Türk Dil Bayramı ve Balkusan Kriterleri
Balkusan, Karamanoğullarının ilk merkezi. Şuan Karaman’ın Ermenek ilçesine bağlı bir köy. Dağların zirvesindeki bu şirin köy Türk tarihine damga vurmuş bir yer. Balkusan’ın başka bir anlamı da zaten “arı” demek. Yani arı gibi çalışkan, arı duru, temiz, güzel yüzlü, cesur yürekli insanların yaşadığı bir yer.
Bundan 730 yıl önce bu köyde, düzene kafa tutan bir kriter belirlenir. Toros dağlarındaki Türkmen beylerinden bilhassa Göksu vadisindekilerle bir araya gelen Karamanoğlu Mehmet Bey kendi vatanlarında garip kalan Türkmenlere baş olur. Selçuklu devletinde Arapçanın, Farsçanın devlet ve edebiyat dili olmasından dolayı seçkin zümre ile halk arasına adeta bir duvar örülmüştür. Ne halk seçkinleri anlar, nede seçkinler halkı. İşte bu sebeptendir ki Selçuklu artık zayıflamaya ayakları üstünde duramamaya başlar. Önlerine gelen her şeyi bir kasırga gibi yerle bir eden Moğollar ise artık Selçuklu sınırlarına çok yaklaşmıştır. İşte bu şartlarda Balkusan’da bir araya gelen Türkmen beyleri hem aşiretlerini hem de Selçukluyu ayakta tutmak için bir ordu kurarlar. Amaçları hem devleti ayakta tutmak hem de aşağılanıp horlanan Türkmenleri ve Türkçeyi layık olduğu yere getirmektir. Bu kriterleri benimseyen Mehmet Bey ve beraberindeki ordu Larende(Karaman) üzerinden başkent Konya’ya ulaşarak aldıkları kararları bütün dünyaya deklare ederler. Sultan Alâeddîn Siyavus ile el ele veren Mehmet Bey hem Moğolları durdurmak hem de Selçukluyu ayakta tutmak için bazı icraatlar yapar. Bunların en başında da Türkçeyi resmi dil ilan etmek gelir. Takvimler 13 Mayıs 1277’yi gösterdiğinde artık Selçuklu veziri olan Mehmet Bey bir ferman yayınlar:
“ Bu günden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya”.
Kapıya dayanan Moğol cellâtlarıyla Mehmet Bey’de baş edemez. Nihayetinde Selçuklu işgal edilir, Mehmet Bey ve kardeşleri Göksu vadisinde şehit edilir. Halkının var olması için yola çıkan büyük insan, bir buçuk ay sonra tekrar beyliğinin merkezindedir ama bu kez sessiz sedasız. Çünkü haykırmak istediğini haykırmıştır bütün dünyaya, “Biz Türküz; Türklerin dili de Türkçedir” diye. Artık bu sözün üzerine başka bir söz söylemeye gerek var mıdır? Moğollar ve işbirlikçileri onu susturmaya çalışsa da O, Balkusan’dan hala haykırıyor bütün Türklere; “Diline sahip olamayan milletler yok olmaya mahkûmdur” diye.
***
Bugünlerde 731. sini kutladığımız Türk Dil Bayramında Türkçe, TDK verilerine göre; "Lehçeleriyle beraber dünyada 220 milyon insanın konuştuğu ve Çince, Arapça, Hintçe gibi tek bir dil gibi kabul edildiğinde konuşma açısından dünyada beşinci dildir. Coğrafyaları birleştiren bir kimliği de bulunan Türkçe; artık bilim, edebiyat, kültür ve sanat dilidir". Mehmet Bey’ler bu uğurda ölmese belki de bizler çocuklarımıza ninni, kaybettiklerimize ağıt, sevinçlerimize türkü olamayacaktık. Bir garip dil konuşan bir garip millet olarak yaşayacaktık ama asla Türk kalamayacaktık. Can Dündar’lar kalbimizin içlerine bu kadar ilerleyecek sözcükler bulamayacaktı. Nazım’ın, Ümit Yaşar’ın, Karakoç’un, Arif Nihat’ın, Beyatlı’nın ve daha nicelerinin dizeleri bizi bu anlatmayacaktı. Şehit olan yavrulara analar, Türkçe ağlayıp başka dillerde ağıt yakacaktı. Gençlerimiz Türkçe sevdalanıp, bilmem hangi dilde sevdasına karşılık bulmadığından yakınacaktı. Çocuklarımız içlerinden gelen Türkçe kahkahalara bir garip bakacaktı…
10 Mayıs 2008- Bekir CEVİZCİ
* Lütfen alıntı yaparken kaynak gösteriniz.
Bu yazıya sadece yazarın arkadaşları yorum yapabilir
Tavsiye Et :