“İnsan için hayatta en vazgeçilmez nimetlerin başında gelir sağlık. Ancak SAĞLIKLI bir İNSAN mutlu ve başarılı olabilir. Günün hangi saatinde ve hangi şart altında olursak olalım, ancak sağlıklı ve huzurlu olduğumuz sürece başarının, MUTLULUĞUN ve hayatın anlamı ortaya çıkar. Tabi sağlık ve mutluluk kelimelerini yalnızca bir dilek, bir temenni ol...”
İnsan için hayatta en vazgeçilmez nimetlerin başında gelir sağlık. Ancak SAĞLIKLI bir İNSAN mutlu ve başarılı olabilir. Günün hangi saatinde ve hangi şart altında olursak olalım, ancak sağlıklı ve huzurlu olduğumuz sürece başarının, MUTLULUĞUN ve hayatın anlamı ortaya çıkar. Tabi sağlık ve mutluluk kelimelerini yalnızca bir dilek, bir temenni olarak bırakmayıp onu hayata geçirmek gerek. Nasıl ki ayrı ayrı vazifeleri olan vücut organlarımızdan birinin rahatsızlığı diğer organları da etkiliyorsa, işte aralarında sevgi bağı olan toplumlar da böyledir. Kişi toplumun AYNASIDIR. Bir kişinin üzüntüsü, sıkıntısı diğer insanları da üzer. Tabi insanları huzursuz edecek, mutsuz edecek sıkıntılar her zaman var olacaktır. İnsan mutsuz olmak istiyorsa dünya üzerinde sayılacak o kadar çok sebep var ki. Ama onlar olmasaydı zaten burası dünya olmazdı. Olumlu yada olumsuz, çeşitli olaylar karşısında sergilediğimiz hiçbir tepki ne çevredekileri, ne de insan bünyesini sıkıntıya sokacak veya zarar verecek boyutlarda olmamalıdır. Çünkü insan olarak, sevinmeye ne kadar hazırlıklı isek, üzüntü verici olaylara da aynı şekilde hazırlıklı olmamız gerekir. Hayatı, ne bir eğlence yeri, ne de bir azap ortamı gibi görmek doğru değildir. Birbirinden farklı olaylar sürekli akıp gidecektir hayatımızdan. Önemli olan olumlu yada olumsuz, yaşadığımız her olaydan ders çıkarmayı bilmemizdir. Güzel bir söz vardır. İnsanlar bu sözü hayatlarına adapte etseler, sanırım güzel şeyler düşünmek için vakit bulabileceklerdir. "Bugün başkasının yaşadığı kabus, yarın senin gerçeğin olabilir." İnsanların birbirlerine değer vermesi, birbirlerini anlayıp dinlemesi, karşılıklı saygı ve sevgi ne kadar güzel hasletlerdir. Bunları yapabilmenin tek yolu, karşımızdakinin ÖNCE ve sadece İNSAN olmasıdır. Hayatın her alanında yaşanan hızlı gelişmeler şüphesiz hayatımıza çok çeşitli rahatlıklar sunuyor. Ancak çağımızın bize sunduğu bütün bu kolaylıkların VE rahatlıkların yanında bazı olumsuzlukları da olduğu; insani değerlerimizin en önemlisi olan İNSANA SAYGI anlayışında aşınmalara sebep olduğu gerçeğini göz ardı etmemek GEREK. Bilgi çağında modern toplumlar arasındaki yerimizi almamızda insani değerlere sıkıca sarılmamızın çok önemli bir rolü olacağı asla unutulmamalıdır. ”İnsanlar kendilerini düzeltmeye çalışsalardı, başkalarının hatalarını, kusurlarını görmeye vakit bulamazlardı. “
ZAMAN GEÇİYOR Zaman, üretilen, biriktirilebilen, alınan, ödünç verilen bir meta değildir. O halde sürekli akıp giden VE bir daha GERİ GELMEYECEK bu mefhumun kıymetini çok iyi anlayıp, her saniyesini çok iyi değerlendirmeliyiz. Çünki onun yerine koyacağımız, onun yerine kullanacağımız başka bir kaynak yok. O halde zamanı iyi düşünerek, mümkün olduğunca ekonomik kullanarak hareket etmek gerek. Zaten gerçek başarı da zamanı iyi yönetip, başarıyı orada yakalamak değilmidir ? Ama önce inanmak gerek. Başarısızlıkta ve atalette bir başka büyük etken’de İNANÇ eksikliğidir. Çünki inanç, insanın yaşama amacıdır. İnsanlar, yaşadıkları her olayda bir çok tercihler yaparlar ama, inançları için ölebilirler de. İşte o inançtır ki insana müthiş bir ataklık, sabır, fedakarlık VE disiplin ruhu verir. Ancak hayatın bir başka “olmazsa olmaz” ı’da umuttur. UMUT, inancın temelindedir. Umut YOKSA inanç’ta yoktur. İNSAN düşüncesinden umudu söküp atarsanız, mukavemetini, YAŞAMA OLAN BAĞLILIĞINI ve insanlığını KAYBEDER. Bu durumda insan, ister istemez güdümlenebilir hale gelir. Bu yüzden, yaşadıklarımız iyi ya da kötü nasıl olursa olsun, beklentilerimiz hep umutla dolu olmalıdır. Hayat boyu çevremizde hep örnek insanlar olmayabilir. Ancak hayatın kurallarında umutsuzluk yoktur.
