Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye 40 Katır mı 40 Satır mı DayatmasıAvrupa Birliği’nin Türkiye’ye 40 Katır mı 40 Satır mı DayatmasıAvrupa Birliği’nin Türkiye’ye 40 katır mı 40 satır mı dayatması:YA ERGENEKON ÇETESİ YA PKK TERÖRÜAvrupa Adalet Divanı, terör örgütü listesine alınmasına ilişkin Osman Öcalan tarafından açılan iptal davasında PKK lehine karar verdi. Ulusal hukukun üstünde olan yüksek mahkemenin kararları kesin, uyulması zorunludur. Merkezi Lüksemburg’da olan Avrupa Adalet Divanı, antlaşmaların her üye devlet tarafından hukuka uygun biçimde yorumlanıp aynı şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla 1958’de kuruldu. Bakmakla yetkili olduğu konular şöyle: 1-Üye ülkelerin diğer üye ülkelere açtığı davalar 2-Avrupa Komisyonu’nun üye ülkeler aleyhine açtığı davalar 3-Avrupa Birliği kurumları aleyhine açılan davalar 4-İptal davaları Terörist Osman Öcalan’ı muhatap alıp açtığı iptal davasını kabul eden Avrupa Adalet Divanı, PKK’nın terör örgütleri listesinden çıkarılması kararını verirken mahkeme masraflarının Avrupa Birliği tarafından ödenmesi hususunu da ihmal etmedi! Avrupa Birliği sözcülerinin karar formalite gereği alınmıştır, uygulanabilirliği yoktur şeklindeki çocuk kandırırcasına açıklamalarının ciddiye alınacak bir yanı yoktur. Avrupa Birliği kurumları formalite olsun torba dolsun diye iş yapmazlar. Aksine her şeyi en ince ayrıntılarına kadar düşünüp öyle hareket ederlerken çok önemli bir misyonu yerine getirirler. Hükümetin de Avrupa Adalet Divanı iptal kararının önemli olmadığına ve pratiğe yansımayacağına ilişkin söylenenlere inanmış gözükmesi kendi açısından politik bir yaklaşımdır. Yoksa bu ifadelere inanmış, ikna olmuş değildir. Elbette ki Türkiye Avrupa Birliği entrikalarından gafil değildir, gereken ne ise eksiksiz yapılacak, gereken önlem alınacak karşılık verilecektir. Ancak biz yine de olayı irdeleyip bununla Avrupa Birliği’nin Türkiye için ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışalım… Önce, Avrupa Birliği’nin baştan beri hiç değişmeyen Türkiye politikası; Erbakan’ın yıllar önce o zamanki adı ile Ortak Pazar konulu seri konferanslarında tespit edip ülkenin dört bir yanında sayısız kere tekrar tekrar dile getirdiği, bugün pek çok lider ve kanaat önderi tarafından da kabul görüp dile getirildiği gibi şudur: Türkiye’ye AB tarafından oyalama politikası Türkiye Avrupa Birliği’ne kesinlikle alınmayacak; fakat liderliğinde İslam Birliği kurulmasın diye de umudu diri tutulup kapıda bekletilerek oyalanacaktır. Dillerden düşürülmeyen Türkiye AB trenini kaçırdı kaçıracak söylemi ise bazen uyarı bazen blöf olarak kullanılıp bu vesile ile olabildiğince taviz koparmak yanında özünde İslam Birliği lokomotifi olma şansını kaçırıncaya kadar Türkiye’nin oyalanmasını amaçlıyor. Türkiye, lokomotif olacağı İslam Birliği trenini ise İslam Âlemi ile arasına bir Şii kuşak örüldüğünde kaçırmış olacaktır. Bir Neo-con planı olan ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgalinin bir temel amacı da Türkiye’nin İslam Dünyası ile arasında bir Şii kuşak oluşturmaktır. