Benim Gücüm LanetimBenim Gücüm LanetimEve geldiğimde aklım hala Ankara’da yaşanan kazadaydı. Arkadaşım Metin’le beraber arabayla ilerliyorduk. Metin benim on üç yıllık arkadaşım. Yanında kendimi çok rahat hissederim. Yine öyle kendimi salmış bir halde ondan bundan bahsediyorduk. Yanımızdan hızla bir araba geçti. Metin okkalı bir küfür savurdu, direksiyon hakimiyetini geri kazanmaya çalışırken. Ben de toparlanarak ön koltuk camından kafamı çıkartıp baktım arabanın arkasından. Sonra kızgınlığı geçen Metin’e bakıp gereksiz de olsa sinirlendiğimi belli etmek için söylendim.“Kafa üstü gelesin emi! Allah belanı versin!” Benden böyle bir saldırganlık görmeye alışmamış arkadaşım şaşırdı. Metin sigarasını yaktı ve sohbetimize devam ettik. Birazdan Ankara’da alışık olmadığımız bir şekilde trafikte yoğunluk baş gösterdi. Biz muhabbetimize ara verip ne olduğunu anlamaya çalıştık. Az önce yanımızdan hızla geçen beyaz spor araba takla atmıştı. Kaza mahallinden geçerken sanki suçlusu benmişim gibi daha bir koltuğa gömüldüm. Arkadaşıma durmamasını söyledim. Sanki polis geldiğinde ilk bizi sorgulayacakmış gibi hızla kaza yerinden uzaklaştık. Ankara ziyaretim boyunca o kazadan çok bahsetmedik. Ben mi takla attırdım arabaya da konuşacağız? Gelgelelim içimdeki sıkıntıyı Metin de fark etmişti. Konuyu açmadı pek. Haberleri izliyordum. Aradan geçen dört gün, meselenin benim bir kuruntum olduğuna inanmaya başlamam için yeterli bir süreydi. Önümde cips kasesi her zamanki saçma siyasetçi konuşmalarını dinliyordum. Basın toplantısı yapıyordu siyasetçimiz ama hareketlerinde yapmacık samimiyetler vardı. Seçimlerin yaklaştığı belliydi. Bu suni tavırlarına kızıp başladım sövmeye. “Söylediğin yalan kadar başına taş düşsün emi! Şerefsiz herif!” Belki de son kelime ağzımdan çıkmadan bulundukları bina sallanmaya başladı. İzlediğim kanalın muhabiri birkaç saniye daha görüntü çekebildi. Üç-beş saniyelik karanlık ekrandan sonra ana haber stüdyosuna bağlanıldı. Deprem olmuştu Ankara’da. Ben zaten girdiğim şoktan, elimdeki cips kasesinin düşünce çıkardığı ses sayesinde çıkabilmiştim. Evden hızla koşar adım çıktım. Kapının önünde çay içen annemin soru sormasına bile fırsat vermeden terk ettim bahçeyi. Mahalledeki parka vardım. Kendimi çimenlerin üstüne attım. Çıldırmak üzereydim. Bütün bunlara ben mi sebep oldum? Hayır! Hayır! Benim bir suçum yoktu. Başım çatlayacak gibi ağrıyordu. Etrafımda toplanan insanları net olarak seçemiyordum. Sonrasını hatırlamıyorum. Hastanede açtım gözlerimi. Ailem çok endişelenmişti bu durumdan. Hemen etrafıma bakındım. Odadaki televizyonu açtım. Annem ağlamaya başladı. Benim akıl sağlığımdan endişeleniyordu herhalde. “Dünkü Ankara depremi” diye bahsediyordu televizyonlar. Demek ki ben hastaneye dün akşam yatmışım. Ne oldu acaba? Ölen var mı? Depremin şiddeti küçük ama merkezi şehrin göbeği olduğu için hasar çoktu. Ölü yoktu ama çok sayıda yaralı vardı. Kanalı değiştirip diğer haberlere de baktım. Tam içinde bulunduğum koşullara inat bir mutlulukla televizyonu kapatacaktım ki benim ünlü siyasetçimin fotoğrafı çıktı karşıma. Hemen sesini arttırdım televizyonun. Annemin konuşmaları, burnunu çekmeleri, babamın odanın dışından bir şeyler anlatması, hepsinin sesi kısıldı. Görüntüler yine buğulandı. Depremde tek ölü vardı. Kafasına düşen kolondan fırlamış bir taş, onu beyin komasına sokmuş, yattığı hastanede kurtarılamayarak ölmüştü. Depremde tek ölü var ve o da benim haberlerde sövdüğüm siyasetçi. Hem de kolondan fırlayan bir taş ile. Düşünmekten bile korkuyorum. Ben tüm bunların sorumlusu olamam! Hayır! Kendimi yatağa bir ölü gibi bıraktım. Abim içeri girdi. Onu görünce sevindim. Her zaman da sevmişimdir abimi. Tam yatağımdan fırlayıp sarılacaktım ki durdurdu beni. “Dur oğlum dur, sakin ol. Aşağıda, danışma da resmi kıyafetli, güneş gözlüklü adamlar var. Seni soruyorlar. Yine ne işlere bulaştın birader sen?” Ne işi yahu? Ben bir şey yapmadım diye haykırmak istedim ama şimdi sırası değil. Kaçmalıydım. Nereden böyle bir şeyi duydular? Kim onlar? Hem kim haber verdi benim bu