Beyaz Adamın Renklere Yakarışı
1 / 7 / 2008 Salı tarihinde Deniz Tarsus tarafından eklendi, 254 kez okundu...
“Saat 10 olmuştu. Beyaz oda ilk bakıldığında soğuk havasıyla hiçbir canlının yaşamadığı hissini uyandırıyordu. Beyaz duvarlarıyla, yüksek tavanıyla kutsal bir mabetten farkı yoktu. İnce, uzun pencereler tüm ışığı güneşten soğururcasına emip, beyaz duvarlara püskürtüyordu damla damla. Beyaz yastık, beyaz çarşaf, yorgan ve yere serili gene elbette ...” Okuyucu Puanı ;
Beyaz Adamın Renklere YakarışıSaat 10 olmuştu. Beyaz oda ilk bakıldığında soğuk havasıyla hiçbir canlının yaşamadığı hissini uyandırıyordu. Beyaz duvarlarıyla, yüksek tavanıyla kutsal bir mabetten farkı yoktu. İnce, uzun pencereler tüm ışığı güneşten soğururcasına emip, beyaz duvarlara püskürtüyordu damla damla. Beyaz yastık, beyaz çarşaf, yorgan ve yere serili gene elbette ki beyaz bir kilim... Bir sehpa, belki üstünde yemek yeme amaçlı konmuş. Yatağın hemen yanında duruyordu. Gene yatağın iki yanına konmuş komidinlerin birinin üstünde de saydam bir sürahi ile bardağı duruyordu. Dünyanın şahidi renklerden ve hayattan tamamen soyutlanmış, cam fanusa kapatılmış bir odaydı sanki burası. Beyaz saçlı adam, çok uyumaktan olsa gerek, şişmiş gözlerini kısıp doğruldu yatakta ve etrafa şuursuzca bakındı. Kısacık, inat kokan, ayağa kalkmış saçlarını iki el hareketiyle düzeltti. Bıkkınlık, yüzünden akıyordu. Ağzını kapatma gereği duymaksızın, miskin bir kedi gibi kocaman esnedi. Yerde duran beyaz sabo terliklerini giydi. Terliklerini sürüye sürüye beyaz gardroba yürüdü. Kapağında asılı duran ceketini üstüne geçirip kapıya yöneldi. Odadan çıkmadan önce dönüp daha önce hiç görmemişçesine odaya baktı. Odanın beyazlığına tek şahit, pencerede sırıtan çam ağacının yeşiliydi. Çam ağacını görünce bir anda dalgınlığından sıyrılıverdi. Uyandı sanki. Bir şeyler hatırlamışçasına etrafa bakındı. Kendini, kimliğini, kim olduğunu, adını, yaşını, sıfatını, işini ve en önemlisi ailesini hatırladı. Beraberinde neden bu odada uyandığının ve burada ne aradığının cevabı konuverdi aklına. Bütün bu bilgiler onda hiç mi hiç ağırlık oluşturmuyordu, fakat gittiğinde de koca bir boşluğa bakıyordu gözleri. Masum, çaresiz, şaşkın... Sanki bir şey dilinin ucundaydı da söyleyemiyordu. Sürekli bir rahatsızlık, uzaklara dalma... Aklı yerine geliverince de utanıyordu kendinden, hastalığından. Hastalığı, tarih dolu hafızasının kesik öksürükleriydi. Pes etmişti sanki. Beyninde yer kaplayan geniş tarih bilgisiyle... Yorulmuş belleği, bilgilerin karmaşasında gelip gidiyordu. Her şey siliniveriyordu bir anda. Kısa bir zaman için de olsa, bu süre ona yıllar kadar uzun geliyordu. Çam ağacı onu geçmişine götüren bir köprüydü bugün. Yarın belki, bu köprü değişecek ve farklı farklı anılar nefes alacaktı hafızasında. Bu beyaz saçlı adam, kendini kendine sürüklüyordu. Hayata daima ayak diremiş bu ihtiyar, tüm nefesiyle, geçmişini kocaman bir balona doldurmuştu. Şimdi de balon onu geleceğine taşıyordu. Ancak bu illet hastalık, binbir zorlukla şişirilmiş o koca balonu patlatmıştı ve beraberinde içindeki binlerce anı dört bir yana saçılmıştı. Beyaz saçlı adamsa bütün bu parçaları