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi oyalayıp kapıda tutma planı uzun yıllar boyunca işbirlikçi liderler desteği ile yürütüldü. İşbirlikçi yöneticiler bu plan doğrultusunda Türkiye’nin özel şartları olduğunu ileri sürerek insan hak ve özgürlüklerine, ekonomik entegrasyona ve demokratik açılımlara ilişkin düzenlemeleri sürekli askıya alıp Avrupa Birliği kriterlerini ve tam üyelik başvurusunu özellikle ertelediler. Böylece Türkiye’yi AB’ye almamanın suçunu ve sorumluluğunu kendileri Türkiye’nin sırtına sardılar. Türkiye’yi almayıp kapıda bekletme hususunda AB daima haklı konumda tutuldu. Bütün bunlar Türkiye’yi yöneten işbirlikçilerin inisiyatifi ile değil, AB yönetiminin örtülü talimatları ile yapıldı! Türkiye’nin özel şartları denilen şey de irtica ile yaftalanan İslam’ı laikliği korumak adına demokratik hak ve özgürlükler dışında bırakmak; buna karşın AB’nin himaye ettiği bölücü terör örgütü PKK’nın bu haklardan yararlanmasına çanak tutmaktı. Bu nedenle bölücülüğe karşı hassasiyet gösteren Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de demokrasi karşıtı gösterme çabası Türkiye’yi Avrupa Birliği kapısında bekletme gerekçesi olarak sürdürüldü. Özellikle Batı işbirlikçisi Demirel-Ecevit ikilisi Avrupa Birliği’nin bu politikası ve talimatları gereği demokratik kriterleri yerine getirmeyi Türkiye’nin özel şartları diye diye sürekli erteleyerek tam üyelik başvurusunu yapmadılar. Bu hileli planı bozmaya yönelik ilk ciddi adımı tam üyelik başvurusunu yaparak Başbakan Turgut Özal atınca Türkiye tam üyelik için hazır değil diyerek yerden yere vurdular. Gerek içeride gerek dışarıda çok şiddetli tepkiler alan Turgut Özal her şeye rağmen Avrupa Birliği üyeliği adına özellikle ekonomik alanda son derece tutucu katı kurallara bağlanmış sistemin şablonunu kırarak Türkiye’nin dışa açılmasını sağladı. Başbakan Tansu Çiller de tüm eleştirileri göğüsleyerek Türkiye’yi Gümrük Birliği içerisine soktu. Bunun sonucu Türkiye ekonomisi Sabetayist Toplumun tekelinden çıktı, Anadolu insanı da önemli roller almaya başladı. Avrupa Birliği ülkeleri ile ilişkiler gelişmeye başladı, ithalat, ihracat hızla arttı. Diğer bir deyişle, 12 Eylül 1980 askeri harekâtı sonrasında Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi kapıda tutup oyalama ve kabul etmeyiş gerekçesini de üzerine yıkma planını bozma çabası sistematik şekilde sürdürülürken Batı’nın gerçek niyeti de her vesileyle millete gösterilmeye çalışıldı. Ancak bu konuda en büyük hamleleri hiç kuşkusuz ki AKP iktidarı yaptı. AKP iktidarı adeta kendini Avrupa Birliği’ne adayarak onlar vur dedikçe öldürürcesine çıkardığı uyum paketleriyle insan hak ve özgürlükleri sahasında büyük mesafeler kat etti. Yapılanlar karşısında Avrupa Birliği yöneticileri ve içerideki işbirlikçileri şaşkına uğrayıp arkasına sığınacak bahane bulamadılar. Başbakan Erdoğan, eğer AB bizi almazsa Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri olarak hayata geçirmeye devam ederiz sözleriyle asıl amaçlarının, AB’ye girmekten çok, bu vesileyle, laiklik adına temel insan hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan büyük Müslüman çoğunluğun Batı işbirlikçisi bir azınlığın hegemonik yönetimine mahkûm olmaktan kurtarmak olduğunu gösteriyordu. Bunu şöyle de ifade edebiliriz: Avrupa Birliği örtülü bir sömürge olarak tutmaya çalıştığı Türkiye’yi içine almamak için daha çok antidemokratik bir rejime mahkûm etmeye çalışıyor. Türkiye ise Kopenhag kriterlerini yerine getirmek gerekçesiyle bu despotik hile rejimi ve köle düzenini yıkıp Adil Düzen kurmaya çalışıyor. PKK ve Ergenekon AB tarafından destekleniyor Bunun çok iyi farkında olan Avrupa Birliği, bir yandan Türkiye’nin elinin altından kayıp gitmesini önlemek ve kapıda tutmak, diğer yandan da tam üyeliğe almamaya gerekçe oluşturmak için Ergenekon çetesini kullanmaya çalışıyor. Ergenekon çetesi Avrupa Birliği karşıtlığı yapmak adına, çökertilmiş bulunan hile rejimi ve köle düzeni yapılanmasını yeniden onarıp ayağa kaldırmaya çalışıyor. Avrupa Birliği de Türkiye’ye münhasır çok özel siyasi kriterler oluşturarak deyimin tam anlamıyla ipe un sererek Ergenekon’un çabalarına haklılık