Bedel(3)
İyice saçmalamıştım. İbrahim’i de katil yapmıştım ya, helal olsun bana… Mantığımı yitirmiştim. Ağır ağır ilerliyordum ölüme uzanan yolda. Ruhumu teslim etmeye razı olmuşken, ufaklıktan gelen ikinci bir ses beni diriltmişti. Küçük bir çocukta olsa sıcaklığını/nefesini hissediyordum. Dilimin, damağımın kurumasına rağmen, birbirine yapışmış dudaklarımdan çıkmakta zorluk çeken bir sesle:
—Küçük! Adın ne?
—Abla sen misin?
Beni dinlemiyordu bile. Israrla ailesinin adlarını sayıklıyordu. Kendinde değildi. Adını bir türlü öğrenemediğim yavrucağa “Küçüğüm” demeyi düşünmüştüm. Tekrar ona doğru yönelerek:
—Küçüğüm, korkma. Bak yanındayım.
Kandırmaya çalışsam da ağlamaktan sesimi duymuyordu. Pes etmemeliydim. Acısını hafifletmeliydim. Bunu da ne kadar başarabilirdim? Bilmiyordum…
Biraz bekledikten sonra küçüğümün ağlamaklı sesi kesilmişti. Panikledim. Ellerimle bedenimi, onun olduğu yere doğru itmeye çalışıyordum ki elime gelen bir tutam saç, beni ürkütmüştü. Biraz daha ilerlemeye çalıştım. Tekrar dokunduğumda ise yanı başımda, soğumuş/katılaşmış bir cesedin yattığını fark ettim. Gözüm dönmüştü.Bir an küçüğün de öldüğünü zannettim. Tüm gücümle bağırdım:
—Küçüğüm ölme! Yalvarırım ölme! Ablacığın şimdi yanına gelecek. Seni bağrına basıp, öpüp koklayacak. Ses ver küçüğüm! Sessss…
Kopardığım feryadın faydası olmamıştı. Tekrar etrafı sessizlik bürümüştü. Ölüm saniye saniye kazandığı zaferi kutluyordu. Hayır… Yılmamalıydım. Annemin sözleri aklıma gelmişti. “Zor durumlarda dualara sarıl yavrum” derdi. Allah’a içten bir yakarışla dua etmeye başladım:
—Allah’ım ne olur! küçüğüme can ver.Onun yaşayacak daha çok günü var.Ömrüne ömür kat.Hatta benim canımı al,onunkini değil…
Dualarımı bağrımda yanan ateşte közledim.Sırf küçüğüm yaşasın diye….Ama yine de ses gelmedi.Demek ki Rabbim dualarımı duymak istemiyordu.Belki de katında ,yalancı bir kul olduğum içindi.
Bütün ümitlerim yıkılmıştı.Çok geçmedi.Uzaktan gelen bir ses:
—Kimse var mı?