durumumu? Annemin şaşkın bakışlarını görünce kendime çeki düzen vermek zorunda olduğumu anladım. Hemen abime seslendim. “Abi bak bakalım koridora, geliyorlar mı?” Hemen fırladı kapıya. İşte abimin güzelliği bu. Her duruma çok çabuk adapte olabiliyor. Beni korumayı seviyor. “Merdivenleri çıktılar, çabuk çatıya!” Anneme bir bakış fırlattım. Konuşmadan üzgün olduğumu anlattım gözlerimle. Anlamış olmalı. Babamın etrafta gözükmemesi iyi oldu. Sorularıyla bunaltırdı beni. Abimin hızla merdivenlere doğru koşması bana zaman kazandırmak için olmalıydı. Camı açıp adımım dışarı attım. Zorda olsa kendimi yukarı çekip çatıya çıktım. Esen rüzgar üstümdeki bol pijamaları savurmaya başladı. Yaşadıklarımı aklım almıyor artık. Ne yapmalıyım? Kaçmalı mıyım yoksa teslim mi olmalıyım? Eğer geri dönersem suçum olmadığını ispatlasam bile bana sonrası için neler yapacaklarını Allah bilir. Belki de bir deney faresi haline dönüştürürler beni. Hem benim yaşadıklarım neydi ben bile bilmiyorum. Bir lanet mi yoksa güç mü emin değilim. Şimdi duraklamanın sırası değil. Kaçmalıyım. Camın açıldığını duydum. Abim ancak bu kadar oyalayabildi onları anlaşılan. Çatı üstünde ilerleyip diğer yüzüne geçtim. Koridorun diğer tarafındaki odalardan birinin camından içeri girmek istedim. Olmadı. Aklıma bir fikir geldi. Bu şartlarda bile beni gülümseten bu fikir için kendime dahi diyebilirdim. Ben normal biri değilim ki. Hemen lanet okudum. “Lanet olsun! Şu camdan içeri bir girsem!” Değişen hiçbir şey olmadı. Ben hala rüzgarda savrulan pijamalarımla, çatıda baykuş gibi duruyordum. Arkamdan gelen tıkırtılardan peşimdekilerin bana çok yaklaştıkları belliydi. Bir şeyler yapmalıyım ama ne? Muhteşem bir fikir geldi aklıma. Mademki ben bu gücümden emin değilim. Bunu denemeliyim o zaman. Ne yapacaksam hemen yapmalıydım. Ben de yaptım. Haykırdım tüm sesimle. “Lanet olsun size! Bu başıma gelenleri bütün dünya duysun. Hiçbir şeyi örtbas edemezsiniz.” Peşimdeki adamlardan biri yetişmiş ve elini omzuma atmıştı. Acaba bunların hepsi hayal mi? Benim kafamdaki safsatalar mı? Teslim olmak için geri dönerken ayağım kırık bir kiremit parçasına takıldı. Pijamamın üstü omzumu tutan adamın elinde kalıverdi. Ben dengemi kaybedip düşüyordum ama adam benden ümidini kesmemiş olmalı ki ayaklarımı tutmaya çalıştı. Baş aşağı düşmek üzereydim ki kafam cama çarptı ve ayaklarım da adamın elinden kurtuldu. Cam büyük bir gürültüyle kırıldı. Gövdemin baş kısmı odanın içinde ayak kısmı boşlukta, öylece çerçeveye takılı kaldım. Her tarafım kan içindeydi. Başımı çarptığım için müthiş zonkluyordu. Delinmişti herhalde. Kendimi zar zor içeri çektim. Odadaki hastalar başıma toplandı. Meraklı bakışları görünce bastım kahkahayı. Okuduğum lanet tutmuş ve camdan içeri girmiştim. Her şeyin gerçekleşme zamanı var. Bu benim elimde değil. Ayağa kalktım. Kapıda gözlüklü adamlardan iki kişi vardı. Çatıda da iki kişi olduğunu hatırlıyordum. Ben öğreneceğimi öğrendim. Hem bunları okuyorsanız zaten son okuduğum lanet de gerçekleşmiş demektir. Ellerinden kurtulabilirim belki ama böyle bir maceraya şu an hazır değilim. Bakalım dertleri neymiş, öğrenelim. Gözlüklerin arkasındaki ürkek bakışları görünce bir espri yaptım. “Lanet olsun, gidelim.” Eylül 2008
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Benim Gücüm Lanetim isimli yazı, Mustafa Çetin tarafından 19.09.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Hatice Engin yazıyı tebrik etti...
Adem Efiloğlu yazıyı tebrik etti...
Metin Akar yazıyı tebrik etti...
Pelin Yelda İpekçi yazıyı tebrik etti...
Tuba Bulgur yazıyı tebrik etti...
Müjde Özel yazıyı tebrik etti...
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
4
Kasım
25
Kasım
19
Ah Yaşanamamış Öğrenci Aşkları
• Mustafa Çetin • Aşk Hikayeleri • 189 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Kasım
17
Bir Katilin Durduğu Nokta
• Mustafa Çetin • Deneme / Karalamalar • 72 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Kasım
13
Haziran
8
Haziran
9
Mart
1
Ocak
16
Ağustos
13 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||