ve meşruiyet kazandırmaya çalışıyor. İçlerinden bazı namusluları da açık açık, Türkiye Müslüman bir ülke olarak tamamı Hıristiyanlardan oluşan Avrupa Birliği içinde ne arıyor? Ağzıyla kuş tutsa almayacağız, niçin yalan söyleyip boş yere oyalıyoruz? Diyerek oyunbozanlık ediyorlar. Avrupa Birliği’nin olumsuz yaklaşımlarını, dışlayıcı açıklamalarını anlamazdan, bu aykırı sesleri duymazdan gelen AKP iktidarı ise özellikle içerideki Batı işbirlikçilerine diyecek söz bırakmamak için Avrupa Birliği davasına kendini adama imajını var gücü ile ayakta tutmaya çalışıyor. Ancak bu çabalar, Türkiye’de, ağzımızla kuş tutsak Avrupa Birliği’ne alınmayız diye düşünenlerin her gün çoğalmasına neden oluyor. Bugün ne yaparsa yapsın Avrupa Birliği Türkiye’yi almaz diye inanan oldukça büyük ve giderek çığ gibi artan bir kitle var. Türkiye’nin bu süreçteki asıl kazanımı işte budur. Oysa gerçekte Avrupa Birliği Türkiye’yi tam üye yapmaz değil, sadece açıkça diyemediği derin şartları var. Eğer Sevr Planı gerçekleşirse Marmara Bölgesi’nin Avrupa Birliği’ne tam üye yapılacağını biz temin ederiz. Türkiye’nin Doğusu Ermenistan’a, GAP ve Kıbrıs İsrail’e, Ege Bölgesi ile birlikte Karadeniz Rum-Puntus diye Yunanistan’a verildiği takdirde İstanbul Dukalığını AB memnuniyetle alacaktır! Ne var ki dünyanın en güçlü ordularından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri tasfiye edilip etkisizleştirilmeden bu ulaşılması olası gerçekçi bir hedef değil. Bu durumda çaresiz yapılmaya çalışılan; bir yanda uygun bir fırsat kollamak üzere Türkiye’yi kapıda tutup oyalarken diğer yanda da liderliğinde İslam Birliği kurulmasını engellemek için önünde Afganistan, İran, Irak, Suriye ve Lübnan Şii kuşağı engelini oluşturmaktır. Avrupa Birliği ile işbirlikçisi Sabetayist Toplum oligarşisi Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmayışının gerekçesini oluşturmak için önce bölücü PKK terör örgütünü kurup kullanmaya başladı. PKK’yı MİT kurdu iddialarının altında bu gerçeklik yatıyor. Kopenhag kriterlerini bölücü terör örgütü adına şekillendirip hayata geçirmeye çalıştılar. Buna karşın terörle mücadele sürecinde vurucu gücünü arttıran ve üstün ileri teknoloji ile donanan Türk Silahlı Kuvvetleri bölgenin en büyük, dünyanın sayılı bir gücü haline gelerek PKK’ya göz açtırmayıp fırsat vermedi. Üstelik de kontrol altına alınan bölücü örgüt başı Abdullah Öcalan, PKK ve DTP manipüle edilerek ülke birliği ve bütünlüğüne hizmet eder hale getirilmeye çalışılıyor. AKP’ye kapatma davası açılarak varılmak istenen birçok amaçtan biri de DTP’nin kapatılmasının şık bir gerekçe ile engellenmesidir. Bunun farkında olan dünya siyonizmi Apo ile bağını kesmek için PKK’yı bölmeye çalıştı. Buna karşın Abdullah Öcalan’ı sözde efsane lider yapmak ve PKK’yı kontrolünde tutup onun aracılığıyla manipüle etmek için birtakım gösterilere, söylem ve eylemlere göz yumulmaktadır. Sevr Planını gerçekleştirmek için kurduğu PKK bölücü terör faktörünün elinden gittiğini gören Avrupa Birliği (özünde dünya siyonizmi) ve işbirlikçisi Sabetayist Toplum oligarşisi bu kez Ergenekon oluşumunu devreye soktu. Çok şiddetli bir Avrupa Birliği karşıtı olan ulusalcı cepheyi ve Ergenekon çetesi; üyeliğe alınmayışının suçunu, gerekçesini ve sorumluluğunu Türkiye’nin üstüne yıkmak için kullanılmak isteniyor. Yalnızca bu kadar da değil… Darbe ortamı hazırlamak için Türkiye’deki siyasi ve ekonomik istikrarı bozmaya çalışan Ergenekon çetesi PKK teröründen daha az Sevr Planına hizmet etmiyor! Faşist bir askeri darbe Türkiye’yi bölmeye çalışan PKK için olabilecek en büyük destektir. Ancak ne PKK terör örgütü ne de Ergenekon çete