Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğlu (vı)Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğlu (vı)Ben ……..u duydum ve o anda kaldım sayın okuyucu. Zaman durmuş ve ben günlerden beri karşılaşmak için çingenelere fal baktırdığım _bulsam O çingene kızını, sümüklü yanaklarını bir kez daha öpeceğim, hayaller kurduğum, dualar ettiğim, sizlere anlattığım evet O kız karşımda idi. Adını söyledi ve aklımda sadece u harfi kaldı. Ama sesi bir nilüfer gibi renkli, su gibi akıcı, yumuşak, kendine güvenen, insanın ruhunu okşayan, sarmaşık gibi saran, eski zamanlarda Boğaziçi’nde geceleri sandallarda söylenen şarkılar kadar nağmeli, içten, insana mavi denizleri çağrıştıran ve ömür boyu insanın dinlemek isteyeceği bir ses… Sonrasında bir el uzandı, bakakaldım, elimi uzatıncaya kadar sanki aylar geçti. O’nun elini değil de bulutlara uzanıyordu avuçlarım, yumuşak gökyüzüne, Çukurova’nın beyaz pamuklarına.. Ufak eli, avucumda kayboldu sanki, ya da ben sakladım. Narin ince parmakları parmaklarıma temas ettiklerinde içimde fırtınalar koptu, yüreğim kalktı, kalktı, indi. Yüzüm renkten renge giriyordu. Tükürüğüm kurumuş, ellerim terlemişti. Başımı kaldırım yüzüne, gözlerine bakmaya korkuyordum. O anda ikinci darbeyi aldım. Teninin kokusunu gizleyen parfümünün kokusu burnuma, oradan da ciğerlerime ve en son da kalbime geldi. Hafifti, taze bahar çiçekleri kokuyordu. Sanki o çiçekler görünmeden tüm bedenine gizlenmiş ve oralardan gizlice göz kırpıyorlardı bana.Oturduğu anda gözlerimi kaldırıp baktım tüm cesaretimi toplayarak. Yosun bakışları hemen dibimdeydi, uzansam okyanusların derinliklerinden çıkaracakmışım gibi. Bakışları hemen çekti beni kendine, aldı götürdü yanına. Ne güzel bakışı vardı öyle. Meydan okuyorken bile çocuksu bir hüzün taşıyordu, esirimsin derken derinliklerimde acılara ortak olur musun diyordu. Gözbebeğinin rengi değişiyordu yeşil, mavi, yosun, bulut, incir. İlginci, bir bakıyor uzaklaşıyor, km.lerce, bir bakıyor yüreğimin içinde. Ben dalgalardan dalgalara atlatılırken, O anlatmaya başladı. Ben dinledim ama duymadım ne anlattığını, sadece seyrettim, geçmişini izledim, dinledim, kokladım. O sırada bir ses beni bulutlardan yere paraşütsüz attı. Doğru adres, yanlış kişi dedi Cinzar ve babama dua ettim küfür dağarcığımı geniş tuttuğu için. Sahi babam… O’na geçmeden önce size Halil Amca’dan bahsetmeliyim. Seneler öncesi, daha Chaotico’nun eylülleri başlamamış. Ama Kıbrıs Barış Harekatı yapılmış, kadayıfın altı pişirilmişti. Televizyon yeni yeni evlere giriyor, o da siyah beyaz. Biz de ise su yok, bırakın elektriği. O zamanlar bu devirdeki gibi hırsızlık yok. O yüzden di sanırım tuvaletler dışarıya veya bahçeye kurulurdu ve biz de ihtiyacımızı taşıma suyu ile giderirdik. Dedim ya hırsızlık hiç olmazdı, tuvaletlerimiz her sabah yerinde dururdu. İçindekiler de… Büyüklerimiz, annelerimiz evde iş yaparlardı. Gündüzleri herkesin evleri açıktı, kilitlemeyi bırakın kapılar açıktı, demek ki çalınacak bir şey yokmuş o zamanlar. Özellikle öğleden sonra, akşam pişireceği sebzeyi mavi, beyaz, yeşil ufak leğenlere koyan kadınlar birisinin evinin önüne serilen kilimlere oturur, bir taraftan patlıcanlarını, patateslerini, bamyalarını- bayılırım, taze fasulyelerini soyarken diğer taraftan da başta Almanyalılar, Fransalılar olmak üzere tüm mahallenin baştan sona dedikodusunu yaparlar, en son eşlerine sıra geldiğinde soyma işini hızlandırırlardı akşama fırça yememek