Ben ve Demirel
12 / 1 / 2007 Cuma tarihinde Ali Tanırlar tarafından eklendi, 162 kez okundu...
“Sabah 6:30 gibi kalkmıştım. Alelacele lavobaya gittim ve elimi yüzümü yıkayıp koğuşa geri döndüm. Ben Fen Lisesinin devlet ait bir yurdunda kalıyordum. Bu yurttaki her odaya koğuş derdik. Her koğuşta yaklaşık olarak 10 kişi kalırdı. Ben girişin solunda ve pencereye yakın olan ranzada ve üstte kalırdım. Hep altta kalmak istemiştim ama koğuş değiş...” Okuyucu Puanı ;
Ben ve DemirelSabah 6:30 gibi kalkmıştım. Alelacele lavobaya gittim ve elimi yüzümü yıkayıp koğuşa geri döndüm. Ben Fen Lisesinin devlet ait bir yurdunda kalıyordum. Bu yurttaki her odaya koğuş derdik. Her koğuşta yaklaşık olarak 10 kişi kalırdı. Ben girişin solunda ve pencereye yakın olan ranzada ve üstte kalırdım. Hep altta kalmak istemiştim ama koğuş değişikliği yaptığım için en kötü yer bana kalmıştı. O gün yine alelacele hazırlanıp okula doğru yoloa çıktım. Uykuluydum herkes gibi. Sınıfa girdik ve nöbetçi hocayı beklemeye başladık. Saat 7 ile 8 arasında sabah etütümüz vardı. Etütler Fen Liselerinin en belirgin özelliği olarak görülür: Ama benim için sabahın bu saatinde kalkıp ders çalışmak işkence gibiydi. Hele okulunuzu sevmiyorsanız ve tanımadığınız bir şehirdeyseniz. Sabah etütlerinde hep uyuklardım. Ama uyuklarken nöbetçi hocaya yakalanmamam gerekiyordu. Zaman zaman yakalanmışlığım olmuştur. Uyarılar almışımdır. Hoca gelip yoklamayı aldı ve çıktı. Ben ise hemen kafayı vurup uyumaya başladım. Sınıfın en arkasındaydım. Her zaman sınıfın en arkasında oturmayı tercih ederdim. Bu tembelliğimden değildi. Canım sıkıldığında derste başka şeyler yapabiliyordum. Kitap okuyabiliyor veya şiirler yazabiliyordum. Liseydeyken adına saçmalıklar defteri adını verdiğim bir defterim vardı. Oraya şiirler ve hikayeler karalardım. Lisedeyken biraz şairdim tıpkı her lise gencinin olduğu gibi. Zil çalmış ve bizler hemen aşağıya indik o gün. Koşa koşa yemekhane yolunu tuttuk. Yemekhanede her zaman ki gibi yine sıra vardı. Ve biz lise 1 ler olarak hep en arkada olurduk. Önce 3 ler sonra 2 ler ve en sonunda 1 ler yemek alırdı. Tabi en kötüleri hep bize kalırdı. Sıraya girmiştim. Nihayet sıra bana geldiğinde kahvaltı tabağımda çok haşlanmaktan patlamış bir yumurta bir kaç tane zeytin ve bir dilim peynir. Yanında demir bardaklarda verilen iğrenç bir çay. Yerime oturmuş ve kahvaltımı yapmıştım. Ders saat 9 da başlayacak ve bim fazla vaktim yoktu. Yukarı çıkıp dişlerimi fırçaladım ve kitaplarımı alıp sınıfıma yolandım. Kitaplarımı aldıktan sonra sabah toplanması için bahçede toplandık. O gün yine geç kalanlar olmuştu ve geç kalanlar her zaman k gibi bahçeyi temizlediler. Bazen de yatakhane kapıları kilitlenir ve eğer geç kalmışsanız orda tıkılıp kalırsınız. Toplantıdan sonra yukarıya çıktık ve sınıfta beklemeye başladık. Ama hoca bir türlü gelmeyi bilmiyordu. Hatırlıyorumda bir defasında matematikçimizin kızı hastalanmış ve Ankaraya gitmişti. Bu bir hafta boyunca derslerimizin boş geçmesi demekti. Buna ne kadar sevindiğimizi anlatamam. Hocanın kızını hastalığına mı seviniyorduk. Ne garip bir tavır bizimkisi. Hatta bir ara hocanın ayağının kırılması için dua bile etmiştik. Matemaktik dersinden hep nefret ettim. Hocamız çok zeki biriydi ama o kadar zor soru soruyorduki çok nadiren yapabiliyordum sorularını. Hep nefret ettim. Bir araya dışarıya bakmıştım. Bir kaç otobüs bahçeye girmişti. Galiba yola çıkacaktık. Ama nereye. Saat on gibi haber geldi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Malatyaya