Batı`nın Bilimi Üzerine
Biz Türkler Batı’nın bilimine özenmişizdir hep. Onların bileğinin bükülmez olduğu düşüncesine sıkı sıkıya bağlı kalmışız. Kendi içimizdeki cevherleri ya görmezden gelmişiz ya da onlara gereken önemi vermemişiz. Tarihe dönüş yaptığımızda bilimin ortaya çıkışının ve gelişiminin aslında öyle olmadığını anlıyoruz. Gelin, beraber göz atalım:
“Orta Çağ Hristiyan skolastik dünyasında doğa bilimleri gelişmemiştir. Çünkü Hristiyanlık maddenin varlığını kabul etmiyordu ve tek varlık olarak ruhu görüyordu. Bu nedenle Albert Lange’nin dediğine göre batıda o dönemde doğa bilimleri gelişmedi. Bilim kurumları kilisenin tam kontrolündeydi. Onlar da Aristotales’e sıkı sıkıya bağlıydı. Öyle ki Gözle görülene değil Aristotales’in yazdıklarına inanılıyordu. Ama bir hayvanın ağzını açıp da dişlerini sayana inanılmıyordu. Buna karşılık İslam bilginlerinin eserleri İspanya ve Sicilya yoluyla batıya geçti. Böylece 13 yüzyıldan itibaren batıda Rönesansın temelleri atılmış oldu ve skolastik anlayış yıkılmaya başladı.”
Bu bilgi bir ders kitabından alıntı. Sayfalar arasına sıkışıp kalmış bilgiler arasından çekip çıkardığımız bu paragrafın bize anlatmak istediği gayet açık ve net. Bize bunun altını tekrar tekrar çizip okumak ve iyice kavramak düşüyor.
Orta Çağ’da insanlar yerlerinde sayarken, İslam dünyası bu konuda tavan yapmış durumda. İbni Sina, Biruni ve daha niceleri. Fakat ne yazık ki tarih boyunca özellikle Osmanlı döneminde batıyı kendilerine model alan aydınlarımız işi hayranlık ve taklitçilik boyutuna ulaştırmış ve batıya adeta tanrı-insan gözüyle bakmışlardır. Kendi bilginlerine ve özlerine sırtlarını dönmüşlerdir.
Verilen bilgiye göre Avrupa’da çığır açan Rönesans’ın temelleri de yine doğudaki bilim adamlarımızın çalışmaları ve buluşları sayesinde atılmıştır. Zifiri karanlıktan aydınlığa geçen Batı, bu temellendirmeler üzerine dinin etkisinden sıyrılıp kendine gelmiş ve bilimsel çalışmalara “start” vermiştir.
Bir binanın temeli olmazsa üstüne kat eklenemeyeceği gibi, bugünkü bilim ve teknolojisine bu sayede ulaşmış olan Batı dünyası, Türk bilginlerimize çok şey borçludur diyebiliriz.