için. Beyaz ya da renkli tülbentleri, yaşmaları, örtüleri başlarında, şalvar ise bacaklarındaydı. Uzun kollu gömlek giyerlerdi. Oyle frikiklik mirikiklik ne bileyim çatal matal durumları yoktu. Yaz günlerinde ayaklarına kadar uzanan entari dedikleri kumaştan yapılan etekler de giyerlerdi. Patates, biber, patlıcan ve kabak kızartması varsa muhakkak bakkalda tepside satılan çoğunluğu sudan teşkil edilen yoğurttan alınır ve bol sarımsaklı hale getirilerek mis gibi kokusu tüm evin odalarına yayılan ve hiçbir zaman da çıkması imkansız olan ve koca bir tepsiye konulan kızartmanın üstüne dökülürdü. Hele dibine bayat ekmeklerin doğrandığı, yine bol sarımsak ve biraz da önceki günden kalma kuru fasulyenin konduğu tarhana çorbası varsa değmeğin hane halkının keyfine. Elbette yere önce bir sofra bezi serilir, onun üzerine leğen ters çevrilir, en üste de sini konurdu. Herkesin bir elinde kocaman bir kaşık_ o sivilce suratlının da kafası kocamandı, diğer elinde kocaman bir ekmek..Taş fırın maş fırın yoktu o zamanlar, kara fırın ekmeği vardı, bakkaldan en az yedi ekmek alırdık beş kişilik evde. İşte böyle akşam yemeklerini yedikten sonra yapılacak en güzel şeyler ; yazlık sinemaya gitmek. İki film oynar, birisi arabesk diğeri komedi. Bunlara ek olarak macera filmi. Sıcak yaz akşamlarında çekirdekleri çıtlatarak ve aralarda leş gibi sigara ve sidik kokan tuvaletlerde insancıl ihtiyaçları gidermek ve sineme perdesi_ duvarı, altında açılan kantinden yine gazete kağıdından yapılan paketlerde çekirdek ile Fruko gazoz veya Alaska dondurma almak. Bir de komşularda olan ve zenginlik göstergesi olan televizyonlarda halen hasretle andığımız ve temiz duygularla yüklü Kaçak, Vadideki Hayat dizilerini seyretmek. Ama nerde evin içine girebilmek. İki yüz kişiye bir televizyonun düştüğü mahallede bize kala kala bahçenin arka tarafları kalıyordu. Cinzar dün tutturmuş, açacağımız kitapevinin bir köşesini Edebiyat Dergisine ayıralım diyor. Gelsinler, yazdıklarını o köşede sergilesinler. Ama sergilemeden önce onları bir kez Cinar39 görsün, O incelesin, yorumlasın. Hatta O yorumları da asalım. Başına Mavi54’ün kardeşi Mavi55’i koyalım. Bak göreceksin ne çok iş yapacak. Ben şok oldum. Hem Mavi54 ile tanışmış hem de kız kardeşi ile. Ben de halen O kızı arıyorum…. Not: (I) Son anlattığım paragraf o kızla tanışmadan bir gün önce Cinzar ile aramızdaki dialogdu. (II) Babam halen fakir. Namazına devam ediyor. Ve Halil Amca’ya daha çok takılıyor. (III) Sevda Tepesinde oturan halamla eniştem bizi ne zaman hikayeye sokacaksın diye sorup duruyorlar. (IV) Annem çok zengin. Ve Özgür. Üçüncü evliliğini noktaladı. (V) Cinzar maalesef berberin gurupta zarı yoktu atacak ayın otuz birinde kitabının yazarını geçti. Mavi 54’ü bırakın, işin içine Mavi55’i de sokmuş. (VI) Çingene kızı bulunca adresini ve çalışma saatlerini vereceğim. (VII) Yasemin Kitapevi ile ilgili çalışmalar devam ediyor. ersin başeğmez 03 eylül 2007 07:17 _ izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz
Telif Hakkı Uyarısı Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğlu (vı) isimli yazı, Ersin Başeğmez tarafından 12.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 53 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (v)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 33 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
1
Ekim
25
Ekim
22
Ekim
5
Ekim
24 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||