geliyor ve biz de en iyi okul olarak onu karşılamaya gidecektik. Neyse otobüslere doluştuk. Yola çıktık. Uzun bir yolculuktan sonra askeri havaalanın yanında durduk ve dışarı çıktık. Beklemeye başladık. Demireli karşılayacaktık. Bekle.. Bekle.. Hep bekliyorduk. Bir ara Derviş diye bizim sınıftaki bir arkadaşın(kendisi şehit oğlu olur ve koyu bir ülkücüydü. Hep merak ettim babası şehit olduğu için mi ülkücüydü. Yoksa ülkücüler ona el uzattıkları için mi? Yada nefretinden dolayı. Hiç bir zaman bunları soramadım. Hep onun yarasını deşmekten korktum.) walkmani parçalara ayrılmak üzereydi de ben ona haber verdim ve sony sini kurtarabildi. Hala bekliyor ve muhabbet ediyorduk. Ama hala bir gelişme yoktu. Kendimize eziyet etmekten zevk almaya başlayacaktık. Bu arada öğle olmuş ve bizler hem susamaya başlamıştık vede acıkmaya. Ama ne suyumuz nede yiyeceğimiz vardı. Çoban Sülo o kacaman vücuduyla bizi doyuracaktı. Arkadaşlardan bazıları aşağıda bir alevi köyü olduğunu söylemişlerdi. Oraya gidelim. Belki yiyecek ve su alırız demişlerdi. Ben ve bir kaç kişi yokuş aşağı indik ve köye girdik. Köyde bir kaç eve baktık. Sonunda biri bize kapısını açtı. İçeri aldı ve birşeyler ikram etti. Tabi ben çekiniyordum. Çünkü onlar aleviydi. Onlar Ali taraftarıydı. Ama ben onlar gerçekte Ali taraftarı olmadığı ve taraftarlığı tamamen saptırdıklarıydı diye düşünüyordum. Tüm tepkiselliğim yada üst sınıflardan birinin tanımlamasıyla anarşistliğim üzerimdeydi. Ama sabredebildim bir de onlar bize kapılarını açmış ve ekmeklerini paylaşmışlardı. Nankörlük etmemem gerrkiyordu. Bende herkesin beklediği gibi nankörlük yapmadım. Toplumdan olmuştum. Sonra geri döndük ve hala ordaydık. Sonunda bir uçak göründü ve havaalanına indi. Nihayet gelmişti Baba. Yarım saat sonra bir konvoy ile geçti yanımızdan. Biz onu bekliyorduk ama o bizi görmiyordu. Tüm umutlarmız suya düşmüştü. Görecektik ve dönecektik. Bitecekti bu işkence. Yine bekledik. Onun dönüşünü bekleyecektik.Yeniden umut edecektik. Saatler sonra konvoy döndü. Konvoy durmayacak demiştim. Ama yanıldım. en büyük hediyemizi alacaktık Babayı dünya gözüyle görecektik. Arkadaşlardan biri şimdi bir yağ tulumu göreceğiz. Üzerimize bulaşmamasnı dilemiştim içimden. Sonunda araba durdu. Baba dışarı çıktı. Elinde fötür şapkası vardı. Millet ona koşmaya başlamış ve o mübarek eli öpmeye başlamıştı. Ben en arkalarda olanlara bakıyordum. 28 Şubat baş kahramanı karşımızda şapkasını sallıyor ve mübarek elini öptürüyordu. Öpenlere her halde cenneti vaddediyordu. Hala en arkalardaydım ve asla ona gitmeyecektim. Sonra arkama döndüm ve Büyük İrtica avcısını yok sayıyordum. Büyük Komünist avcısı Carter dan nefret ettiğim gibi Büyük İrticacı avcısından da nefret ediyordum. Nihayet Babanın aklına geldi gitmek. Arabasına bindi. Arkasını döndü bana. Ama bilmediği ben çoktan ona arkamı dönmüştüm ve asla arkama bakmazdım. Gitti. Otobüslerimize bindik. Geri dönüyorduk. Arkadaşların işin muhabettine dalmışlardı. Bazıları İngilizce hocamızın o hangeme içinde yanlışlıkla korumanın elini öptüğünü söyleyip gülüyorlardı. Döndük. Akşama yemeğimizi yedik. Sonra etütlere girdik. Ardından ben arkamı dönüp uyudum yatağımda. Çok şeye arkamı dönmüştüm. Ama önümde ne vardı kim bilir...
Eylül
29
Eylül
29
Eylül
20
Eylül
1
Eylül
1
Haziran
7
Sami Karayel`in Günlüğünden
• Ali Tanırlar • Yaşamdan Hikayeler • 82 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
17
Mayıs
16
Mayıs
15
Nisan
30
Mart
12
Mayıs
16
Mayıs
17
Mayıs
15
Nisan
30 |
![]() |
|
||||||