Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğly (ıv)Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğly (ıv)Gördüm. Vallahi de gördüm, billahi de gördüm. O’nu, hani Beyoğlu’nda bir akşam üstü, karşı kaldırımda gördüğüm ve sizlere anlattığım kızı. Sabredin biraz, anlatacağım.Geçen sözü geçmişti, bir kitapevi açacaktık. Geldi Almanya’dan, tanıştık. Adı Cinzar, adı gibi fır fır dönüyor gök mavisi gözleri. Zayıf, güçlü ve çok hareketli. Boyu uzun, kıvrak zekâlı, işini bilen cinslerden. Bana kızdı, niye sitedeki kişilere laf atıyorsun diye. Büyük düşünecekmişim, büyük… Kim tanırmış Zebercet Fırat’ı, Afet Hoca’yı.( Allah’ım, sen bana yardım et, koru beni hece vezninin kalesinden, Zebercet Hoca’nın gönlünü alabilirim de diğerinin…) Haydar Dümen’i hedef alacakmışım. Ne! Neyi hedef alacakmışım… Neyi? Haydar Dümen’i hedef alacakmışım… Sevgili Haydar Dümen, lütfen yapmadıklarını anlatma, akıl verme, gel uygula ondan sonra anlat diye yazacakmışım. Bizim köyde bir laf vardır. Oha! Basın, halk severmiş böyle konuları. Daha ilerideki hedefimiz ise Hıncal Uluç olacakmış! Ayvayı yedim. Ama sağolsun, işe hemen girişti. Ve sağ yanımı iyice güçlendirdi. İşte o günlerden birisiydi. Akşamüstü, gün batımına yakın, Kadıköy’den Altıyol’a, oradan da Moda’ya çıktık. Banklarda sevgililer, falcılar, çiçek satan burnu sümüklü çingene kızları, fiziksel temasları izlemek isteyip de ağaç altında dikizlenen orta yaş erkekler ve denizin maviliği… Cinzar’ın sağ kadar sağlam Mercedes’inde bu manzaraları seyrederek Moda’ya geldik. Hem geleceği planlamak hem de akşam kahvesi içmek için Bomanti Çay Bahçesi’ne oturduk. Ve ben yine kalakaldım. Dört masa kadar ileride O evet O oturuyordu. Ben O’nu gördüm, O ise sadece bana baktı. Gibi geldi bana. Öyle düşündüm. Karşıda adalar vardı, Sait Faik vardı. Sağ tarafta Sarayburnu, arkasında tüm ihtişamı ile Ayasofya ve Sultanahmet vardı. Güneşin soyunduğu mavi sularıyla boğaz vardı. Uzun yük gemileri, arasında karşılıklı seferler yapan nostalji kokulu vapurlar (bir keresinde Eminönü’nden kayıkçıdan balık ekmek almış ve Kadıköy’e giderken güvertede yemiştim, bol soğanlı), zengin tekneler, yaşlı ve yorgun balıkçı motorları, beyaz köpükler yapıp sonra da onları parçalayan sürat tekneleri, Bostancı_Bakırköy arasında hızlı giden vapurlar, gelin gibi bembeyaz kotralar ve Salah Birsel. Güneş batıyordu ve ben kendimi alamıyordum O’ndan. Akşam güneşinin hafif kırmızılığı yüzünü okşuyor, denizden gelen esinti düz, kısa saçları ile oynuyordu. Perçemleri sanki alnının iki tarafını sevip öpüyorlardı. Yanında ise çok çirkin, suratı sivilce dolu, kocaman kafalı, şişman, dişleri pis, hafif kambur, sonradan görme olduğu elindeki tespihten ve ayağındaki beyaz çoraptan belli olan birisi oturuyordu. Oğlan bir şeyler anlatıyor, bereket kız dinlemiyordu. İnsanın içine işleyen, yüreğini hareketlendiren, hüzün dolu çocuksu yosun bakışları karşıdaki adalarda sanki geçmişini arıyordu. Elindeki telefonla oynuyor, ne işim var benim bununla der gibi narin ve beyaz ojeli parmakları ile denizdeki dalgalar gibi pırıltılı olan el bileklerini devamlı hareket ettiriyordu. Kalksam, yanına gitsem, şu sümüklü, sonradan görme hayvanı atsam sandalyeden ve ben otursam. Hâlbuki girişte de yazıyordu hayvanlar giremez diye. Kızın kirpikleri incecik hilaldi. Dudaklarının kıvrımları sanki kalemle çizilmişti. Ne güzel hattı o öyle. Garson kahvelerimizi getirdiğinde onlar kalktılar ve gittiler. Gözlerim de arkalarından… Sağ yanı kuvvetli olanlar şanslı olurmuş, o sebeple umutluyum bir daha karşılaşırım diye. Cinzar öyle söyledi. Göreceksiniz Cinzar her şeyi biliyor. Notlar : (I) İlk defa cep telefonuna küfrettim, yani sevdim. Bavulu elime tutuşturan eşim Bakire Düşler Oteli’ne gideceğimi öğrenince yazıdan, hemen cepten geri çağırdı beni. Neyse, en azından bir bakire kurtulmuş oldu. (II) Annem zengin olduktan sonra memleketi tanımak için tura çıktı. Şu an Bodrum’da. Ajda Pekkan’ın doktorları ile görüşüyormuş gerdirilmek için. Babam bildiğiniz gibi halen fakir. (III) “Berberin gurupta zarları yoktu ayın otuz birinde atacak” isimli kitabı sonunda bana yazdırmaya başlattılar. Hiç zor değilmiş yazmak. Yeter ki hayal et dediler. ersin başeğmez 30 ağustos 2007 16:16 _ izmir çaysız_şekersiz ve bademsiz
Telif Hakkı Uyarısı Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğly (ıv) isimli yazı, Ersin Başeğmez tarafından 09.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 53 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (v)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 33 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
1
Ekim
25
Ekim
22
Ekim
5
Ekim
24 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||