Av
6 / 6 / 2008 Cuma tarihinde Ferdi Kibar tarafından eklendi, 150 kez okundu...
“ ‘Neden yukarıdan başlamadı ki beni yemeye!’ diye düşündü ister istemez. Böylece çekmekte olduğu dayanılmaz acı kısa sürede son bulacaktı. Zaten bütün hayatı boyunca şanssız olmuştu. Şimdi neden tersi olsundu ki. Sol ayağı bilekten kopmuş (koparılmış) halde, sırt üstü çimenlerin üzerinde yatmaktaydı ve kısa süren şoktan çıkmıştı. Kafasını hafifç...” Okuyucu Puanı ;
Av‘Neden yukarıdan başlamadı ki beni yemeye!’ diye düşündü ister istemez. Böylece çekmekte olduğu dayanılmaz acı kısa sürede son bulacaktı. Zaten bütün hayatı boyunca şanssız olmuştu. Şimdi neden tersi olsundu ki. Sol ayağı bilekten kopmuş (koparılmış) halde, sırt üstü çimenlerin üzerinde yatmaktaydı ve kısa süren şoktan çıkmıştı. Kafasını hafifçe kaldırıp ayaklarının dibinde tünemiş olan yaratığa baktı. Ayın kendini bulutların arkasına sakladığı gecede, az çok seçebiliyordu, çok sevdiği sol ayağını afiyetle yemekte olan varlığın hatlarını. İnsanlık dışı bir yaratık koparıp dişlemeye başlayınca fark etmişti ayağını ne kadar çok sevdiğini. Hep denirdi ya, insan sevdiği şeylerin değerini kaybedince anlıyor diye. Siyah kıllarla kaplı sıska bir vücudu vardı yaratığın ve büyüklüğü bir çocuk kadardı. Kısa arka ayaklarının üzerinde oturmuştu. Dört parmaklı elleriyle tuttuğu ayağı kemiriyordu. Kafası vücuduna oranla oldukça büyüktü. Yuvarlak kafasının iki yanında büyük sivri kulaklar vardı. Ve o ağız. Bir kulağın altından diğer kulağın altına kadar uzanan, dudaksız ağız. Belki de yüz tane irili ufaklı diş. İnsanın aklına kazınan o ağız, en ufak bir lokma için bile tamamen açılıyordu. Kan kaybından dolayı başı dönmeye başladı. Neden gece vakti bu yolu kullanmıştı ki. İç hesaplaşmasıyla meşgulken, yaratık başparmağı tükürdü. Tadını beğenmemişti belki de. Sonra da ayakkabıyı bir şarap kadehi gibi kafasına dikip, içindeki kanı içti. Ön sıcakları bitiren yaratık şimdi ana yemeğe bakıyordu. Ana yemek dirseklerinin üzerinde birkaç karış (belki de birkaç santim) gerileyebildi sadece. Ne bağırmasının, ne ağlamasının ne de dua etmesinin bir anlamı yoktu. Yapabileceği tek mantıklı şeyi yaptı. “Öldür beni!” Dirseklerinin üzerinde daha fazla duramayıp bıraktı kendini çimenlere. Artık göğe bakarak kendi kendine tekrarlıyordu. “Öldür beni! Öldür beni! Yalvarırım öldür beni!” Yaratık dört ayak üzerinde kurbanının etrafında yarım tur atıp kokladı. Yemeğe nereden devam edeceğini düşünüyordu anlaşılan. Bir an göz göze bile geldiler. O koca ağzın açılıp tek lokmada kafasını koparması için yalvardı ama yaratık oralı olmadı. Kıllı surat aşağıya doğru kaydı. Altına işemişti ve idrar kokusunun çekici geldiğini düşündü bir an. Orası olmasın, diye yalvardı içinden. Lütfen orası olmasın! Oysa ki yaratığın dikkatini çeken, aslan kafası şeklindeki iri ve parlak kemer tokasıydı. Yaratık belki de ilk kez bir insan avlıyordu ve insan anatomisini pek bilmiyordu. Elbiselerini vücudunun bir parçası, belki de derisi sanıyordu. Kemer tokasını kokladı, pençesiyle dürttü ve ani bir hareketle dişleriyle tutup çekip kopardı. Korkup çığlık atmaya bile fırsatı olmamıştı. Yaratık istediği zaman çok hızlı olabiliyordu. Ne olduğunu anlamadığı cismi dişleriyle tanımaya çalıştı ve sonra da yuttu. Bir anda kasıldı tüm vücudu. Havayı pençeledi. Kemer tokası boğazına takılmıştı ve nefes almasına engel oluyordu. Ana yemek şaşkınlıkla kendisine bakarken, yaratık iki ayağının üzerinde dikilip ağzını sonuna kadar açtı ve nefes almaya çalıştı. Bu girişim başarısız olunca bu sefer kendini yere atıp kafasını toprağa vurmaya başladı. Can çekişiyordu. Yaradılışı konusunda hiçbir fikri olmadığı bu canlının havasız ne kadar yaşayabileceğini düşündü. Yaratık yüzüstü hareketsiz kaldı en sonunda. Pençesi arada bir istemsizce kıpırdıyordu sadece. Belki de ilk kez şans yüzüne gülmüştü. Tüm gücünü toplayarak tekrar dirseklerinin üzerinde doğruldu. Hemen yanında yatan yaratığın üzerine doğru yavaşça eğilip dinledi. Her hangi bir yaşam belirtisi bulmaya çalıştı. Düşmanının öldüğüne kanaat getirince ve hayata devam etme ümidi doğunca, eski tanıdık hisler sardı benliğini. Yaratığa sinirlendi. Ayağına üzüldü. Kendine küfretti. Yaratığın tükürdüğü başparmağı alıp almamakta tereddüt etti. Ne kadar kurtarırsan kardır düşüncesiyle. Sesli şekilde, düşüncelerinin mantıksızlığına küfrederek ayağa kalkmaya çalıştı. Bulunduğu yeri tam olarak tespit edip yolun ne tarafta olduğunu çözmeliydi. Sürünerek yarım saatte ulaşırdı asfalta tahminlerine göre. Küfürler ve sinir bozukluğunun getirdiği kesik kesik gülmeler eşliğinde, tek ayağının üzerine kalktı. Etrafına bakındı. Kesik kesik gülmeleri kahkahalara dönüştü. O kadar çok güldü ki, gözlerinden yaşlar geldi. Yaşlar sağanak oldu. Ağlayarak bıraktı kendini kıçının üzerine. Yumuşak toprağa oturduğunda artık hiçbir şey görmüyor duymuyordu. Onlarca yaratık vardı çevresinde. Her biri ölü olanın üç dört katı büyüklüğündeydiler. Demek ki sürü halinde avlanıyorlardı. Demek ki kendisine saldıran, sürünün en genciydi ve ilk avına çıkmıştı. Demek ki çitanın pençesini yemiş ceylandan farkı yoktu. Demek ki sandığı gibi şans yüzüne gülmemişti. Yaratıklar ilk kez gülen bir ana yemek görmenin tedirginliği ile yaklaştılar. SON
Eylül
2
Ağustos
12
Ağustos
12
Ağustos
12
Ağustos
12
Haziran
18
Haziran
9
Haziran
6
Haziran
3
Haziran
9
Haziran
18
Haziran
6
Haziran
3 |
![]() |
|
||||||