Biley TaşıBiley TaşıAskerlik arkadaşı gelir geçmiş zamanın bir anında Karakoçan’a dedemin. 40 - 50 yıl evveline gidiyorum hatıralarımın.İlçenin nüktedanı imiş o zamanlar dedem.Tepe’nin her noktasına sinen samimiyet, safiyet ve kutsiyet Karakoçan’ın ruhunu yansıtırmış o zamanlar. Bugün en ihmal edilmiş, en terkedilmiş, bir öksüz gibidir Tepe. Eski evler enkaz olmuş, enkazlar yok olmuş. Karakoçan’ın temsili bir mekanı yapılmalı ve topraklı- damlı evler ilçenin en gözde yerine dikilmelidir. Ancak böyle yad edilir mazinin mesut günleri. Her ne ise. Gelelim ifademizin sebebi hikmetine. Fert fert yaşatılmalıdır geçmiş ve geçmişin mimarları.Yerelliğimizin tescillenmesi için bu altın kuraldır.Yarına kalacak olan yazıdır, yazıda ifade edilendir. Bu gazetede bugüne şerh koyuyorsa manidardır yarın için. Askerlik arkadaşı gelmiş dedemin Tepe’ye günlerden bir gün. “Selamunaleyküm tertip.” demiş evvela. “Aleykumselam.” demiş dedem .Hal hatırdan sonra dedemin evine daha evvelde gelmiş olan arkadaşı sormuş hemen. “Evin yerinde mi, değil mi?” diye. Dedem hemencecik kızmış çaktırmadan, böyle soru olur mu olmaz mı diye geçirmiş içinden. Sana bir ders vermeli en okkalısından.”Yok.” demiş “Evim gitmiş şu karşıdaki Ağamezrası Köyü’ne. Var sen git hemen benim eve. Ben domates biber alır yetişirim ardından.” Adamcağız düşer yola. Bir sağa, bir sola bakarak varır köye. Ama yetişmez ardında dedem. Adam kalakalır köyün ortasında. Hasan Amca denk gelir bu şaşkın misafire. “Hayrola hemşerim!” der. “Sebebi ziyaretin nedir ya da kimedir ey falan?” diye. Adamcağız der ki:”Sare’nin Abdurrahmanı’nın asker arkadaşıyım. Beni önden evine yolladı, ardımdan gelir belki şimdi.” Hasan Amca çakmıştır vaziyeti; “Gel hemşerim, gel. Mesele anlaşıldı.” der. Misafir eder o gece bizim asker arkadaşı. Ertesi gün çarşıya inen asker arkadaşı dedemi görür. Dedem hemen bastırır.”Ya, sen akşam niye benim eve gelmedin.” diye. Adam cevaben: “Sen beni şu köye gönderdin.” diyerek Ağamezrası’nı işaret eder. “Oysa senin ev orada değilmiş.” Dedem ciddi bir şekilde Kulubaba Mahallesini göstererek:”Ben sana Ağamezrasını mı yoksa şurayı mı işaret ettim.” der. Adam gülerek; “Yok dostum, yok. Kandıramazsın beni.” der işaret parmağını sallayarak. “Bugün de öbür köye mi göndereceksin beni?” Tutup da kolundan bir çocuğu bugün gönderebilir misiniz Kalecik diye Yolçatı’ ya. Mümkünü var mıdır? Şimdiki çocuklar lise mezunu olarak doğuyor. Üçgeni kurmuşlar eskiler.Tacikli Mehmet, Zelhıderli Ali ve dedem. Adamın biri karanlık gibi iner Tepe’den dedemlerin evine. Babayiğit mi babayiğit bir adam.Kasketi bu gövdenin üstünde bir salkım söğüt misali.Güneşin yakmış olduğu yüzü, ırgatlığın yakmış olduğu yüreği, yokluğun nasırlaştırmış olduğu elleri ile akşam gibi indi fakirhaneye.Babam “Aha!” der gayriihtiyari. “Yine birisini kandırmışlar geliyor yukarıdan.” Nasıl da belli eder kendisini? Hani sarhoşun karısı bağırır ya: “Benim yarim gelişinden bellidir.” diye. Öyle. Artık insan sarrafı olmuş bizimkiler gelen gidenden. ”Selamunaleyküm