kızarmalı kekik.Tat verir.’ Artık...Ağlamaya başladım.Yumurta pişince ocağı kapattım. Gözlerim hiçbir şey göremez oldu. Gözyaşlarımı sildim, burnumu çektim.ruhunda gökkuşağı yoktur eğer gözlerinde yaş yoksa demişler. Annesiz bir dünyada gözyaşının ne önemi var ki? ve aklıma peygamberimiz geldi.O da bir yetimdi.Yetimlik kalbi inceltiyor,duyguları rikkatleştiriyor.Gözlerimdeki yaşı bir daha sildim,burnumu çektim. Odaya gittim.camdan dışarı baktım kendimi yatağa atmadan önce,yorulmuştum ağlamaktan.Dışarda her zamanki manzara söğüt ağaçları ve boş gökyüzü.Kısa bir an ağaçların yeşilliğini düşündüm o yeşillikleri benim gibi garib ve yetim duruşları dışında tek renkli görüntüleriydi onların.Bakanlara huzur veren.Bulutun göz yaşları orayı güzelleştirmişti.Benim gözyaşlarım ne bitirecekti? Derd ve keder mi? Keşke namazımı önce kılmasaydım şimdi daha iştahlı, daha yürekten, daha ihlaslı bir şekilde Allahın huzuruna varmak, acizliğimi, zavallılığımı damarlarıma kadar bütün hücrelerime kadar hissederek dua ve niyazda bulunmak vardı. Oturdum.Ne kadar oturdum bilmiyorum ama karanlık çökmüştü.Camın kenarına sandalyemi attım.Evlerin ışıklarına baktım.O evlerde de kimbilir neler yaşanıyordu.İçimdeki o dürüst ses ,”tek derdi olan insan senmisin” dedi. Muhabbet eden insanlar,gizli gizli hıçkırarak ağlayan birisi ,karısıyla muhabbeti ilerletmiş bir adam ,kavga eden aile fertleri ,dersini çalışan bir çocuk,dertli bir insan,yarın ne yapacağım diye kara kara düşünen insanlar ya da çocuğunu severek huzuru bulmaya çalışan bir adam, tıpkı benim tatlı yeğenlerimin saçtığı huzur ve mutluluk gibi.Bazen mırıldanarak bazen içimden ama içimden olduğu halde bana ait olmayan öylesine kafamdan uydurduğum ve hayal ettiğim bir davudi ses yine Cezerinin şiirlerini okumaya başladı. Allahım, ne harikadır biteviye dönüp duran bu dünya çarkı Deveranında şaşmıyor bir nokta bile yanlışlıkla Bu sonsuz feza,bu dönüp duran evren çarkı Bir yanılsamadır aslında marifet ehli nazarında Tümüyle birdir ünvanı bu kainat kitabının Bulunmaz onda bir tek hata bile yanlışlıkla Deryada esen muhalif rüzgarlar pek çoktur Sakın kırayım deme dümeni yanlışlıkla Son mısrayı yüksek sesle tekrar okudum.İlk önce içimden sonra sesli. Molla Ahmed Cezerinin şiirlerine sarılırım hemen, canım sıkıldıkça okuduğum bir kaç şiirinden birisiydi bu. İçimden ama bazen mırıldanarak hafif bir sesle ,karanlığa, mahallelerde parıldayan ışıklara doğru okudumaya devam ettim.Yine okuyan ben değildim o mikrofonik olduğunu düşündüğüm o davudi sesti,öyle hissediyordum.İşte o zaman okuduğum şiir daha çok hoşuma gidiyordu.Devamı değildi belki ama bu da ona aitti ve benim için hayatı çözen ve anlamını veren birkaç satırdı. Sesini duyup cevap veren yoksa şikayet ne yapsın Yerine ulaşmayan beyhude feryat ne yapsın Kaderde Şirine ulaşmak yoksa Ferhat pazusuyla Rüstem gücü ne yapsın Her fiil ve eser bir fail ister elbette Ustası olmayan demir ocağı ne yapsın Şayet cevher temiz değilse cevher ocağı ne yapsın Basiretten nasibin yoksa ecdadın şerefi ne yapsın Taş ve çamur hiç hekimin tedbiriyle dönüşür mü altına Kabiliyetin yoksa üstadın himmeti ne yapsın Aşk şarabıyla sarhoş olanın şaraba ihtiyacı yok Menziline varmış kimse için evrad ne yapsın Gönlü yakıp tutuşturan bir cezbe olmalı haktan ey mela Ezel canibinden hidayet yoksa eğer irşad ne yapsın Doğrusu bu şiirlerde her zaman beni rahatlatan bir iksir vardır.Biraz kendime geldim.Üzüntüm ve hüznüm yerini sevince bıraktı.Nasıl olsa ahirette buluşmayacakmıydık sevgili anacığımla.Şimdi ne yapmalı diyor insan yapılması gereken bir şey varsa ve yapılmaya değerse.Artık beni nasıl bir gelecek bekliyor bilmiyorum .Her şey sislendi,puslandı.Gençlik zamanları hele üniversite dönemleri öylemiydi,ne ideallerimiz vardı ne hayallerimiz. Ve aşklarımız... (Devam edecek)
Tavsiye Et :
Eylül
4
Ağustos
31
Ağustos
31
Ağustos
30
Ağustos
30
3 Yagmurdan Sonra Hüzün (yağmur Yağıyordu 2sezon)
• Ahmet Ünal ÇAM • Aşk Hikayeleri • 53 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
24
İbni Fadlan`dan 13savaşçı Filmine2
• İbrahim Demirkan • Tarihsel Makaleler • 84 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Temmuz
24
İbni Fadlan`dan 13savaşçı Filmine1
• İbrahim Demirkan • Tarihsel Makaleler • 97 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
12
Tevhid Denizinden Bir Katre
• İbrahim Demirkan • Klasik Şiirler • 133 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Mayıs
31
Asrın Evliyası 16 (son)
• İbrahim Demirkan • Toplumsal Hikayeler • 260 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mayıs
29
Mayıs
7
Mart
24
Mayıs
31
Asrın Evliyası 16 (son)
• İbrahim Demirkan • Toplumsal Hikayeler • 260 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Nisan
24
Mayıs
13 |
![]() |
|
||||||||||