örgütü homojen yapıdadır. Her iki örgüt içine de birçok sızma olduğu açıkça görülüyor. Zaten bir örgüte sızma olmadan, içine provokatörler sokulmadan ne mücadele edilebilir ne de çökertilebilir. Aynı şey El Kaide ve Hizbullah için de geçerlidir. Her iki örgütü de CIA ve MOSSAD kurduğu halde Batı’nın şimdi onlardan ötürü başı dertte. Çünkü bir güç bu örgütleri Batı’ya karşı kullanıyor! Etkisizleştirilmekte olan PKK bölücü terörü yerine ikame edilmek istenen Ergenekon çetesi de çökertilmeye başlanınca ve askeri darbe girişimleri sonuçsuz bırakılınca bu kez yargı darbesine başvuruldu! Avrupa Birliği’nin bu yargı darbesi girişimine bozuk atması ise tam güvenmediği ve bir bit yeniği olduğundan kuşkulandığı içindir. Yoksa Refah Partisi için gösterdiği yaklaşımı AKP için de sergilememek için bir neden olamaz. Çok yüzlü, daha doğrusu yüzsüz Avrupa Birliği yönetiminin yargı darbesini de savunacak ikircikli ilkeleri mutlaka vardır. Öte yandan oylarını ve gücünü arttırarak bir seçim zaferinden yeni çıkmış AKP iktidarını devirme girişimi başlatan savcının ulusalcı cephe, laikçi kesim ve Ergenekon çetesi tarafından desteklenmesi karşısında Avrupa Birliği sözcüleri yeniden demokrasi havarisi kesilip Türkiye’yi kapıda tutmanın ve oyalamanın yeni bir gerekçesini oluşturma fırsatı yakalamış gibi. Bu gerçeği gören Başbakan Erdoğan İsveç gezisi sırasında gözlerinin içine bakarak şu sert sözlerle Batılılara seslendi: Bizi oyalamayın, almayacaksanız bunu açıkça söyleyin. O takdirde biz de başımızın çaresine bakalım! Türkiye ve Avrupa Birliği karşılıklı birbirini açmazlara sürüklemeye çalışırken değişik faktörler kullanıyorlar. Örneğin Batı için kurşun asker görevi yapması gereken Cumhuriyetin kurucu iradesinin temsilcisi ana muhalefet CHP, Deniz Baykal yönetiminde AB karşıtlığının liderliğine soyunmuş durumda! Tıpkı CHP gibi Batı menşeli bir ideolojiye sahip ve İttihatçı kökenden gelen MHP de ulusalcı cephe içinde bir denge tutturmaya çalışarak AB karıştı bir tutum sergiliyor. Böylece Avrupa Birliği davası Millî Görüş kökenli AKP iktidarına havale edilmiş bulunuyor. Baykal’ın tabiri ile ciğer kediye emanet! Yani ört ki ölem meselesi… Ergenekon çökertilince Avrupa Birliği Türkiye’yi üye yapmamak için gerekçe oluşturacak tüm faktörlerden yoksun kaldı. Bu yüzden bölücü terör örgütü PKK için Kopenhag kriterlerinin uygulanmasını isteyebilmek için terör örgütleri listesinden çıkarılması gerekiyor. Yaptığı manevra bunun için. Çünkü terör listesinde kaldığı sürece Kopenhag kriterlerini PKK için istemenin mümkünatı yok. PKK’nın terör örgütleri listesinden çıkarılmasını NATO zirvesine bağlayıp Türkiye’nin Afganistan’a asker göndermesi konusuna ilintilendirmeye çalışanlar da var. Ancak bunun pek bir gerçekliği yok. Asıl mesele AB üyeliği buzdolabında tutularak Türkiye’nin kapıda bekletilmesidir. Avrupa Birliği Türkiye’yi içine almak istemediği gibi dışlamak da istemiyor. Kapıda tutma politikası ise Türkiye’de birtakım sorunlar çıkartıp gerekçeler oluşturmayı gerektiriyor. Bugün hemen her konuda kim ne yapmak istiyorsa tam aksini söylüyor… Başkan Bush liderliğindeki Beyaz Saray yönetimi Beyaz Hıristiyanları temsil eden ekip olarak aslında ABD ulusalcı kanadını oluşturuyorlar. Asıl amaçları ise Afganistan ve Irak’ta Pentagon’u yenilgiye uğratıp ABD’nin okyanus ötesine kendi tabii sınırları içine çekilmesini sağlamaktır. Eski Savunma Bakanı Rumsfeld tam olarak bununla suçlanıp Başkan Bush’a rağmen görevden alındı siyonistler tarafından. Ancak Bush ekibi bu amaçlarının tam aksine zafere kadar savaş diye naralar atarak Afganistan’da ve Irak’ta kesin bir yenilgi ve geri çekilmeyi