Bereketli YılBereketli YılAdam, alacakaranlıkta uyandı. Her yanı sızlıyordu. İnce kollarını ve bacaklarını geniş açarak gerindi. Yarı aralık gözlerle pencereye baktı, dışarı daha tam aydınlanmıştı. Bakışlarını oğlunun yattığı tarafa çevirdi, karanlıkta bir şey göremedi. Yatakta doğrulup, lambanın bulunduğu yere doğru emekledi. El yardımıyla çakmağı bulup lambayı yaktı. Oğlu battaniyeye bürünmüş uyuyordu. Güçlükle ayağa kalktı. Kolları, beli, ayakları dehşetli sızlıyordu. Yorgun argın dışarı çıktı. Kapıdaki su bidonundan ibriği doldurup, kulübenin arkasındaki çukura ayak yoluna oturdu. Şafak sökmüş, uzakta horozlar ötmeye başlamışlardı. Elini yüzünü yıkayıp kulübeye girdi. Çalı çırpı doldurduğu ocağı tutuşturup, çaydanı alevlerin üzerine yerleştirdi. Sofra bezini yere serdi, kulplu kalın bardakları raftan aldı, küçük bir tabağa zeytin koydu, yumuşaması için akşamdan sulayıp beze sardığı yufkaları çıkardı. Ocaktaki alevlerin üzerinde kaynayan suya kutudan parmak uçlarıyla aldığı çayı attı. Yufkaların arasına biraz tulum peyniri yayıp iki dürüm sardı. Bardaklara şeker koyduktan sonra, uyuyan oğlunun yanına çömeldi: "Sülümen len Sülümen uyuyon mu daha? Kalk haydi kalk!" dedi. Battaniyenin altından küçük bir kafa, ardından da cılız bir vücut çıktı. Bir süre oturduğu yerde gözlerini ovdu, bir iki esnedikten sonra kalkıp uykulu uykulu dışarı çıktı. Adam, içine şeker koyduğu bardakları çaydan da ki sarımsı su ile doldurdu. Önce oğlunun bardağını karıştırdı kaşıkla biraz alıp ağzına koydu, dilini damaklarından şapırdatarak tadını almaya çalıştı. Oğlunun bardağına ki kesme şeker daha koydu. O ara oğlu da geldi. Karşılıklı oturup kahvaltı yapmaya başladılar. Adam boşalan bardakları tekrar doldurdu, bu kez biraz daha koyulaşmıştı çay. Tabakasını çıkarıp bir sigara sardı, sırtını kulübenin duvarına dayayıp bağdaş kurdu. İkinci sigarasını ve çaydan da ki son çayı içtikten sonra dışarı çıktı. Güneş karşı tepenin ardından çıkmak üzereydi. Gökyüzü masmavi pırıl pırıldı. Bakışlarını kulübenin arka tarafından uzanıp giden geniş tarlaya çevirdi. Yel vurdukça bir o yana, bir öbür yana nazlı nazlı sallanan buğday başaklarına hayranlıkla baktı. "Çok şükür bu yıl yüzümüz gülecek, Allah nazardan saklasın!" diye mırıldandı, ardından tükürür gibi tu tu tu yaptı. "Sülümen, Sülümen!" diye oğluna seslendi. Süleyman, kahvaltıdan sonra battaniyenin üzerine uzanmış dinleniyordu. Babasının sesini duyunca isteksiz kalkıp gitti. "Bak Sülümen bak, bugün biraz daha büyümüşler senden uzun olmuşlar, kehribar gibi de sararmışlar!" dedi coşkulu bir tonla. "Yakında biçeriz artık, bu yıl bereketli bir yıl, yüzümüz gülecek inşallah!" "İnşallah!" dedi Süleyman da. "Haydi oğlum, hayvanı getir de şu zerzevatları yükleyelim, geç kaldım. Ben dönünceye kadar ekine ve bostana mukayyet ol! Bir gözün ekinde, bir gözün bostanda olsun!" dedi ve eşeğin sırtına bağladığı küfelere salatalık, patlıcan, domates doldurdu, bir çuval yeşil biberi de sırtına alıp kasabanın yolunu tuttu. "Anama da uğra, unutma!" "Unutmam, unutmam, sen gözlerini dört aç, ekine mukayyet ol, oldu mu? “Anama uğra ha!" “Tamam tamam.” dedi adam ve yoluna devam etti Bir saat sonra kasabaya vardı. Götürdüklerini, manav Muzaffer’e verip parasını aldıktan sonra eşeği mahalle arasındaki boş bir arsaya bağlayıp, kasabanın küçük hastanesine gitti. Karısı onun tek geldiğini görünce, yataktan güçlükle doğrulup cılız sesiyle: "Sülümen’imi ne diye getirmedin?" dedi ve çukura gömülmüş, gözleri yaş doldu. "Ekine, bostana bekçi bıraktım onu, nasıl oldun?" "Biraz daha iyiyim. Doktor da "Postu yırttın!" dedi, yakında salıverirler ellehem." Adam gazete kağıdına sardığı kebabı verip: "Ye şunu, soğumadan ye!" dedi, beraber getirdiği torbadan temiz çamaşırları çıkartıp karısının başucuna bıraktı, kirlilerini de götürmek için torbaya koydu. "Gideyim bari, çocuk yalnız! Başka bir ihtiyacın var mı?" "Bir dahaki gelişinde Sülümen’i de getir, özledim yavrumu!" "Eve gelene dek Sülümen’i göremezsin! Bostan çok iyi maşallah, domatesler birdin kızardı. İki günde bir zerzevat getirmem gerekiyor, ekini, bostanı bekçisiz bırakmak olmaz. Ekinler de bu yıl çok iyi, sen bir an önce iyileşip eve gelmeye bak. Haydi hoşça kal!" "Güle güle yavrumu öp yerime!" Adam kasabadan dönünce oğlunu kuru toprağın üzerinde, açıkta uyur buldu. Yanına çömelip saçlarını okşadı. Çocuk sıçrayıp kalktı: "Uyumuşum!" dedi suçlu suçlu. "Kuru toprakta uyuma bir daha, hasta olursun sonra. Hiç olmazsa altına hasır ser!" dedi adam ve küfeleri indirip eşyaları içeri taşımaya başladı. "Anam nasıl?" "İyi, yakında gelir." Sattıklarının parasıyla çay, şeker, yağ, tütün almıştı. Kasabadan aldığı kebap dürümlerini yiyip, karınlarını doyurduktan sonra, eşeği kuyunun dolabına bağladılar. Çocuk dolabı çeviren eşeğin peşi sıra dolanırken, babası da çıkan su ile bostanı sulamaya başladı. Güneş tepenin ardına çekilmiş, ortalığa serin bir gölge düşmüştü.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Eylül
26
Mart
9
Mart
9
Ağustos
31
Ağustos
30
Ağustos
30
Mart
9
Ağustos
31
Mart
9
Eylül
26 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||