Atatürk`ün Lâiklik Anlayışı
İslâmiyette din ile devlet içiçedir. İlk Müslüman Türk Devletlerinden, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dek, Türkler din ile devlet işlerini birbirinden ayrı tutmaya özen göstermişlerdir.
İslâm Rönesansı en parlak dönemini, Türklerin İslâm Dünyasına egemen oldukları devirlerde yaşamıştır. Avrupa Ortaçağ’da dine dayalı Skolastik düşüncenin karanlığında yaşarken; Doğu’da bilimin her dalında araştırmalar yapılmış, düşünceler serbestçe dile getirilmiş, bugünkü buluşların çoğunun temeli atılmıştır. Osmanlı Devleti kurulduğu zaman, ulusal lâik temellere dayanmaktaydı. Prof.Gellner bu özelliğini şöyle açıklar: "Osmanlılar, tarihteki ilk Sosyolog olarak anılan ve din dışı devlet oluşumu teorisini kuran İbni Haldun`un izinde gitmişlerdir." (16.yüzyıldan itibaren baskın çıkan Arap Kültürüne karşın, Atatürk`ün lâiklik çabalarının tutunmasında bu temel etkili olmuştur.)
Zamanla devletin Teokratik yanı giderek güçlenmiş, dinî hukukun alanı genişleyerek, geleneksel hukuk alanını kaplamıştır.İmparatorluğun güçlü dönemlerinde olumsuz
etkilerini pek göstermeyen bu durum, güçsüz dönemlerinde devletin hızla çökmesini hazırlayan en önemli etmen durumuna gelmiştir.
Din kurumu, siyasî güçle birleştikten sonra, insan ve toplum ilişkilerini ilim ve gerçek dışı yönetir olmuş, artan bağnazlık bilimsel ilerlemelere gem vurmuştur.(1)
Dinin siyasal çıkarlar doğrultusunda kullanılmasının yanı sıra,
halkın çeşitli din ve mezheplere bağlı oluşu, azınlıklara bazı ayrıcalıklar verilmesi ve devletin din kuralları ile yönetilmesi,
ülkenin tutarsızlıklar içinde bocalamasına, y ü c e dinimizin sarsıntılar geçirmesine neden olmuştur.(2) Bu arada çoğu bilgisiz yeteneksiz olan bazı din adamları; halkı “bir lokma, bir hırka”
felsefesine inandırarak, her şeyi Allahtan beklemeye, kısacası halkı az çalışmaya özendirmiş, bilimsel ve teknik gelişmelere uyulmasını engellemişlerdir. Yüce dinimiz her alanda çalışmayı,uygarlaşmayı, hatta evreni tanımayı buyururken; bilgisiz,bağnaz
kişilerin çabaları sonucunda ülkemiz gerilemeye, çağdışı kalmaya başlamış, ilerleyen ulusların postalları altında çiğnenmeye hazır hale gelmiştir. Bunların tümü l â i k bir sistem uygulanmasını gerekli kılan nedenlerdi.
Lâiklik; yönetimi, siyaseti, eğitimi, devlet ve toplum yaşamının gerekli kıldığı görevleri, dinin, dinsel kuralların etkisinden, tekelinden kurtarmak, devlet işleriyle din işlerini birbirinden ayırmak, a k ıl v e b i l i m i devlet ve toplum yaşamında egemen kılmaktır.(3)
Atatürk’ün dinle ve islâmiyetle ilgili düşüncelerini ve bu düşüncelerine karşın, O’nu lâklik ilkesine ve lâik anlayışa götüren
nedenleri, kendi düşüncelerinden kısa örneklerle açıklayalım:
“Din g e r e k l i bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına İmkân yoktur. Yalnız şurası varki, din Allah ile kul arasındaki
Bağlılıktır.”(4a)
“Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep benimsemeye zorlayamaz.
Din ve mezhep hiçbir zaman s i y a s e t aleti olarak kullanılamaz.”
(4b)
“Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddî çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. İşte biz buna karşıyız ve izin vermeyeceğiz.”(4c)
“Türkiye Cumhuriyeti’nde, h e r ergin dinini seçmekte özgür olduğu gibi, her dinin töreni de serbesttir. Yani tapınma özgürlüğü korunmuştur. Doğal olarak dinsel törenler, güvenlik ve genel kurallara aykırı olamaz , siyasî gösteri şeklinde y a p ı l a m a z.”(5a)
“Türkiye Cumhuriyeti’nde, herkes Allaha istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinî düşüncelerinden (inançlarından) dolayı
bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin r e s m î d i n i y o k t u r.”(5b)
Atatürk, dinimizde r u h b a n sınıfı olmadığını, din eğitiminin okullarda, birleştirilmiş öğretim kurallarına göre yetiştirilmiş din
eğitimcileri tarafından yapılması gerektiğini de belirtmiştir.
Lâikliği, resmî politikası dinsizlik olan rejimlerden kesinlikle ayrı tutmak gerekir. O tür rejimlerde devlet dine karşıdır. Vatandaşın
dinsiz olarak yetişmesi için her türlü önlemi alır.Atatürkçü lâiklikte ise d e v l e t i ş l e r i n e k a r ı ş t ı r ı l m a m a s ı koşulu ile
tam bir d i n v e i n a n ç ö z g ü r l ü ğ ü vardır.(6)
Nüfusumuzun % 95’inden çoğunun inanç sahibi Müslüman olduğu göz önünde bulundurularak, inanç ve ibadet hizmetlerini devlet yüklenmiştir. Açılan kurumlarda Atatürkçü, aydın, akılcı, lâik din
adamları yetiştirilmiştir.
Ulusumuz inanç özgürlüğü içinde, çağın gereği olan akıl ve bilim kavramlarının ışığında ilerleyebilir. Geriye dönüş mümkün değildir. Hiçbir Türk vatandaşının zamana ayak uyduramayarak, çağının gerisinde kalmak isteyeceği düşünülemez…
1-Hamza Eroğlu: Türk Devrim Tarihi, s.263, Ankara-1967
2-ATATÜRK(K.D.D.A.Y.) Genelkurmay Yay. S.587, Ankara-1980
3-Suna Kili : Türk Devrim Tarihi, s.186, İstanbul-1982
4-Kılıç Ali : Atatürk’ün Hususiyetleri, s.a-114, (b-55, c-114, 1955
5-A.Afetinan : M.Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, s. a-33,b-41, 1969
6-A.Mumcu-M.K.Su : T.C.İnkılâp Tarihi, s.266-267, 1981
Bu yazıya sadece yazarın arkadaşları yorum yapabilir
Tavsiye Et :
|
|
Burcu Şener / 25.03.2008
ATa`mın ilkelerini savunanlar ( ? ) utanmadan bunu söyleyenler okusalar ya bir de bu yazınızı belki biraz akıl alırlar Atatürk`ün din ve islamiyetle ilgili düşüncelerinden. Yazınızdan dolayı tebrik ederim bazı gerçeklerin bir ülkeyi ne boyutlara getirebileceğini, bu boyutların ise yine bir ülkeyi nerelere sürükleyebileceğini aydın bir tavırla ortaya koymuşsunuz. Yazan elinize, düşünen beyninize perde örtülmesin. Saygılar, sevgiler.
|
|
|
Aydan Sönmez / 17.03.2008
(Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddî çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. İşte biz buna karşıyız ve izin vermeyeceğiz.”)
evet izin vermeyeceğiz..!..
tebrikler
|