kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Efsane Hikayeler





Haftanın Yazarı
Melek Öztürk
Melek Öztürk


Ayn Aldavlâ1

22 / 3 / 2008  Cumartesi tarihinde Şaban Kutluca tarafından eklendi, 256 kez okundu...

“Bir atlı tırısta yürüyor. Nal sesleri taş sokaklarda bir ahenk gibi yankılanıyor. Ay doğuyor ve hızla yükseliyor. Kara bulutlar ayın önünden hızla ve ağararak geçiyorlar. Bir poyraz esiyor, damların üzerinde gücünün yettiği kadar kar tanesini tuz edip sokaklara indiriyor. Kar üzerine bir fidan başını uzatıyor, hızla büyüyor. Bilemediği bir ağaç ...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Şaban Kutluca

Şaban Kutluca







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Ayn Aldavlâ1


Bir atlı tırısta yürüyor. Nal sesleri taş sokaklarda bir ahenk gibi yankılanıyor. Ay doğuyor ve hızla yükseliyor. Kara bulutlar ayın önünden hızla ve ağararak geçiyorlar. Bir poyraz esiyor, damların üzerinde gücünün yettiği kadar kar tanesini tuz edip sokaklara indiriyor. Kar üzerine bir fidan başını uzatıyor, hızla büyüyor. Bilemediği bir ağaç ay ışığında çiçeğe duruyor. Birden çiçekler hep birden kıpırdanıp, top yekun kara sineğe dönüyor. Sinekler bütün ağacı yiyip tüketiyor. Her kare ayrı, her olayı ayrı yaşıyor. Sinekler birden kendi etraflarında büyük bir anaforda dönerken insan yüzüne dönüşüyorlar. Ağzı, burnu ve yüzü belli. Sinekler yine de hareket ediyorlar. Fakat yüz bozulmuyor. Hızla ona yaklaşıp avazı çıktığı kadar bağırıyorlar. “Uyaaaaaan!...”
Birden başını dayadığı eğerden fırlıyor. Kılcını refleks olarak eline almış, alnı tomurcuk gibi ter. Uzun, beyaz saçları bir gözünü kapatmış. Zor nefes alıyor. Sırtındaki siyah içlik sırılsıklam. Közlenmiş ateşin kızıllığına bakıyor. Sanki murat saati. Tabiat kıyamda gibi. Gün doğusuna bakıyor. Simsiyah gözleri ufuktaki ağartıya dalıyor. Ansızın sırtına yalayan soğuk rüzgardan ötürü kılıcını yere atıp kollarını koltuk altlarına saklıyor. Atına bakıyor. Kara at gece karanlığında tam bir hayalet gibi, orada taşa kesmiş, orada tıraşlanmış bir heykel gibi kıpırdamadan duruyor. Tabiata uymuş, susmuş, sanki nefes bile almıyor. Süvarisi ata yaklaşıyor. At halen kıpırdamıyor. Elini sağ kulağına götürüyor. Serçe parmağını içine sokup sallıyor. Birden bağırmayı deniyor. Bağırıyor. Avazı çıktığı kadar… Yok! Ses yok! Birden başını atına çeviriyor. At da birden binlerce sineğe dönüşüyor. Sinekler aynı yüze… Aynı yüz aynı şekilde karanlıktan yaklaşıyor. Aynı şekilde bağırıyor: “Uyaaaaan!...”
Birden uyandı. Sabah namazı geçmiş, güneş çoktan doğmuştu. Eli ile yüzün kapattı. Besmele çekip Ayetü’l-Kürsü’yü okudu, sol yanına tükürdü. Tekrar, tekrar yaptı aynı şeyi. Ateşe baktı. Duman bile kalmamıştı. Atına baktı. Siyah at kızıl güneşin yamacında ışıl ışıldı. Uzun adımlarla atın yanına gitti. Rüyası aklına geldi. Sağrılarını okşadı hayvanın. At tımar sandı ki tıkır tıkır arka ayaklarını oynatmaya, kuyruğunu ritimli bir şekilde sallamaya başladı.
- “Deli soyha!” dedi. Arkasını döndü ve testiye uzandı. Baktı su az. Pınar yakındı ama gümüş eyerlerini toplayıp atını eyerledi. Zırhını kuşandı. Silahlandı. Saçları ap ak, kaşları ap ak, Beli bükülmemiş, dik. Elleri de titremiyor. Sanki yirmilik delikanlı. Gözleri yorgun ama, dudakları titriyor bazen, dalıp gidiyor uzaklara. Semerkant’ın taş sokaklarına uzanıyor zihni. Her şey berrak. Sanki dün gibi, sanki sabah olmuş gibi her şey. Tamgaç Han İbrahim camisinin kalın, helozonik minaresinin dev gölgesinde oynadıkları oyunlar geliyor aklına. Şehre hakim bir tepe üzerine kurulu