Asrın Evliyası9
ASRIN EVLİYASI-9
…
Ve iki saat kadar sonra, -hala o resmiler üzerinde- dışarı çıktı ve bir müddet gezindi. İyi boşalmıştı kafası. Çarşıda öylesine dolaşmıştı. Ve Rıfat’ın Yeri’ne uğradı dönüşte. Bir, iki çay içip yollanırdı artık buradan da..
İçeri girdi ve oturdu. Hamid de yoktu hala ha. Bir iki de laflarız demişti onunla ama.. Dün de yoktu, öğlen de yoktu. Şimdi de olmayacağını az, çok kestirmişti ama, yine de gıcık olmuş.. Ne oluyordu yani buna da, nereye kaybolmuştu, yerin dibine mi girmişti. Altı üstü bir film çekeceklerdi adam sanki terk-i diyar eylemişti. Telefon edip soracak hali de yoktu en iyisi bu işlerden uzak durmaktı.
-Hayırdır, evlat, nen var
Şöyle bir dönüp baktı, çay bahçesinin sahibi Seyfi amcaya. Acaba ne deseydi. Bir kız gördüm süperdi, aşık mı oldum deseydi? E aynı gün, ikinci defadır böyle tek başına gelip oturunca huylanmıştı tabii adam.
-Bir şey yok be abi.
-Öyle şey yapma, bir meselen varsa bilelim
-Yok be abi, ne meselem olacak. Can sıkıntı işte
-Haaa
‘O zaten herkeste var’ gibilerden bir ‘haaa’ydı, bu, evet.
-Bir çay iç, benden..
-Olur be abi
-Reşat, bir çay ver buraya benden..
-Tamam abi
-Sağol abi.Haa (dedi birden aklına geldi niye biraz önce aklına gelmemişti bu çaycıyı şüphelendirmeden kurtulabilirdi ama niye şimdi aklına gelmişti sanki, zeki olmadığına insanlara karşı savunmasız oluşuna kızarak sordu) Hamid’i gördün mü?
-Buralardaydı.Sabah bir uğradı ama
-Sağol.
Ve on dakika kadar sonra da kalktı gitti oradan. Ne oturacaktı ya öyle damsız kereste gibi. Her yerde her an aklında fikrinde Nazan vardı. Kendisini öldürse kurtulamayacaktı bu aşk illetinden galiba.
Eve girdi ve bir müddet yüzünü ekşiterek koridora doğru baktı. Evden başka, her şeye benziyordu. Dağınık, mağınık, pis, mis.. Ve bir de üstüne üstlük şu fare kapanı, yapışkanlı kağıt falan, sanki leşhaneydi. E boşuna çıkmamıştı yani, şu fare. Ona daha layıktı. Stres,stres,stres.. Kadın eli eksikti, evet, bir kadın eli.. İyicene hissedilmeye başlamıştı. E at, avrat ve silahtı, ne çabuk unutuyordu. Evliyalık mevliyalık derken.. Sıralama buydu. Ve eline baktı, sanki kaderini görmek ister gibi. Avucuna.. Ve içeriye doğru seslenesi geldi bir an; ‘sevgilim ben geldim’..Evet, ne zaman diyecekti bunu, yaş otuzdu şurada. Geçti ve kütük gibi oturdu kaldı.
KADERİN İZİNDE
Güneşin doğup doğmadığı belli değildi ama etraf bir parça aydınlıktı. Cılız bir soluk sesi duyuldu önce. Ve mis gibi yağmur kokusu yayıldı birden odaya. Pencereyi açmıştı, ama ortalık alacakaranlıktı hala.. Bütün bir gece uyumamıştı. Biraz durdu öylece. Karanlıktan bir parça gibi.. Sanki bir gölge gibi.. Ya da gölgelerin efendisi gibi... Ama bu asalet de gün doğana kadardı, adı gibi biliyordu. Gün doğana kadar.. Onun için de fazla uzatmadı ve lambayı yaktı.
Kahvaltı mı yapsaydı acaba. Pek de acıkmamıştı ama bir şeyler de yapmalıydı yani, böyle ışığa çıkınca. Çok atıl hissediyordu, çok kırılgan. Ya da giyinse miydi, soyunsa mı, namaza mı gitseydi. Evet, pek çok şey düşünmüştü gece boyunca. Pek çok.. Hani şu Düldül’ün son bombasından tutun da, şu eczacı kıza kadar.. Zaten başka meselesi de yoktu. Ve şu sonuca varmıştı; öncelikle Düldül, hala Düldül’dü ona göre. Tamam belki bir benzin kaçakçısının gizli deposu vardı ama her yeri benzin olsa yine yetmezdi bu kadar sürmeye., bu imkansızdı, evet. Büyük ihtimal sınırı geçer geçmez satıyorlardı benzini ve tekrar dönüyor.. Ve ikinciye gelince, yani şu kız,Nazan; evet, nefsi anlamda hoşuna gidiyordu ama bu bir aşk değildi. Adı üstünde nefis.. Ucuz bir hevesti. Ve birden sakin, kararlı ve sert bir tempoda hareketlendi, sanki planlı bir şey yapıyordu. Ama hayır, otomatik vites, ne yaptığını kendi de bilmiyor.. Ne yapacağını.. Doğru dışarı çıktı. Bir robot gibi, Terminatör gibi soğuk ve diri.. Düldül’ün yanına geldi. Kıracak mıydı, yakacak mıydı, yoksa binecek mi. Her an her şey olabilirdi; evet, kendi de bilmiyor.. Henüz güneş doğmamıştı ama etraf bayağı karanlıktı. İlerideki sokak lambasından gelen bir aydınlık vardı. Ve hafif hafif esen serin bir rüzgar.. Birden ezan okunmaya başladı ve irkildi. Hep de birden oluyordu bu nedense. Halbuki vakti zamanı en belli şeydi. Sustu ve dinlemeye başladı, aynı o demirci evliya gibi.. Ve müezzin ‘essalatü hayrün minennevm’ diyene kadar, öyle kıpırdamadan, nefes dahi almadan dinledi. Evet, namazı dışarıda kılacaktı. Bu kadar kararlılıktan sonra.. Hatta çoktan tekbir getirmişti.