Bedel(2)
Küçüklüğümden beri karanlıkta kalmaktı en büyük korkum. Yaptığım yaramazlık için mi cezalandırılmıştım? Acaba şimdi gündüzü mü yoksa geceyi mi yaşıyordu bedenim. Ya da yaşadığını zanneden bir ölü müydüm?
Ölemezdim… Çünkü hala oynatabiliyordum el parmaklarımı. Belimden aşağıya ise hissetmediklerimdi. O da iliklerime kadar işleyen soğuktan olsa gerek.
Ellerimle sıvazlamaya çalıştım toprağı. Tırnaklarımla gücüm bitinceye kadar tırmaladım. Olmadı… Yavaş yavaş ölüme terk edildiğim mezarımdaydım. İnsafsızlıktı, bir insanı diri diri toprağa gömmek.
İmkansız.Bu bir vahşet!Çevremde uçuşan,beni seven insanlar mı yaptı?Asla…
Ne tuhaf… Düştüğüm halime bakın. Mangalda kül bırakmayan, akıllı geçinen, küstah birisiydim belkide. Üzerine toz kondurmayan, şımarık genç bir kız… Şimdi ise neyim? Açlıktan, susuzluktan nefesi kokmuş bir zavallı…
Gözlerimi açmak istedim. Kumların yükünü kaldıramayacak kadar güçsüz kalmıştı. Bir güç ses tellerimi koparıp atmıştı. Toprak emmişti, bütün hücrelerimdeki suyumu… Çektiğim işkenceli dakikalar…
Sonrasında gelen, ağır basan uykum…
Bir an çok yakınımdan gelen bir sesle uyandım. “Anneciğim ne olur kurtar beni!”Yürekten kopan bir feryattı. Körpe bir çocuğun sesiydi sanki… Ciğerim parçalandı.
Peki, bu çocuğun burada ne işi vardı? Allah’ım bu bir katliam mıydı? Peşpeşe gelen sorularım beynimi kemiriyordu. Yoksa biricik aşkım dediğim İbrahim… Canımdan çok sevdiğim insan mı bizi buraya mahkûm etti? Ama neden… Neden…