Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğlu (vıı)Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğlu (vıı)Yanında O adam da varmış. Hani koca kafalı, sivilce suratlı. Öyle de kiloluymuş ki görenlerin yalancısıyım, İbrahim Tatlıses’in televole programlarında yaptığı tüm mangal ve çiğ köfteleri sanki O yemiş, üzerine de beş şişe Kızılay maden sodası içmiş. O kadar olur yani. Sağ olsun bana inat herifi Cinzar çok beğenmiş. Hoş sohbetmiş. O kocaman gövdesinin içinde çok hassas yüreği varmış. Tanımasam Cinzar’ı aklıma başka bir şey gelecek ama biliyorum Cinzar karşı cinsi sever. Bu sıralar da Mavi54’ü.Adabersu….. Kızın ismi Adabersu imiş… Benim sadece son harfini duyduğum ve sonrasında bahar çiçekleri arasında uçtuğum, O’na karıştığım, O meşhur kızın ismi Adabersu. Ne kadar güzel bir isim. Adabersuuuuu. Söylemesi bile beni alıp götürüyor diyar diyar. Ada.. Yalnızlığın, farklılığın, ulaşılmazlığın simgesi. Ve hüznün. Sevgiye, şefkate ihtiyacın, solgun sonbaharın yaprak dökümlerinde, kışın sahile vuran ve kayalara çarptıkça yükselen beyaz köpüklü dalgalarda, ıssız gecelerde gökyüzüne yayılan yıldızların altında, uğultulu esen rüzgarın toprak yollarda gölgesini oynattığı ağaçların yaprak ve dallarında, Ay’ın şavkının karşı yamaçlara düşen ürkek ışıklarında, siyah suların içinde önce yaklaşan, sonra nanik yaparak yoluna devam eden ve sadece boydan boya ışık huzmesi ile önündeki sulara düşen tek lambanın aydınlığında yanından geçerek giden gemilerin siluetinde, uzakta sessizliğe gömülmesini rağmen yanan ışıklarından her zaman canlı, hareketli ve kalabalık olduğu belli olan şehrin ışıklarında yalnızlığın suskunluğunu ve tek başına olduğunu hisseden ada. Su ise hayat, nefes, kan, sevgi, yürek, nabız, ferahlık, arınma. Okyanusların derinliklerinden denizlerin aşk kokan sahillerine, dağlara yağan karlar ve o karlardan doğan ve aktıkça çoğalan nehirlere, etrafındaki sazlıkta yuvalanan kuşların karnını doyurduğu göllere, sıcak yaz günlerinde içtiğimiz kolalara, meşrubatlara, limonatalara, gökyüzünde beyaz, mavi renklerle dolaşan ve sayısız şaire ilham periliği yapan bulutlara, bayram sabahları beyaz sakallı, ellerindeki damarları belirginleşmiş ve namazdan sonra torunlarına vereceği bayram harçlıklarını sağ ceplerine, camiye yardım paralarını ise sol ceplerine koyan dedelerimizin, amcalarımızın, babalarımızın, bıyığı henüz terleyen ağabeylerimizin aldıkları bayram namazı abdestlerine, annelerimizin yeşil kalıplı sabunlarla gözlerimizin yana yana oturağa oturtarak yıkadıkları bizlere ve banyo sonrası buhar kokan vücutlarımıza kadar her şeyin başı su. Adayı çepe çevre saran, sarmalayan su. O’nun karayla bağlantısını kesen, O’nu hem özgür, ulaşılmaz hem de hüzünlü yalnızlığa mahkum eden su. İkisini birbirine bağlayan ise ber. Adabersu. Ben bayıldım isme. Zaten böyle etkileyici, karşısındakini büyüleyen bir güzel için bundan daha uygun bir isim olamaz. Adabersu derken aklıma Halil Amca geldi. Geçen O’nu size anlatırken birden eski zamanlara, yazlık sinemalara gitmiştim. Ne güzel günlerdi o günler. Böylece o günleri hatırlayan Thyle teyzenin de gerçek yaşını öğrenmiş olduk. Biliyorsunuz, kendisi her zaman otuz yaşındaymış gibi şiir yazar. Ama severim Thyle teyzeyi. Kendisi çok zekidir, derdini çok kısa yoldan anlatır ve anlattıklarını da ya anlarsınız yada anlar gibi yapar, başınızı Erkan Yolaç’ın evet-hayır yarışmasına katılanlar gibi sallarsınız. Bunun tek sakıncası, nerde kaldık sorusudur. Benden size tüyo, bir şeyler mırıldanın, O’da anlamış gibi yapacaktır. Tüm akrabalar, eş, dost ve tanıdıkları O’nu çok sever. Çok enerjik ve pozitiftir. Her sorun için bir çözümü, her çözüm için de bir sorunu vardır. Ben Halil amcayı yakından yetmişli yıllarda tanıdım. Eski dinazor ve maçları seven erkekler hatırlayacaktır. O yıllar, Şampiyon Kulüpler, UEFA ve Kupa Galipleri Kupa maçları vardı. Halil amcalar, hemen bizim evin bir arka sokağında otururlardı. Bizde olmayan televizyon maalesef onlarda vardı. Babamı çok severdi. Biz, daha çok da babam ve ben, soğuk çarşamba