toplayamayacak kadar yaşlanmıştı. Yorgundu artık bedeni ve ruhu ve saçları... Adamın hafızası, hayin bir eşkiya gibi, sahibi olmadığı anıları çalıp kaçmıştı. Bir hayat... Hastabakıcılar, beyaz adamı kollarından tutup odaya geri getirdiler. Beyaz adam panik içinde çırpınıyordu: "Hafızam yerine geldi, çocuklarımı görmeliyim, belki de bu son görüşüm olur onları. Lütfen, izin verin gideyim." Hastabakıcılar ise sınanan sabırlarını son zerresine dek kullanıp, yaşlı adama güleryüzle cevap verdiler: "Beyfendi, lütfen sakinleşin. Malesef bu durum bir kereye mahsus değil. Aynı şeyleri tekrar yaşayabilirsiniz. Yani yola çıktığınızda nereye gitmek istediğinizi unutabilirsiniz ve çocuklarınıza ulaşamama ihtimaliniz çok yüksek. İsterseniz biz çocuklarınızı arayabiliriz. Onlar gelsin, hı, ne dersiniz?" Ağır aksak ilerlemişti bu hastallık. Başlarda bu hastalık canını çok yakmıyordu. Söyleyeceği bir cümleyi unutuverdi önce. Sonra gideceği yeri unutuverdi. Gün ağarana kadar döndü durdu sokakları, kendini aradı. Bir gün de karısını unuttu. Bitmeyen aşkını... Sabah karısına yüzü dönük uyandı yumuşacık yastıkların içinde. "Bu kadın da kim?" dedi içinden. Hatırlayamadı bu odayı, dokuna dokuna yonttuğu bu kadını, gül kurusu duvar kağıtlarını, yatağın tam karşısında duran işlemeli aynayı... Hepsini hepsini bir çırpıda siiliverdi beyni. Hiçbir şeyi anımsayamıyordu. Sanki, ona şipşak bahşediliveren bir hayatın içinde bulmuştu kendisini. Odayı, bu kadını ve işlemeli aynada baktığı yansımasını yeni doğmuş bebeğin gözlerindeki hayretle izlemişti. Kendini de hatırlamıyordu. Ne lahana dolmasına olan iştahını, 42 numara giydiğini; ne de ressam gözlerini, renklere annelik yapan ruhunun derinliğini ve atölyesini hatırlayabiliyordu. Bütün her şey şeffaf bir kutuya konmuştu sanki ve bu beyaz adam da onları dışardan izliyordu. Tüm geçmişi hafızasını ziyarete gelmişti işte gene. Çocuklarını düşündü ve hafızası ziyareti sonlandırmadan çocuklarının gelmesini diledi tanrısından. Saate bakıyordu. Zaman, tik tak sesinden başka ne işine yarıyordu ki artık? Ölümsüzdü sanki bedeni. Zamanı elinin tersiyle itmişti hafızası. Oysaki zamanın biricik evladı insanlık tarihi içinde ne hikayeler vardı! Hikayeler, yıkılan surlar, dikilen kuleler, yakılan medeniyetler, liderler ve onların işaret parmakları... İleri! Emir, köle... Beyaz adama, nankör hafızası gene bir oyun edip koşar adım uçtu gitti gözlerinden. Adamın gözbebeklerine iki noktacık değdirdi: Yeni doğmuş bebeğin gözlerindeki hayret. Beyaz adamın evlatları geldi, yanlarında çocuklarıyla birlikte. Hepsi elinde bir hediyeyle gelmişti. Kızı, elleriyle ördüğü çimen yeşili bir kazağı üstüne iğnelediği bir notla başucuna bıraktı. Oğlu, çiçeklerini budaması için küçük bir makas getirmişti. Torunlarından biri, sarı-lacivert küçük bir topu cebinden çıkardı. Diğer ufaklık dedesinden aldığı yetenekle, en sevdiği resmini getirip başucuna astı. Şimdi bakmaya değer renkler; yanında, başucunda, ruhunun her zerreciğinde mevcuttu.
Tavsiye Et :
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
4
Mayıs
25
Nisan
24
Nisan
12
Nisan
5
Nisan
3
Kasım
27
Ocak
13
Şubat
12
Şubat
12
Nisan
24 |
![]() |
|
||||||||||