Karahanlı kalesinin üzerinde dalgalanan çift başlı kartalın ayakları altında kalmış gibi duran şehrin Şii halkı üzerlerine her sabah doğan Türkmen güneşinin ateşi Daryüs’ün Mecusi ateşinden daha kavurucuymuş gibi, halkın Tuğrul Bey’e karşı sessiz şikayetleri geliyor aklına. Atının dizginlerini gerdi. Hayvan durdu. Üzengileri üzerinde doğruldu. Bacakları gergin. Hayvan alışmış bu duruma kıpırdamıyor. Gözleri boşluğa bakıyor. İkisinin de gözleri dumanlı. Malazgirt günü. Gökyüzünde öbek öbek bulutlar var. Şakaklarına ak düşmüş, sakalının ucu ağarmış, bakışlar yıldırım gibi. Gümüş zırhı, gümüş miğferi ışıl ışıl. İkindi vakti Doğu Roma ordusunun arkasına ulaşmış, arka saflarını darma dağın etmiş, bütün geri dönüş yollarını tutmuştu. Askeri ile beraber savaşıyordu. Kılıç elinde pervane gibi. Karşısına çıkan rakiplerini birer darbede düşürüyor. Atından inmiş, yaya. Karşısındaki şövalyeye salladı kılıcını. Şövalye sol kolunu siper etti. Kolluğu parçalandı. Afşın sol ayağı ile kuvvetli bir tekme vurdu şövalyeye. Şövalye daha yıkılmadan kılıcını rakibinin çenesi ile gırtlağı arasına sapladı. Çekti. Düştüğünde gözleri solmak üzereydi. Sağındaki, solundaki askerleri bir bir oklanıyor. Şaşkın şaşkın arandı. Muhtemelen kendisine atılan oklar hedef şaşıyordu. Okçuyu buldu. Kırk elli adım uzakta. Sol gözü kör bir okçu. Orta yaşta bir adam. Zırhına bakılırsa şövalye. Yayına okunu yerleştirirken görüldüğünü fark etti. Çirkin, kahverengi dişleriyle sırıttı. Afşın koşmaya başladı ona doğru. İlk gelen oku kalkanladı. Kalkanı çatlayınca bıraktı. İkincisinden sola, üçüncüsünden sağa kıvrılarak kurtuldu. Okçu şaşkınlıktan olsa gerek oklamaya değil de izlemeye konsantre oldu. Afşın oksuz, sadaksızdı. Ne yapacağını gözlemeye başladı şövalye. Afşın’ın koştuğu istikamette iki askeri rakip aramakta. Planı sezdiler. Afşın yetişince ikisi de kapandılar. Kapanmak, ok saldırılarında bir savunma şekli idi. Kalkanlar gökyüzünden gelen oklara karşı dururdu. Afşın kalkanlardan birine basarak zıpladı. Yaylanan kalkan Afşın’ı biraz daha havaya kaldırdı. Afşın ile Kör şövalye karşı karşıya geldiler. Arada başka bir şey yok. Rüzgar bile yok. Afşın kılıcını öfke ile fırlattı. Şövalye donmuş, olanlara inanamaz bir bakışla izliyordu. Eğilmeye fırsat bulamadı. Kılıç sırıtan dişlerini parçalayıp ağzından içeri girdi. Afşın yere yuvarlandı. Miğferi başından düştü. Kalktı ama bulmaya fırsatı olmadı.
Sonra aklına Alamut geldi. Gördüğü işkenceler. Hatırlamak istemedi. Eyerine oturdu. At uzun süre nefesini tutmuş gibi soluyordu. Atın boynunu okşadı. At yine tımar sandı. Tıkırdamaya başladı.
- “Sen herhal hep deliydin de ben bilemediydim” dedi. Üzengiledi. Yine Oğuz nesli dünya yüzüne hakimdi. Çin’den Adriya Denizi’ne, Kıpçak Bozkırlarından Hint ülkelerine kadar bütün hükümdarlar Selçukoğlu Melikşah’ın beratıyla ayakta durmakta idi. Özkent, Balasagun, Karabalgasun… Ne kadar turdu varsa Türk’ün en eski, hepsi Selçukoğulları ile tevdi edilmiş, hepsi yek pare Çift başlı kartalın altında birleştirilmişti. Başladığı yerde bitirmek istiyordu her şeyi. Dili damağına bağlanmıştı uzun zamandır. Adını sanını unutmuş, eli ayağına dolanmıştı. Çok zamandır Rum ülkesinden, Anı’dan, Tebriz’den, Antichot’tan, Edessa’dan, Musul’dan Balasagun’a, Özkent’e, Kaşgar’a kadar Umuroğlu diye anılır, ne kadar eşkıya varsa henüz görülmemiş bir hayaletten korkar olmuştu. Ak saçları uzun, yıldızların altında ışıl ışıldı. Ne zaman akşam olmuştu. Kuzey ufkunda bir kızıllık gördü. “Semerkand” dedi sessizce. “Semerkand.” Her şeyin başladığı yer…