akşamları kupa maçları olduğunda onlara giderdik. Kevin’lı Liverpool’u, Nottigham Forest’ı, müthiş solak Rexsenbrick’li Anderlecht’İ, Bonnhof’lu Monchenglabach’ı seyrederdik. Eşi çay servisi yapardı, bardak bardak. Sigaralar içilirdi uzun samsunlar, uzun maltepeler, tütünü dilinize yapışan filtresiz birinciler. O sigaraların ne kadar iğrenç koktuğunu şimdiki sigaraların yanında ortaya çıkıyor. Hele Sevda Tepesinde oturan halam sigaradan nefret eder. Halam oturduğu konağında eski günleri yad ederken bir taraftan da edebiyatla ilgilenir, şiirler yazar. Çok kültürlü ve hoş sohbettir. Saatlerce konuşur ve siz dinlemekten yorulmazsınız. Nereden buluyor bu kadar konuyu ve ne kadar da güzel kelimeler, cümlelerle anlatıyor dersiniz. Bazen sizi alır geçmişin güzelliklerine götürür ve gidersiniz O’nun arkasından, yaşarsınız anlattıklarını tek tek. Halil Amca elli, elli beş yaşlarında, tütün fabrikasından emekli, nur yüzlü, beyaz sakalları boynunun yarısına inmiş, namazında, niyazında birisiydi. Eşi de öyle. Bir oğlu vardı. Halil Amcalara gittiğimizde, biz gözümüz maçtayken siyah beyaz televizyonun karşısında O durmadan anlatırdı. Halil Amca define bulma peşindeydi. Define bulmak için gitmediği yer kalmamıştı. Aydın, Manisa, Balıkesir başta olmak üzere define olma ihtimalinin bulunduğu haritadaki her yere muhakkat giderdi. Kendisinin define grubundan tanıdığı arkadaşları vardı. Bazen günlerce eve gelmediği olurdu. Hatta bol bol hayaller kurar, hükümete vereceği oranı bile ayırırdı. Kendisi define bulmaktan yıllarca vazgeçmedi, fakat Kurtuluş Savaşı’nda kaçan Yunanlıların bıraktığı altınları, gümüşleri bir türlü bulamadı. Bulmak için bol bol dua okudu, beyaz sakallarını sıvazlayarak. Hatta kendisine dost cinler buldu. Cinler ikiye ayrılırmış, dost ve düşman diye. O dost Cinler buldu, O cinlerin de yardımını alarak aramaya, arazilere gitmeye ve define araçlarını takip etmeye devam etti. Ve ilginçtir yıllar sonra zengin oldu, hiç de tahmin etmeyeceğiniz bir şekilde. Cinzar’da zengin. O nasıl zengin olduğunu, sıfırdan başladığını, Allah’ın yüzüne nasıl baktığını, tırnakları ile kazıya kazıya ( sahiden tırnakları yoktu kazımaktan) fakirlik basamaklarından bazen tek tek bazen de onar onar çıkarak özellikle Özal döneminde nasıl yükseldiğini bir gün bana anlatacakmış. O gün Adabersu ve O kocaman kafa ile iş görüşmek için buluşmuşlar. Fakat randevuya O kız ve … Erken gelince O’nun yerine benimle karşılaşmışlar. Ah…. Sahi ne anlatmıştı, üzerinde ne vardı hatırlamıyorum. Tuttuğumuz yerin dördüncü katını kiralamak istiyorlarmış. Cinzar Efendi beşinci katı zaten Mavi54’e kiralamış. Berberin gurupta zarı yoktu atacak ayın otuz birinde adlı kitabın yazımına devam ediyorum. Sağ olsun Chaotica yardım ediyor, aralarına eylül, mart serpiştiriyor. Biliyorsunuz O da bekâr. O’da edebiyat köşesinden yer istedi. Fakat Cinzar Cinar39’un görev yapması konusunda ısrarlı. Yanına bir kişi daha planlamamı istedi. Aklıma Zebercet üstat geldi ama bilmiyorum, kendisi kabul eder mi… Bu arada çalıştıracağımız personeli yavaş yavaş seçmeye başladık. Cinzar’ın isteği üzerine Mavi55’i işe aldık. İşimiz iş onunla. Ben öyle hissettim. Zaten Cİnzar -sen yanılmazsın, dedi. Sağ olsun. Not: (I) Annem, memleketimden insan manzaralarını tanımadan önce karşılaştırma yapmak amacıyla Avrupa’dan insan manzaraları tanımaya karar verdi ve Avrupa’ya uçtu. Artık O zengin ve bekâr. Hayat arkadaşı var. (II) Babam halen fakir. Namazına devam ediyor. Halil amcaya takılıyor. Hatta bazen onlarda kalıyor. ersin başeğmez 04 eylül 2007 23:17 _ izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz
Telif Hakkı Uyarısı Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğlu (vıı) isimli yazı, Ersin Başeğmez tarafından 13.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 52 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (v)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 33 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
1
Ekim
25
Ekim
22
Ekim
5
Ekim
24 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||