sağlamaya çalışıyor. Bu yüzden samimi olarak Türkiye’den Afganistan’a asker göndermesini istemiyor, istiyor gibi yapıyor. Buna karşın Siyonist Neo-con ekip ise İsrail’in güvenliği ve BOP projesi için ABD’nin tek süper güç olarak dünyanın jandarmalığını sürdürmesini istiyor. Bu amaçla Afganistan ve Irak’ta kalıcı bir başarı için çalışıyor. Ama tam aksini söyleyerek savaşa hayır, yeter artık çekilelim diye nara atıyor. Bununla Bush ekibini iç politikada tasfiye etmeyi ve Irak’ı İran hinterlandına sokmayı planlıyor. Bush yönetimi ise Irak’ı Türkiye’ye, Afganistan’ı Pakistan’a emanet bırakmak istiyor. PKK konusunda da Başkan Bush ve ekibi Türkiye’ye tam destek veriyor. Çünkü AKP iktidarıyla Siyonist Neo-con ekibe karşı stratejik bir ittifak içindedir. Siyonist Neo-con ekip ve İsrail ise PKK ile mücadelede ayak sürüyor. Dolayısıyla Avrupa Adalet Divanı PKK’nın terör listesine konulması kararını iptal ederken bunda dünya siyonizminin etkisi çok büyüktür. Sonuçta bütün mesele şudur: Avrupa Birliği, İsrail, ABD’deki Siyonist Neo-con çete, Barzani, Sabetayist Oligarşi, PKK terör örgütü ve Ergenekon çetesi birlikte hareket edip Türkiye liderliğinde İslam Birliği’nin kurulmasını engellemeye çalışıyorlar. Bunlar Türkiye’ye Sevr Planı’nı uygulayıp tasfiye ederek sadece İstanbul dukalığını AB’ye almak istiyorlar. Başkan Bush liderliğindeki Beyaz Saray yönetimi ve Avrupa Birliği’ndeki Hıristiyan kesim ise Türkiye liderliğinde İslam Birliği kurulmasını, ABD ve Avrupa Birliği ile barışçı ilişkiler geliştirmesini istiyor! Türkiye’ye Medeniyetler İttifakı ve BOP projelerinde eş başkanlık verilmesinin altında yatan bu gerçekliktir. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin bölgeye ve bu arada İsrail ve Türkiye’ye yaptığı gezinin mahiyeti de budur. Dünyada Siyonist yapılanmayı, Türkiye’de ise Sabetayist Toplum yapılanmasını bilmeden, anlamadan hiç kimse özellikle hiçbir siyasi ve ekonomik konuda doğru tahlil yapamaz.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ekim
6
Ekim
3
Ekim
2
Eylül
24
Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül
• Şahin Cahit Yanık • Siyasi Makaleler • 262 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
10
2008 Güney Osetya Savaşı
• Sezer Çalışkanoğ • Siyasi Makaleler • 394 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
5
Yıl 2020 Kızım 18 Ben 47 Yaşındayım
• Şiari Genç • Toplumsal Makaleler • 295 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mayıs
5
Adım Adım Armegedon26 Temmuz 2006 Çarşamba
• Şiari Genç • Siyasi Makaleler • 150 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
5
Mayıs
3
Amerika Can Çekişirken Asya`nın Dirilişi
• Şiari Genç • Siyasi Makaleler • 114 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
3
Köksal Toptan Akpnin Yeni Genel Başkanı mi Oluyor???
• Şiari Genç • Siyasi Makaleler • 124 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
1
Milli Güç Oluşturmak ve Onu Maharetle Kullanmak
• Şiari Genç • Siyasi Makaleler • 909 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
21
Kirli Derin Devlet Sabataist Cunta ve Mason Localarıdır!
• Şiari Genç • Siyasi Makaleler • 691 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
1
Türkiyede 2007 Nin En Önemli 2 Olayı
• Şiari Genç • Siyasi Makaleler • 615 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
1
Allaha Tevekkül Etmenin ve Teslim Olmanın Kolaylığı
• Şiari Genç • Toplumsal Makaleler • 489 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
1
Yeni Hedef Bilim Adamları Öldürülüyorlar mi?
• Şiari Genç • Bilimsel Makaleler • 480 kez okundu. • 0 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||