cemaat!” der adam. “Sare’nin Abdurrahmanı’nı arıyorum.” der. Dedem:”Hoş geldin, aradığın benim.” der. Adam hemen söze girer.”Bana biley taşı lazım.Tırpanımı ve orağımı keskinleştirmek için. Çarşıda sordum sende var dediler.”Elinde beş lira koyar masaya.”Sat da gideyim.” der. Dedem çakar vaziyeti bir paslaşmanın tam ortasında bir balık gibi bir alık adam düşmüş oltaya.Bu pas kaçar mı? Hemen der ki: “Al paranı bende yok. Zelhıderli’nin dükkanında var. Git oraya, selamımı söyle versinler sana” Adam parasını alır, akşam gibi sessizce gider. Birazdan tekrar gelir yaz yağmuru gibi. Parasını masaya bırakır ve: ”Zelhıderli, dükkanda kalmamış, git Abdurrahman’ a selam söyle evdekilerden satsın sana.” demiş. Dedem bu kez: “O zaman Tacikli’nin dükkanına git, o saklamıştı bir tane. Selamımı söyle versin.” Adam üşenmeden tekrar parayı alır ve yine üşenmeden çarnaçar yine tırmanır Tepe’ye gider. Beş dakika sonra yine gelir ama çakmaz bu git gelleri. Parayı masaya atar ve: “Tacikli dedi ki bende kalmamış, git selam söyle Abdurrahman’a evdekilerden versin.” der. Bizimkiler bir yanda adamı ikna etmeye çalışırken, bir yandan da dedeme kızıyorlarmış.Yazıktır etme eyleme diye. Adam da yalvarıyormuş “Bana biley taşı sat” diye. Parayı ikide bir masaya atıyormuş. Dedem en sonunda dayanamamış, paslaşmayı bitirmiş ve amcama seslenmiş:”Yaşar git şu dereden iki sal al gel. Sat şu adama al beş lirayı. Yoksa ömür billah gitmez.” demiş. Bugün bileye vurulacak o kadar insan var ki. Bileye vurulsun ki insanlar; tüm ikiyüzlülükler, tüm yalanlar, tüm iftiralar, tüm dedikodular talaşını döksün ortaya. Eskinin safiyetini ve Anadolu insanının engin gönlünü görüyorsunuz yukarıda. Tahammülün bu kadarı, safiyetin bu derecesi bugün var mıdır acaba? Yüreklerdeki kireçlenmeler, kalplerdeki posalar, beyinlerdeki irinler, ruhlardaki isler ancak ve ancak bileylenme ile ahire erer. Bu kalp temizliğidir yerine göre, inançtır bazen, safiyettir hakeza. Temiz bir sayfa açmak için daha ne bekliyorsunuz millet! Saflığınıza geri dönün. Doğallığınıza geri dönün. Karpuzlar dahi bozuldu. Kabak tadı verdi anlayacağınız.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Biley Taşı isimli yazı, Gürhan Gürses tarafından 12.07.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Kasım
26
Kasım
23
Dünyanın Bütün Çiçekleri
• Gürhan Gürses • Başkaldırı Denemeleri • 53 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
16
Ayakta Kalırsam Gazi Kalmazsam Niyazi
• Gürhan Gürses • İronik Hikayeler • 106 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
14
Karakoçan’ı Şiir Gibi Yaşamak
• Gürhan Gürses • Tutku Denemeleri • 80 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
11
“dur Ben Sana Bir Şey Söyleyem!”
• Gürhan Gürses • Mizah Denemeleri • 182 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
3
Horoz Seni Vururum
• Gürhan Gürses • Hayvanlara Ait Hikayeler • 1105 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Nisan
16
Mayıs
1
Nisan
12
Eylül
14 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||