Ayakkabı 3
Kocaman bir tebessümle anahtarı deliğine soktu. Yavaş bir adım attı hole doğru. Bu öyle sıradan bir adım değildi. Çok şey olmuştu, ama aslında her şey yeni başlıyordu. `yeni` kelimesini çok severdi. O bazen kelimelerle oynardı. Defalarca tekrarlar, anlamına varıncaya kadar devam ederdi. Yeni, yeni, yeni, yeni… O `eski`yi de çok severdi. Eski, eski…Hepsi yerinde olmalı diye düşünürdü. Bazen de kelimeler bilinçsizce dudaklarından dökülürdü.
"aşk" dedi. Ve devam etti. Aşk, aşk, aşk, aşk, aşk, aşk, aşk! Mumları yakarken.
"O bir erkeğe değil, o doğaya değil, o bir tek şeye değil, o yaşama olan bir his. Biz sadece onu somutlaştırma ihtiyacı duyuyoruz ve birşeylere yüklüyoruz. Bizi hayata sadece biz bağlayabiliriz…"
"Ufff!! Yoruldum artık düşünmekten" dedi kendi kendine.
Gitti, müziği açtı. Orquesta Escuela De Tango’dan De Contrapunto çalıyordu.
Yükseldi... Tüm duyguları, düşünceleri, geçmişi, şimdisi, geleceği... Hareket etmeye başladı bedeni. Artık alışmıştı. O, alışmayı da severdi.
Bombeli büyük kadehe kırmızı şarap doldurdu, bir yudum aldı ve mumun yanına bıraktı. Dolaptan en sevdiği elbisesini çıkardı, giydi. Uzun saçlarını sağ omzundan aşağıya sarkıttı. Kırmızı tango ayakkabılarını usulca ayağına geçirdi ve salona doğru yürüdü.
Susamıştı... Bardağa su doldururken, su taştı da taştı. O durmadı, dökmeye devam etti. Hiç bitmedi, su ışıldayarak tüm salonu doldurdu. Suya baktı, gözleri ışıldadı. Yüzü de ışıldarken o kocaman birikintinin ortasında beyaz bir gölge belirdi.
Gitti, kendini onun kollarına bıraktı ve gözlerini kapadı. Ayakları ıslanmıyordu, önemsemedi, aklına bile gelmedi. Bileklerini geçiyordu oysa... Tam altı dakika on üç saniye dans ettiler… Dans etti…
Müzik durdu… yavaşça gözlerini açtı. Kapı çalıyordu.
Göz deliğinden baktı, tanımadığı bir adam vardı orada.
"Yardım edin! Lütfen yardım edin!" Diye haykırıyordu yüzünde de bir telaşla. Aşağıya doğru indirdi gözlerini. Kucağında kanlar içinde minicik bir kedi vardı...