AKIL, ZEKA VE İDRAK AKIL anlayıcı bir kuvvettir. Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden VE faydalıyı zararlıdan ayırmak içindir. Ancak akıl duyu organlarına tabidir. ZEKA, sebep ile netice arasındaki bağlılıkları bulmak, benzeyiş ve ayrılışları anlamaktır. Yani zeka, düşünebilme kuvvetidir, öğrenme kuvvetidir, problem ve mesele çözme kuvvetidir. Ancak düşüncelerin doğru olabilmesi için akıl lazımdır. Öğrenmeye başlamak gelişmenin ilk adımıdır. Ne aradığını bilmeyenin, neyi bulduğunu neyi öğrendiğini anlaması mümkün değildir. Dinlemeyi bilmeyen konuşmayı da öğrenmeyi de bilemez. Diyalog halinde olduğumuz kişilerin konuşmalarına göstereceğimiz saygı ve pozitif yaklaşım, karşımızdakinden beklediğimiz İLE aynı olmalıdır ki zaten bu medeni olmanın bir gereğidir. Bunun için de, neleri bilmek gerektiğini bilmek, yani öğrenmeyi öğrenmek gerek. Tabi bu da yetmez. Ancak ÖĞRENİLENİ kuvvetle ANLAYIP, zihinde yaşamak, onları HİSSEDEBİLMEK ve hayata geçirmek İDRAK’tir. İşte sözün özü’de budur. İnsan, bilmediğinin farkında olduğu sürece öğrenir. “Biliyorum” diyen, kaybeder.
Ayten Dirier / 10.05.2008Bu güzel yazınızı ana sayfada uzun süre tutmak gerek... Akıcı bir anlatım ve zincirleme bütünlük. Sıkıldıkça dönüp okuyacağım. Teşekkürler.
Muzaffer Akçay / 10.05.2008Iste kalite bu..Almanya dan selamlar..
Ali Özkanlı / 04.05.2008İnsan, zaman, akıl, zeka ve idrak konulu ruhumuza seslenen nadide satırlarınızla mutlu ettiniz efendim. Güzel gönülden güzel sözler çıkarmış. Yüreğiniz sağolsun. Selam, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Erol Güldiken / 04.05.2008Sayın Haluk Namdar, öncelilkle yorumunuz için çok teşekkür ederim. Ancak bahsettiğiniz "önce ve sadece insan" sözlerinden kastım,kişinin bedenen ve ruhen insan olmasıydı. Yoksa kamil bir insan olmasını beklemek değil.Ayrıca büyük harfle yazdığım kelimelerin esprisi farklıydı. Onlar yanyana getirilirse anahtar cümle çıkıyor. İlginize ve açıkladığınız düşüncelerinize teşekkür ediyorum.
Haluk Namdar / 03.05.2008Sayın Güldiken,
Nefis bir yazınızı okudum. Affınıza sığınarak birkaç konuda fikirlerimi yazacağım…
Sağlıklı olduğumuza şükürler olsun. Tabi ki bu sağlığı beden ve ruh sağlığı diye ikiye ayırmadan olmayacak…
Sağlığı korumak, sürdürmek kendi elimizde aslında. . Örneğin beden sağlığımızı korumak için sigara içmemeyi seçebiliriz. İçenlerde ortaya çıkan rahatsızlıklardan ders çıkartmak, bu dersin farkına varabilmek ne güzel olur…
Ama, ama şu yazdığınıza katılamıyorum : “…karşımızdakinin ÖNCE ve sadece İNSAN olmasıdır.”
Bence gerçek insan BEKLEMEZ. Yani karşısındakinin insan olmasını bekleyeceğine, ÖRNEK OLUR. Eğer beklerse, çoook bekler. Bence insanlığı bunalıma sokan şeylerden biri de bu “beklemek”. Sevilmeyi beklemek, değer görmeyi beklemek, hizmet beklemek, takdir beklemek, anlayış beklemek… beklemeler bitmez.
Ya beklediğimiz olmazsa ? O zaman beklemek = BUNALIM = MUTSUZLUK olacaktır…
Ne güzel yazmışsınız işte. “İnsanlar kendilerini düzeltmeye çalışsalardı, başkalarının hatalarını, kusurlarını görmeye vakit bulamazlardı.”
Öyleyse başkasından insan olmalarını bekleyeceğimize, BİZ İNSAN OLALIM ! Örnek olalım…
Zaman konusunda da güzel tesbitleriniz var. Bence de zamanı iyi kullanmalıyız. Geçmişle , keşkelerle uğraşmaktansa, ŞİMDİ ZAMANI çok iyi değerlendirmeliyiz. Zaten bence “keşke” dediklerimizin temelinde zamanında yapmadıklarımız yatmaz mı ?
İnanmak da önemli tabi. İnanmak bana güç veriyor. Aynen hani küçükler karanlık odaya tek başlarına girmekten korkarlar da yanlarına büyüklerini çağırırlar. Büyüklerinden aldıkları destekle kendilerine güven gelir, işte. Bence “umut”tan önce, ÖZGÜVEN , inandığı dayandığı noktadan aldığı ÖZGÜVEN ile yaşamak, insana başarının kapılarını açacaktır.
Şu cümlelerinize de bayıldım… “Diyalog halinde olduğumuz kişilerin konuşmalarına göstereceğimiz saygı ve pozitif yaklaşım, karşımızdakinden beklediğimiz İLE aynı olmalıdır ki zaten bu medeni olmanın bir gereğidir.”
Tebrikler…
Saygı ve sevgilerimle…
HALUK NAMDAR
Ersin Başeğmez / 03.05.2008bakmak yetmez, görmek gerek, kavramak gerek. doğru şşeyler anlatmış kaleminiz. saygılarımla