Bastım Da Kırıldı İğdenin Dalı
Seviyorum karanfilleri,zambakları,gelincikleri ama en çok iğdeyi seviyorum, doya doya içime çekmeyi kokusunu.Ben taşların,mermerlerin içinde yüksek yüksek binalarda geçirdim çocukluğumu.Hiç ağaca bakmadı evimiz.Hep betondu manzara.AĞaçları çiçekler isimlerini bilmezdim koca yaşımda ama geç de olsa bir gün tanıdım onları.
Gelinciği sevdim nazikti,hassastı kırmızydı en alıcısından;papatyaları topladım teker teker sayarak,menekşeleri suladım ağlayarak ama en çok iğdeyi sevdim.Ve şimdi yirmiikimde hergün bir iğde ağacının önünden geçiyorum ve duruyor kapatıyorum gözlerimi çekiyorum içime kokusunu doyasıya hem de ulu orta hemde sokak ortasında ama ne yapayım geç tanıştık geç koklaştık biz onla.Sonra devam ediyorum aynı kokuyu araya araya gidiyorum yoluma.
Bir gün bir şiir okuyorum, sanki ben yazmalıymışım bu şiiri sanki benim parmakalarımdan dökülmeliymiş bu dizeler.İLk defa üzülüyorum iğde yüzünden çünkü bu satırları ben yazmalıydım ben.İşte bu şiiri ben yazmalıydım:
İĞDE AĞACI
Her sabah yürekten selâmladığım,
Baharda süslü, kışın çırçıplak,
Ana, kardeş gibi düşünürüm, sevgili
Bir halin var pek dokunur içime;
Ne kaygısız deyip imreniyorum sana,
Yerini beğenmiyorum bizim bahçede;
İçimde sanki beraber yaşıyoruz.
Sarı çiçeklerin erken tomurur;
Her halde hapislerle komşusun;
Yapraklarına özlem türküleri dokunmuş;
Dalların yıldızlarla konuşur;
Köklerin bilinmez düşlerde.
Neden bizimle konuşmuyorsun?
O canlı, dipdiri duruşunla,
Hep onu düşündürüyorsun,
Görmüşlüğün var mı iğde ağacı?
Özgür yaşamayı biliyor musun?
Oğuz Tansel
Ve ben bugün bir nefesten daha da uzunca durdum iğde başında hem kokladım hem bir türkü tutturdum:
`Atımı bağladım iğde dalına
Oturdum ağladım kendi halıma
Bir defter bir kalem verin elime
Yazayım derdimi ben o zalıma`*
Ne kalem durdu elimde ne derdim döküldü hece hece,atım yoktu bağlayamadım iğdeye,oturdum ağladım bir tek iğde dinledi belki de...
*Türkülerden