Telif Hakkı Uyarısı Ayn Aldavlâ1 isimli yazı, Şaban Kutluca tarafından 22.03.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
Nüsret Gümüş yazıyı favori listesine aldı...
Nüsret Gümüş
Nüsret Gümüş / 19.06.2008
tebrik ederim çok güzel olmuş başarılar dilerim


Temmuz
4
Kanlı Hacı Osman
Mehmet KayaEfsane Hikayeler • 28 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
26
Ateş ve Suyun Hikayesi
Abdullah KaramanEfsane Hikayeler • 233 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
21
Garipti Zaten O Gün(9son)
Zeynep BeygoEfsane Hikayeler • 96 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
13
Garipti Zaten O Gün(7)
Zeynep BeygoEfsane Hikayeler • 138 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
11
Garipti Zaten O Gün(6)
Zeynep BeygoEfsane Hikayeler • 119 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
6
Ateş
Şaban KutlucaSoyut Şiirler • 42 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
2
Vücûd1
Şaban KutlucaSoyut Şiirler • 37 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
22
Maviye Değdi Başım
Şaban KutlucaToplumsal Şiirler • 163 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
22
Ayn Aldavlâ1
Şaban KutlucaEfsane Hikayeler • 257 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
17
Geldin
Şaban KutlucaÇanakkale Şiirleri • 94 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
14
Bayezid 2
Şaban KutlucaEfsane Hikayeler • 777 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Şubat
5
Ali
Şaban KutlucaEfsane Hikayeler • 593 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
22
Tuna
Şaban KutlucaKültür ve Sanat Hikayeleri • 353 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
13
Bir Kadı
Şaban KutlucaKültür ve Sanat Hikayeleri • 324 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
22
Ayn Aldavlâ1
Şaban KutlucaEfsane Hikayeler • 257 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Ayn Aldavlâ1, Ayn Aldavlâ1 hikayesi, Ayn Aldavlâ1 hikaye, Ayn Aldavlâ1 nedir?, Ayn Aldavlâ1 hakkında bilgi, Ayn Aldavlâ1 hikayeleri, Şaban Kutluca hikayeleri, Ayn nedir, Ayn hikayesi, Ayn hikayeleri, Aldavlâ1 nedir, Aldavlâ1 hikayesi, Aldavlâ1 hikayeleri,






Okudunuz Mu?
Seyit AliÖztürk
Seyit Ali Öztürk




Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Montana Music | Charity | Quick Collect | Car Insurance | Remortgages | Video | Arkadaş